• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Sauna Muhabbetleri: Mısırlı Adam

13 Jul2015
 

Bazı insanlar vardır, her şeyi bilirler. Tabii bu çok şaşırtıcı değil, zira insanların kendileri hakkındaki tahminleri çoğu zaman gerçeklere oranla epey iyimserdir. Ancak bu kişiler her şeyi bildikleri için, muhataplarını dinlemeye ihtiyaç duymuyorlar. Oturmuş bir tartışma kültürü olan toplumlarda söz kesmek kaba bir davranış olarak görüldüğünden, çokbilmiş insanlar usülen de olsa söz sırası kendilerine gelene dek sabrediyor ve sonra da sözlerini çok uzatmamaya çalışıyorlar. Diğer toplumlarda ise, sadece onlar konuşuyor. Orta Doğu ise, hepten acayip bir vaka… Herkes her şeyi biliyor ve herkes aynı anda herkese bir şeyler anlatmaya çalışıyor!

Bir seferinde saunaya 45-50 yaşlarında bir adam geldi. Uzun boylu, esmer, yarısı beyazlamış olan uzun saçları omuzlarına dökülen enteresan bir tip. Yanındaki kişiye dert yanıyor. Siyasi ve ekonomik konular… Biraz da yüksek sesle konuştuğundan söylediklerini içerideki herkes duyuyor. Tabii o da bunun farkında. Belki bu şekilde içini döküyor, rahatlıyor. Başkaları da duysa ve “Haklısın” dese belki kendisini bu kadar yalnız ve çaresiz hissetmeyecek. Söyledikleri çok yanlış şeyler de değil. Ama diğer yandan herkesin ilgileneceği (ya da en azından saunada iken kafaya takacağı) türden konular da değil.

Sauna dediğin aynı anda en fazla 10-12 kişinin bulunabileceği bir yer. Dolayısıyla herkes etrafındakilerin çoğunu simaen de olsa tanıyor. Bir de, Batının (ve belki daha spesifik olarak da Kanada’nın) sokakta gördüğünüz insanlarla merhabalaşmayı ve hatta konuşmayı daha kolay kılan dostça bir kültürü var. Belki bunların da tesiriyle, bu enteresan adam bu şekilde içini dökmekteyken bir noktada bana döndü ve “Haksız mıyım?” gibi bir şey dedi. Ben de kısaca aynı fikirde olduğumu söyledim, ama çok fazla katılmadığım küçük bir noktayı da belirttim. Ne var ki, bu küçük nokta adamın aklına yatmadı. “Ben ticaretle uğraşıyorum, hayatın içindeyim, bu konuları yakından biliyorum” gibi biraz anlamsız bir cevap verdi. Sonra da, benim ne iş yaptığımı sordu. Ben de haliyle cevap verince biraz bozuldu, ama cevabı gecikmedi. “Ben Mısırlıyım” dedi. “Orada büyüdüm. Dolayısıyla olayları iki taraflı olarak görebiliyorum.”

Buna bir cevap veremedim. Desem ki, “Ben de Türkiyeliyim, orada büyüdüm”, bu sefer (her ne kadar ilgisiz olsa da) belki kendisini bir gol daha yemiş gibi hissedecek ve aynı derecede manasız olan üçüncü bir şey bulacak, onu söyleyecek. Dolayısıyla bir şey demedim ve bu küçük tartışmayı o kazanmış oldu.

Böyle insanlar dünyanın her yerinde var, ama dünyanın Orta Doğusunda galiba çok daha yoğun olarak var. Hatta bu öylesine insanın içine işlemiş bir rahatsızlık ki, Kanada gibi bir yerde ve sauna gibi bir ortamda dahi teskin olmuyor. Gevşeyip rahat bir nefes almaktansa, öyle bir ortamda bile asabileşip gerginliğe neden olabiliyorlar.

