• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Şapka Kanunu [Aydemir]

26 Jun2015
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

Mustafa Kemal batı giyinişine karşı daima sempati duymuştur. Bu arada biri onun kırmızı fese karşı antipatisini belirten, diğeri de Avrupalılar gibi giyinmeye özentisini sâfiyane bir şekilde meydana vuran iki küçük hatırasını verelim. Bu hatıralarının biri, 1920’de [1910 olmalı – SK] Belgrat istasyonunda geçen küçük bir olaydır. O yıl, Fransa’daki Pikardi manevralarında ordu namına bulunmak üzere Paris’e doğru yola çıkmışlardı. İki arkadaştılar. İkisinin de İlk Avrupa gezisiydi. Bindikleri Şark ekspresi daha Türk sınırlarından çıkar çıkmaz o, başındaki fesi çıkardı. Yol arkadaşı Binbaşı Selâhattin Bey kapalı, muhafazakâr bir subaydı. Tren Belgrat istasyonunda beklerken Selâhattin Bey orada dolaşan satıcı çocuklardan bir şeyler almak istedi. Başından kırmızı fesini hiç çıkarmıyordu. Alışverişte de biraz fazla hesaplı ve pazarlıkçıydı. Satıcı Sırp çocukları Selâhattin Beyin bu halinden sıkıldılar. Evvela fesiyle alay etmeye başladılar. Sonra davranışlarını daha da ileri götürdüler ve bir şeyler haykırarak kaçıp gittiler. Selâhattin Bey hâlâ, bu olaya vesile veren kırmızı fesini çıkarmamayı millî bir gurur meselesi sayıyordu. Mustafa Kemal ise ya başı açık ya kasketliydi. Yol boyunca iki arkadaş, fesle şapka üstünde tartışıp durdular.

Paris’te de hoş bir olay geçti. Paris’e vardıkları zaman onları istasyonda Paris Ataşemiliteri ve Mustafa Kemal’in yakın arkadaşı Fethi Bey karşıladı. Kalacakları otele götürdü. Selahattin Bey orada da tutumluluk davasına düştü. Ucuz olsun diye ikisinin bir odada kalmalarını istedi. Avrupa’da hoş görülmeyen bu mesele Fethi Beyin müdahalesiyle çabuk önlendi. Yolcular odalarına çıktılar. Fethi Bey holde onları bekliyordu. Gelenler giyinecek, hazırlanacak ve sonra Ataşemiliter onları ilgililere takdim etmek üzere Fransa Harbiye Nezaretine götürecekti.

Bir müddet sonra merdivenden hole doğru genç misafirler iniyordu. Selâhattin Beyin başında gene ciğer gibi kırmızı fes vardı. Mustafa Kemal’e gelince, o bambaşka bir kıyafetteydi. Merdivenlerden tam spor kıyafetiyle İskoçyalı bir centilmen iniyordu. İri fiyongalı açık sarı iskarpinler giymişti. Golf çoraplarını dizlerine kadar çekmişti. Paçaları dizlerinin altında tokalanan kısa pantolonu kareli nefti kumaştandı. Beline kemer bağlamıştı. Ceketi de pantalonu ile takımdı. Başında gene kareli, aynı kumaştan bir spor kasket! Mustafa Kemal bu kıyafetiyle pek mağrur görünüyordu. Frenklerin kırlarda, seyahatlarda giydikleri bu kıyafeti, kim bilir hangi mağaza kataloglarından seçmiş, Selânik veya İstanbul’da kim bilir hangi bonmarşeden tedarik etmişti. Mağrur ve gülümserdi. Çünkü, işte artık o da bir Avrupalıydı…

Fethi Beyin daha onlar hole inmeden merdivenlere koşması, onları odalarına sokup, bu kıyafetlerle nezarete gidilemeyeceğini anlatmaya çalışması oldukça güç oldu. Mustafa Kemal bu hoş, fakat fiyaskolu özentilisini daima, o zamanki çocuksu heyecanı ile hatırlamış, anlatmıştır…

Fakat 1925’teki kıyafet davası, ne bir özenti, ne bir fiyasko olacaktı. 1925’teki kıyafet inkılâbı ile o, kadın, erkek bir milletin hem iç, hem dış görünüşünü, yeniden yoğuracak ve Türkler, Şark ruhunu ve Şark damgasını atıp, kendilerinin bütün anlayış ve davranışlarına damgasını vuran Şarklı çemberinden çıkacaktı. Kıyafetleri ile de batı âlemine katılacaklardı. Bu başarısı ile de o, anlaşıldığına göre, bilinç altında daima zinde yaşayan iki hatıradan, hem Belgrat’taki utançtan, hem Paris’teki özentiden, belki kendi farkına varmayarak, intikam almış olacaktı…

Kemalist literatür, Şapka Kanunu’na giden sürece değinirken, Mustafa Kemal’in bu anılarına da yer verir. Bu anıların alt metninde iki duygu güçlüdür: (1) Batı kıyafetlerine (ve genel anlamda Batı kültürüne) duyulan özenti, (2) Batı karşısında Osmanlı kıyafetlerinden duyulan utanç.

