• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Savulun Battal Gazi Geliyor (1973)

6 Jan2014
 

Yönetmen: Natuk Baytan
Senaryo: Duygu Sağıroğlu, Natuk Baytan
IMDb
Fragman


Filmin Özeti

Battal Gazi (Cüneyt Arkın), artık yaşlandığından, Malatya serdarlığını oğlu Seyyid Battal’a (Cüneyt Arkın) devretmek ister. Düzenlenen ok ve kılıç müsabakaları sonunda Seyyit Battal bütün rakiplerini yenerek Malatya serdarı olmaya hak kazanır. Görevi oğluna devreden Battal Gazi ise, ibadete çekilir.

Bu görev devrinin haberi, Bizans’a ulaşır. Seyyid Battal’ın genç ve tecrübesiz olmasının kendileri için bir fırsat olduğunu düşünen Bizanslı komutan Kara Şovalye İgor Yanoş (Kazım Kartal), hıristiyanlığın en güçlü şovalyelerini bir araya getirmek ve Anadolu’yu ele geçirmek ister. Bu düşüncesini Azize Maria’ya (Birsen Ayda) açar. Azize Maria, cevaben bir şart ileri sürer: Kuzeni Prens Alfonso (Kayhan Yıldızoğlu) ile Kara Şovalye’nin kardeşi Izabella (Zühal Aktan) evlenecek ve kurulacak Anadolu Krallığı da, düğün hediyesi olarak onlara verilecektir.

Savulun Battal Gazi Geliyor (1973)

Kara Şovalye bu şartın manasını anlamakta zorlanır. Zira, Prens Alfonso elinde doğru düzgün kılıç bile tutamayan biridir. Öyle birinin ne Izabella’ya koca, ne de Anadolu’ya kral olması pek akıl alır şey değildir. Bunun üzerine, Azize Maria, asıl planını açıklar: Krallığı Alfonso’nun arkasında idare edecek olan Azize Maria olacaktır.

Kara Şovalye bu planı makul bulmuş olmalıdır ki, hazırlıklara başlanır. Plan doğrultusunda, “hıristiyanlığın en güçlü şovalyeleri” bir araya getirilir. Bu sekiz şovalyenin herbirinin ayrı bir mahareti vardır:

(1) Şovalye Aleksi, (Yaşar Güçlü) gürz kullanır.
(2) Şovalye Vunnar (Mehmet Ali Güngör) viking başlığı takar ve mızrak kullanır.
(3) Şovalye Petro (İbrahim Kurt) okçudur.
(4) Şovalye Markos (Oktay Yavuz) balta kullanır.
(5) Şovalye Boğa Anton’un (Sönmez Yıkılmaz) kendisine has irice bir silahı vardır.
(6) Şovalye Ayı Tara (Tarık Şimşek) iki elinde iki yuvarlak testere kullanır.
(7) Şovalye Çenyo, uzak doğu savunma sanatlarında mahirdir.
(8) Şovalye Dimitros (Süheyl Eğriboz) hançer fırlatmakta ustadır.

Ordusunu bu ekip ile güçlendiren Kara Şovalye, Malatya’yı basar ve bir katliam gerçekleştirir. Dahası, bu sekiz şovalye, Battal Gazi’nin kızı Senem’e babasının gözleri önünde sırayla tecavüz eder. Kahkahalar eşliğinde gerçekleşen tecavüzün ardından, askerler, Battal Gazi’nin kızını ellerinden çivileyerek, belinden yukarısı çıplak vaziyette çarmıha gererler. Sonra da, bir atın arkasına bağladıkları Battal Gazi’yi yerlerde sürükleyerek yanlarında götürürler. Amaçları, onu köy köy gezdirip küçük düşürmektir.

Bütün bunlar yaşanırken, Battal Gazi’nin oğlu Seyyid Battal orada değildir. Geldiğinde, haçlanmış olan kızkardeşini kurtarır. Ancak, kızkardeşi, yaşadıklarından duyduğu utançtan ötürü hemen oracıkta intihar eder. Bunun üzerine, Seyyid Battal onu defneder ve mezarının başında intikam yemini eder. Ardından da, intikamını almak üzere yola koyulur.

