• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Sabih Kanadoğlu'nun Yorumları (ve Cumhuriyetin Doğurduğu Rıfat Börekçi Tipolojisi)

14 Nis2008
 

Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Hessen Atatürkçü Düşünce Derneği’nin davetlisi olarak Frankfurt’ta yaptığı bir konuşmada çeşitli yorumlarda bulunmuş. Zaman gazetesinin haberinde Kanadoğlu’nun dört yorumuna dikkat çekiliyor. Haberde ‘tuhaf’ olarak nitelendirilen yorumlar, aksine son derece önemli ve dikkate değer:

1. Ergenekon soruşturması Şemdinli gibi olmaya mahkûm.
2. Yüzde 47 değil, yüzde 97 alsan bile bu dava açılır.
3. CHP ümit vermiyor; Ertuğrul Günay ‘dönek’.
4. Diyanet, milli bütünlüğü bozuyor.


Bu dört yorumu sırayla değerlendirmek gerekirse:
1. “Ergenekon soruşturması Şemdinli gibi olmaya mahkûm.”
Yeni ve cesur atılımlar, risk almayı gerektiren tutuklamalar gerçekleşmediği müddetçe öyle de olacaktır. Ama tabii ben Sabih Kanadoğlu’nun yerinde olsam, kendi cephemin Şemdinli türünden aleni sabıkalar biriktirmesinden çekinirdim. Çünkü bu tür olaylar giderek daha da bilinçli bir karşıt kitle oluşmasına neden oluyor.
2. “Yüzde 47 değil, yüzde 97 alsan bile bu dava açılır.”
Adamlar postmodern darbelerini (Cumhurbaşkanlığını kaybettikleri için) bu sefer yargı yolu ile yapmaya karar vermişlerse, öyle de yapacaklardır. Şayet kendi aralarında anlaşabilir ve şartların bu işi kıvırabilmelerine müsait olduğuna (ya da müsait hale getirildiğine) karar verirlerse, o an, “Bu partinin oy oranı kaçtı sahi?” diye sormayı düşünmeyeceklerdir. (Böyle bir girişimin önüne geçme adına yargının elini kolunu bağlamak, sadece ve sadece bu işin sorumlularını ‘pre-modern’ bir darbe ihtimalini düşünmeye sevk etmeye yarayacaktır. Bunun tek istisnası yeni suikastler olabilir.)
3. “CHP ümit vermiyor; Ertuğrul Günay ‘dönek’.”
CHP’nin ümit vermediğini zaten herkes biliyor. Dahası, taraf değiştirenlere ‘dönek’ demenin Türkiye’de epey eski bir gelenek olduğunu da herkes biliyor.
4. “Diyanet, milli bütünlüğü bozuyor.”
Haberde Kanadoğlu’nun bu konu ile ilgili olarak, “Diyanet hilafetin kaldırıldığı gün kuruldu ve milli bütünlüğü sağlamaya yönelikti. Bugün ise Diyanet milli bütünlüğü bozuyor” dediği aktarılıyor. Diyanet, Ankara Hükümeti’nin kontrolünde olmayan Hilafet kaldırılınca, İslam dinini Ankara Hükümeti’nin kontrolüne alabilme amacıyla kuruldu; ve şayet Diyanet İşleri’nde istihdam edilen herkes Rıfat Börekçi gibi karaktersizlik timsali din adamları olsaydı, o zaman bu kurum gerçekten de hep milli bütünlüğü ‘istenilen şekilde’ sağlardı. Ancak Türkiye bugün bulunduğu noktaya gelmiş olduktan sonra bazı aykırı tiplere hemen her yerde her zaman rastlayabilmek mümkün olacaktır. Kaba kuvvet kullanmadan bu gidişin önünü almak, bir kez uyanmış bulunan bu insanları tekrar uykuya yatırmak mümkün değildir. (Bütün bunların adı ‘rejim krizi’dir. Bu sistem er geç hepten işlemez hale gelip tıkanacak ve nihayetinde muhtemelen kan da dökülecektir.)

Sonuç

Bütün bunlar üzerine sorulması gereken soru, ‘AKP kapatılacak mı?’ olmamalı. Yapılması gereken şey, dayatma, korku, sindirme ve yıldırma üzerine kurulu hakim sistemin nasıl işlediğini anlamaya çalışmak olmalı. Bunun için de, Rıfat Börekçi tipolojisini incelemek gayet güzel bir başlangıç olabilir. Zira o tipoloji, doğru olmadığını bildiği şeyleri her gün ‘iş icabı’ kitlelere anlatan öğretmenlere, gölgesinden korkan ‘emir kulu’ memurlara, üniformalıların karşısına geçince olmadık imzaları atan siyasetçilere ve şöyle biraz korkutulduğunda hemen kuyruğunu iki bacağının arasına alıp inandığı değerleri çiğneyen yığınlara karşılık gelir.
Rıfat Börekçi’yi ve onun gibileri mutlaka araştırıp öğrenmek ve bu kaba sistemin nasıl insanlar ürettiğini anlamaya çalışmak gerekli. Konunun siyasi ve kültürel önemi bir yana, hayata dair genel bir fikir vermesi itibariyle de gayet ilginçtir bu karakterler. Bu işleri bilenler ‘Boktan Rıfat’ da derler ona.