Aydemir ilgili süreci aktarırken, Mustafa Kemal’in Kastamonu ve İnegöl gezilerine de değinir. Ancak Aydemir’in aktardıkları Falih Rıfkı Atay’ınkilere nisbeten farklıdır. Şöyle ki, Atay, Mustafa Kemal’in bu gezilerdeki gerginliğine ve halkın halinden olan rahatsızlığına değinirken, Aydemir neredeyse bir an önce şapka giymek ve Batılılaşmak için sabırsızlanan bir halk tablosu çizer. (Kitabın 224 ila 234. sayfalarında aktardığı halk manzaraları, okunmaya değerdir.)

Kastamonu ve İnegöl gezileri toplamda dokuz gün sürer. Aydemir, Mustafa Kemal’in gezinin ardından Ankara’ya dönüşüne dair enteresan bir anekdot aktarır. Kendisinin gezi esnasında şapka giydiğini öğrenen arkadaşları, onu karşılamaya kafalarında birer Panama şapkasıyla gelmişlerdir:

Ertesi gün kafile Ankara’ya hareket etti. Gazi’nin Ankara’dan ayrılışının dokuzuncu günüydü. Şehrin yakınında onu bir kısım arkadaşlar karşıladı. Dokuz günde bu arkadaşlar oldukça değişmişlerdi: Şimdi onların her birinin başında beyaz birer Panama şapkası vardı. Kimisinin numarası uyan, kimisininki uymayan şapkalar… Gazi ile karşılaşınca durdular, toplandılar, bir yarım halka oldular. Hoş bir fotoğraf çıkartıldı. Bu fotoğrafta görülenlere biz “ilk şapkalılar” diyelim. Bu resim bu gün hâlâ ellerde dolaşır. Bu yeni kıyafet içinde bu resim, sanki bu yaşlı çocukların, bir yeni yürüyüş için ilk emekleyişleri hissini verir. Ama bu ilk şapkalılar sözünde belki de tam bir isabet yoktur. Çünkü Gazi, şehre girince, resmî erkânı ve karşılayıcıları selamlayıp da Ankara sokaklarından geçerken gördü ki, Ankara’da neredeyse, fesliler değil, şapkalılar çoğunluktadır…

Aydemir’in Şapka Kanunu’nun meclisten geçme süreci hakkında yazdıkları ise, önceki sayfalarda halka dair anlattıklarına rağmen, olan bitenin aslında farkında olduğunu ima eder niteliktedir:

15 Kasım 1925’te Konya mebusu Refik (Koraltan) ve arkadaşları, şapkanın millî serpuş haline getirilmesi için Meclise bir kanun tasarısı sundular. Tasarı bir hoş yazılmıştı. Bu tasarıya göre; Millet Meclisi âzâlarıyla umumî ve hususî idarelere mensup olanlar, hulâsa resmî sıfatı olan herkes “milletin giymiş olduğu şapkayı giymeye mecbur” tutuluyorlardı. Yani millet şapkayı giymiş, ama mebuslar, memurlar geç kalmışlardı! Ama iş artık kanun safhasına gelmişti. Tasarı encümenlerde işlendi, tamamlandı. O sırada Bursa mebusu bulunan Nurettin Paşanın karşı takririnden başka esaslı bir mukavemet olmadı. Bu takririnde Nurettin Paşa işin, bir Anayasa tadili yolu ile yapılmasını istiyordu. Nihayet 28 Kasım 1925’te “şapka giyilmesi hakkındaki kanun” Meclisçe kabul edildi. 15 Aralık’ta da hocaların sarık sarma işi ele alındı. Ceza kanununda yapılan bazı tadillerle sarık, ancak cami ve mescitlerde bir vazife kisvesi haline getirildi. Türk şehirlerinde sokakların eski görünüşü ortadan silindi. Gazi’nin Kastamonu-İnebolu seyahatinde bayrağını açtığı medenî kıyafet davası başarı kazanmıştı.

Aydemir, kitabında kanun metnine de yer verir:

Kanun No. 671: Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun, 28 Teşrinisani (Kasım) 1341 (1925):

Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi âzâlârı ile idarei umumiye ve mahalliye ve bilumum müessesata mensup memurin ve müstahdemin, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedirler. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet men eder.

Madde 2 – İşbu kanun neşir tarihinden itibaren muteber (yürürlükte)dir.

Madde 3 – İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve İcra Vekilleri Heyeti tarafından icra olunur.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 222-224, 234, 235.
« Önceki Yazı: Doktor Civanım (1982)
Sonraki Yazı: Koalisyon Notları »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.