Seyyid Battal, önce Şovalye Aleksi ve Şovalye Vunnar’ı haklar. Ardından da, Şovalye Petro’yu öldürür. Şovalye Markos’u ise, Prenses Izabella’ya (Zuhal Aktan) tecavüz etmek üzere iken yakalar. Seyyid Battal onu da öldürdükten sonra, kısa bir süre Prenses Izabella ile konuşur ve o esnada birbirlerine aşık olurlar.

Seyyid Battal, hem geriye kalan dört şovalyeyi hem de Kara Şovalye’yi öldürmek için Bizans sarayına yönelir. Yol üzerinde iken, Prenses İzabella ile evlenmek üzere saraya gelmekte olan Prens Alfonso’yu da öldürür ve onun yerine geçerek saraya girer. Gerektiği şekilde rol yaparak, herkesin Prens Alfonso’yu (tıpkı tanındığı gibi) pısırık ve korkak bir adam olarak görmesini temin eder. Bir yandan da, gizlice, saraydaki diğer şovalyeleri öldürmeye başlar. Sırayla, Şovalye Boğa Anton, Şovalye Ayı Tara, Şovalye Çenyo ve Şovalye Dimitros ölür.

Geriye bir tek Kara Şovalye kalmıştır. Ancak Seyyid Battal onu öldürmeden babasını kurtarmaya gider. Ne var ki, tam babası ile birlikte kaçmak üzere iken yakalanırlar.

Nihayet hem Battal Gazi’yi hem de oğlu Seyyid Battal’ı aynı anda eline geçiren Kara Şovalye, Seyyid Battal’ı etkisiz hale getirmek ister. Bu amaçla, onu içinde akrepler bulunan bir kovaya baş aşağı sarkıtır. Yüzünün her yanını akrepler kaplayan Seyyid Battal’ın gözleri görmez olur. Herşey sona ermiş gibidir.

Ancak, Seyyid Battal’ın adamları (Reha Yurdakul, Eşref Vural, Aydın Haberdar, Doğan Tamer) onu kaçırmayı başarıp gözlerini tedavi ettirince, olayların seyri yeniden değişir. Seyyid Battal yeniden saraya dönerek babasını kurtarır. Birlikte, etraftaki askerleri öldürürler. Son olarak, Battal Gazi, Kara Şovalye’yi kale surlarından aşağıya atar.

Filmin yansıttığı zihniyet

Filmde, Seyyid Battal’ın verdiği mücadelenin iki temel amacı var: (1) Babası Battal Gazi’yi Bizanslıların elinden kurtarmak, ve (2) kızkardeşine tecavüz eden sekiz şovalyeden intikamını almak. Bu iki amaç, birbirinden müstakil. Yani, ortada aslında iki ayrı mücadele ve dolayısıyla da iki film var. Senaryo, bu iki mücadeleyi tek bir hikâye etrafında örgüleyebilmek için bir zorlamaya başvuruyor. Şöyle ki, Battal Gazi’nin kaçırılmasından çekinen Kara Şovalye, onu birbiri ardına açılan yedi ayrı kapının ardındaki özel bir hücreye hapsediyor ve bu kapıların anahtarlarının (o an itibariyle hayatta olan) altı şovalye ve Azize Maria’nın boynunda taşınmasına karar veriyor.

Kara Şovalye’nin bu denli zahmetli işlere girişmek yerine hücredeki Battal Gazi’yi öldürmemesi için ortada hiçbir neden yok. Ancak, bu şekilde, Seyyid Battal’ın iki mücadeleyi aynı anda yürütmesi doğal hale geliyor. Seyyid Battal, boyunlarındaki anahtarı ele geçirmek üzere kardeşine tecavüz eden şovalyelerin teker teker karşılarına çıkıyor ve herbirini kendi özel silahıyla (ve tecavüz cürmünü işlediği noktadan da vurarak) öldürüyor.

Yani Seyyid Battal’ın mücadelesi aynı zamanda bir namus meselesi. Dahası, hikâyenin namus algısı, kadın bedenini algılayış şekli itibariyle ataerkilliği epey ön planda olan zihniyeti yansıtıyor. Örneğin, Seyyid Battal, kızkardeşi Senem’i bulduğunda, haçlandığı çivileri çıkararak onu kurtarıyor. Ancak, bu utançla yaşayamayacağını ifade eden kızkardeşi, (namusunu temizleme adına) derhal bu çivilerden birini kendi vücuduna saplayarak intihar ediyor.