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

VolkanS says:

14 Nisan 2008 at 9:36 PM

Rıfat Börekçi’yi iyi adam olarak biliyorduk. Daha doğrusu hakkında pek bir şey bildiğimiz söylenemez, ama İstiklal Savaşı lehine fetva vermesi ile aklımızda öyle kalmış. Tabii Ankara’daki bir müftünün tersini yapması ne kadar mümkündür, onu da düşünmek gerek. Aynısı İstanbul’daki Şeyhülislam için de geçerli.

 
 

Mister No says:

15 Nisan 2008 at 12:04 PM

Timsali linkinde Rıfat Börekçi ile ilgili bilgi var sanmıştım. Embodiment kelimesi çıktı.

 
 

blue says:

15 Nisan 2008 at 6:04 PM

Serdar Bey,
Rıfat Börekçi konusunu biraz anlatır mısınız? İstanbul hükümetinin fetvasına karşı milli mücadeleyi destekleyen fetva yayınlayan Rıfat Börekçi’den bahsediyoruz değil mi? Tamam, biraz Atatürk’e yaranmak için davranan bir tipmiş ama Boktan Rıfat lakabını alacak kadar ne yapmış olabilir bilmiyorum. Ölenleri hayırla yad etmek lazım.

 
 

Serdar Kaya says:

15 Nisan 2008 at 6:23 PM

Blue:
Benim bir şeyler yazmam, sizin bir şeyler okumanızdan daha uzun sürer zannediyorum. Google kullanmayı da düşünebilirsiniz.

 
 

FST says:

15 Nisan 2008 at 8:24 PM

Rıfat Börekçi, Fevzi Paşa gibi düşünülebilir. Ona da “Kuzu Paşa” derlermiş. Suya sabuna dokunmadığı için.
Suya sabuna dokunmamak ise en azından temiz olmamakla ilişkilendirilebilir.

 
 

Serdar Kaya says:

15 Nisan 2008 at 9:09 PM

Fethi Bey,
Fevzi Çakmak çok iyi bir örnek olmuş, katkınız için teşekkür ederim.

 
 

blue says:

16 Nisan 2008 at 8:53 AM

Hmmm, boktan Rıfat konusu şu anektoda dayanıyormuş:
“Çağırın bana aşağıdan Rıfat Hoca’yı”
“Çağırdılar Hoca hem öfkeli, hem sıkılgandı. Mustafa Kemal yüzüne bile bakmaksızın:
“Hoca şu takriri imza et, dedi
“Ama paşam, Hilâfetin ilgası gibi ciddi bir konuda, müzakere filan olmaksızın… Sonra biz, din adamları bunu istemi…”
“Hoca imza et dedim, keyfini bozarım sonra..”
“O günlerde İstiklâl Mahkemeleri, her gün birçok kişiyi sallandırmakta zaten… Sonradan Diyanet İşleri Başkanı olan Rıfat [Börekçi] Hoca biraz yutkundu, ama mecburen imzaladı. Üzgün, öfkeli bir halde aşağı inince hocalar etrafını sardılar. Onun, ‘Şöyle bağırdı, böyle zor kullandı’ demesine vakit bırakmadan:
“Neee? Yoksa takriri imzaladın mı? Diye bağırdılar. Hoca:
“Canım, imza değil de, ne yaparsın! Şöyle bir boktan Rıfat attık işte”.
Bu anekdotu nakleden Ahmet Kabaklı 15 Ağustos ‘90 tarihli tercüman’daki köşesinde şu ilaveyi ve yorumu yapmaktadır:
“Falih Rıfkı, bu olayı kahkahalarla anlatırken: ‘Bu mürteci heriflere, ne demokrasisi be! Dermiş. Nitekim öbür mebus hocalar da birer birer Gazi’nin odasına çıkarak, Hilâfeti kaldıran o takrire boktan imzalarını attılar’.

 
 

Azra says:

28 Temmuz 2008 at 1:59 AM

Sabih Kanadoğlu’nun kendisi milli bütünlüğü bozmaya çalışıyor.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.