Misal, geçenlerde taşınırken bazı eşyalarımı satışa çıkarmıştım. Kurutma makinesini almak için Cezayirli bir adam geldi. Daha doğrusu, bir Cezayirli, bir de Japon geldi! Çünkü, her ikisine de “Gelmeden önce arayın, boşuna gelmiş olmayın” demiştim. İkisi de aramadığı için birer dakika ara ile geldiler. Cezayirli bir dakika önce geldiği için makineyi kaptı. Arabasına indirirken yardım da ettiğim için, Japon beyefendinin önünden makineyle birlikte geçtik. Adamı görünce, kabahat onun da olsa üzüldüm. Gayet beyefendi birine benziyordu. Cezayirlinin kendisinden önce geldiğini fark edince gitmedi de… Makineye ağlayacakmış gibi baktı durdu! Cezayirli ile makineyi yüklememizin ardından üçümüz biraz konuştuk. Cezayirli gayet uyanık biri. Japon’a, “Sana benim evdeki makineyi satayım?” diye sordu. Ama benim makinenin ebadı Japon’un çamaşır odasına daha uygunmuş, anlaşamadılar.

Sonra Japon gitti. Cezayirli de gidecekti, ama arabasını tam çalıştıracakken bir an gökyüzüne baktı ve durdu. “Akşam namazının vakti girdi, buralarda bir cami var mı?” diye sordu. Ben “Yok” dedim; “Ama istersen gel evde kıl.” Geldi. Abdest aldıktan sonra, “Kıble ne tarafta?” diye sordu. “Bu tarafta” diye gösterdim. Namaza durdu. Gayet özenli bir şekilde, tadil-i erkana azami derecede riayet ederek eda etti. Sonra da, tesbih çekmedi ama dua etti.

Namazı bitince, biraz kendinden bahsetti ve derhal hassas konulara girdi! Tabii bu konulara girmesiyle birlikte sesinin volümünü iyice açması bir oldu. Burada hukuk okumak için gelmiş. Geçenlerde derste Kanadalı bir hanımefendi ile tartışırken, hırsızların elini kesmenin çok daha adil olacağını söylemiş. Hanımefendi de cevaben “Öyle şey mi olur!” deyince, Batılı hukukçuların da artık bu gerçeği kabul ettiklerini söylemiş.

Bilmeyenler için belirtmiş olayım, işin bu kısmı Türkiye’nin İslami kesiminde de gayet yaygındır. Onca Batılı arasında böyle bir şeyi makul gören en az bir insan elbette çıkar. İslami kesim, böyle bir kişiyi bulmak ve “Batılılar da artık bu gerçeği kabul etmeye başladılar” demek suretiyle konuyu çözüme kavuşturur! Misal, “Orucun faydalarını artık Batılı doktorlar da kabul ediyor!” ya da “Başörtüsünün anlamını ve önemini artık feministler de vurguluyor!” Bizim Cezayirli de el kesme konusunu kendi zihninde bu şekilde çözmüş… Hatta heyecanla cep telefonundan internete bağlanarak bahsettiği adamın yazısını buldu ve mutlaka okumamı tembihleyerek oracıkta bana emailledi. (Sonra okudum. Açıkçası, zaten muteber bir yerde yayınlanmamış olan, ciddiye alınması zor bir internet makalesiydi.)

Doğrusu, o akşam bir sürü işim vardı. Haliyle, el kesme konusunu Cezayirli bir hukuk öğrencisiyle tartışmak birincil önceliklerim arasında değildi. Ama Cezayirli kardeşimizi durdurabilene aşkolsun! Anlattı da anlattı… Arada bir şey söyleyip konuyu kapatmaya çalışsam da başaramadım. Hep o konuştu. Neden sonra kapıya geldik. İçimden, “Artık herhalde tamam” dedim. Ama hukuk dersi bir beş dakika da kapı önünde devam etti. Komşulardan da çekinmedim değil. Öyle ya, sakallı, esmer, ağır aksanlı ve daha çok filmlerde gördükleri türden bir adam, sanki bildiri okuyormuş gibi bağıra bağıra bazı “hassas” konularda bir şeyler anlatıyor!

Bu arada Cezayirli kardeşimiz, bana gönderdiği linki ilgili hanımefendiye de göndermiş. “Ben o emaili gönderdikten sonra bana cevap veremedi” dedi! (İlgili hanımefendiden cevaben herhangi bir email almamış olmasını böyle yorumlamış.) Hatta defalarca telefonla da aramış, ama bu hanımefendi hiçbir seferinde telefonunu açmamış. Acaba neden?

Sonraki Yazı: LDS »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.