Bu ataerkillik siyasi alana da yansıyor. Örneğin, karşı tarafın kadınlarının ele geçirilmek istenen birer meta olarak algılanması, ataerkil bakışın bir yansıması. Şovalyeler Senem’e tecavüz ederlerken, Kara Şovalye’nin Battal Gazi’ye söylediği şu sözlerde de bu bakışın izlerini görmek mümkün: “Kızının ırzına geçtiğimiz gibi, bütün müslüman kızlarının da ırzına geçeceğiz, Battal Gazi!

Bu noktada şu soru önemli: Sadece Bizanslılar mı karşı tarafın kadınlarını ele geçirmek istiyorlar? Yani karşı tarafın topraklarına, altınlarına ve taşınır taşınmaz diğer zenginliklerine gıpta ederken, onların kadınlarını da bu çerçevede değerlendirmek Bizanslılara mı özgü? Bizans filmlerine göre durum bu. Zira, bu filmlerde, tecavüz neredeyse kategorik olarak Bizanslıların yaptığı bir şey. Peki böyle bir şey mümkün mü? Yani, Bizanslıların Türklerin her şeyine, Türklerin ise Bizanslıların kadınları hariç her şeyine göz diktiği bir dünya gerçekten inandırıcı mı?

Bu sorunun ekseninde farklı sorular sormak da mümkün: İlgili filmler, Türklerin Bizans’tan gelin almalarını (ya da Bizanslı kadınlarla sevişmelerini) sorun etmezken, bunun tersini neden mevzu dahi etmezler? Ya da, bu filmlerde neden Bizanslı kadınlar Türk erkeklerini etkileyici bulurlar, ama bunun tersine hiç rastlanmaz? Mesela, bu filmde, Prenses İzabella, hiç tanımadığı Seyyid Battal’ı korumak için Bizans askerlerini başka bir istikamete yöneltiyor ve bunu yapmasının hemen ardından, ikilinin arasında şöyle bir diyalog geçiyor:

Seyyid Battal: “Beni kurtarmak için neden yalan söylediniz onlara?”

Prenses İzabella: “Şerefimi borçluydum size.”

Seyyid Battal: “Sebep sadece bu mu?”

Prenses İzabella: “Belki bu, belki de başka bir şey. Sormayın bana lütfen.”

Prenses İzabella bu şekilde Seyyid Battal’a kendisinden etkilendiğini ima ettikten hemen sonra, daha açık konuşmaya başlar: “İmkan olsa beni de götürmenizi isterdim; alıp kaçırmanızı isterdim.” (dakika 40:53-41:44)

Prenses İzabella’nın bu ani ilgisini bir yıldırım aşkı olarak nitelendirmek mümkün olsa da, çerçeve bu kadarıyla sınırlı değil. Bu bir dakikalık görüşmenin ardından günler geçip de Seyyid Battal, Prens Alfonso kılığında Bizans sarayına girdiğinde, ikili yeniden karşılaşıyor. Ancak, Prenses İzabella, Seyyid Battal’ı tanımıyor ve onu evlenmek zorunda olduğu Prens Alfonso zannettiğinden kendisine gayet ağır sözler söylüyor:

Prenses İzabella: “Siz onun tırnağı bile olamazsınız; Battal son derece mert ve cesur bir erkek”

Alfonso kılığındaki Battal: “Halbuki ben korkak ve pısırığın tekiyim, öyle mi?”

Prenses İzabella: “Evet! Çok şükür ne olduğunuzu kendiniz de biliyorsunuz. Onu tanıdıktan sonra sizinle evlenmeye mecbur olmak deli ediyor beni.”

Alfonso kılığındaki Battal: “Duyan da Battal’a sırılsıklam aşık olduğunuzu sanacak.”

Prenses İzabella: “Bilhassa bunu sizin duymanızı istiyorum, Alfonso. Deli gibi seviyorum Battal’ı; ömrümün sonuna kadar da sadece onu seveceğim!”

Alfonso kılığındaki Battal, bu noktada Prenses İzabella’ya Seyyid Battal’ın bir müslüman olduğunu hatırlatma ihtiyacı hissediyor. Bunun üzerine Prenses İzabella’nın verdiği cevaplar, Bizanslı kadınların Türk erkekleri için dinleri dahil pek çok şeyden vazgeçmeye hazır olduklarını (bir kez daha) teyit ediyor:

Alfonso kılığındaki Battal: “Ama o bir Türk. Din düşmanımız bizim.”

Prenses İzabella: “Umrumda bile değil. İsterse dinimi bile değiştiririm onun için.”

Bu sözler üzerine Seyyid Battal şapkasını çıkararak gerçek kimliğini Prenses İzabella’ya belli ediyor. Seyyid Battal’ı karşısında gören Prenses İzabella, derhal teslim oluyor: “Köleniz, cariyeniz olmaya hazırım!” (dakika 59:12-1:00:40)

Bizanslı kadınların Türk erkekleri için dinlerinden (ve hatta onurlarından) vazgeçmelerinin tek örneği bu değil. Prens Alfonso kılığında Bizans sarayına gelen Seyyid Battal, o güne dek hiç karşılaşmadığı “kuzeni” Azize Maria ile tanışıyor ve Azize’nin iki yanağından öpüyor. “Alfonso”nun bu samimi tavırları üzerine, Azize Maria, “Her ne kadar akraba sayılırsak da, böyle bir keşişin önünde saygılı davranmalısınız bana; kutsal bir azizeyim ben” deme ihtiyacı hissediyor. (dakika 49:07-49:44)

Ne var ki, aradan günler geçtikten sonra bir gün Seyyid Battal (yine Prens Alfonso kılığında) Azize Maria’nın odasına giriyor ve Azize Maria, ne istediğini sorduğunda, “Seni!” cevabını veriyor. Daha önce “kutsal bir azize” olduğunu söyleyen bir kadının kuzeni zannettiği kişiden gelen böyle bir teklifi değerlendireceğini düşünmek abes olabilir. Ancak, Azize Maria, konunun bu yönüyle değil, Prens Alfonso’nun erkeklik gücüyle ilgiliymiş gibi konuşuyor. Bunun üzerine “Alfonso”, Azize Maria’nın bu konudaki şüphelerini giderme adına birkaç şey söylüyor ve nihayet beklediği cevabı alıyor: “Al, bütün benliğimle seninim; bana sahip olmak için hala ne bekliyorsun?” Bir sonraki sahnede, Alfonso kılığındaki Battal odadan ayrılmak üzere iken Azize Maria’nın bir performans değerlendirmesi yaptığına şahit oluyoruz: “Müthiş bir erkekmişsin meğerse…” (dakika 1:04:46-1:06:33)

Peki Türk kahramanların cinsel güçleri bu denli övgüye layık iken, Bizans cephesinde durum ne? Filmin belli aralıklarla iktidarsızlığına atıfta bulunduğu Prens Alfonso, bu konuda Seyyid Battal’ın karşısındaki tek örnek. Prens Alfonso’nun Bizans sarayına gelmekteyken, yanında bulunan rahip ile arasında geçen diyalog ve bu diyalog sonrasında yaşananlar ise bu konuda epey fikir verebilecek mahiyette:

Prens Alfonso: “Ah aziz peder, Kara Şovalye’nin şatosunda kim bilir neler bekliyor beni…”
Rahip: “Korkmanız için hiçbir sebep yok, Prens Alfonso; hıristiyan dünyasının en güzel kızıyla evlenmek için gidiyorsunuz oraya”
Prens Alfonso: “Asıl mesele burada ya… Ben hiçbir kadınla yatmadım ömrümde.”
Rahip: “Üzülmeyiniz, bu meseleyi halletmek kolay…”
Prens Alfonso: “Nasıl?”
Rahip: “Rastladığınız ilk kadın üzerinde erkekliğinizi deneyerek.” (dakika 41:37-44:28)

Rahip’in bu cevabının hemen ardından, yol kenarından geçmekte olan bir kadın görüyorlar. Bunun üzerine, rahip, “Bakın Prens Alfonso, şansınız varmış…” diyor ve arabayı durduruyorlar. Onları görünce korkup kaçan kadının gittiği eve vardıklarında, kendi hallerinde yaşayıp gitmekte olan bir çiftle karşılaşıyorlar. Burada askerler adamı zaptediyorlar. Alfonso ise, kadına tecavüz etmek üzere eve giriyor. Ancak az sonra kadının göğsünden bıçaklanmış vaziyette dışarı çıktığını görüyoruz. Muhtemelen giyindiği için dışarıya daha geç çıkan Prens Alfonso ise, “Hakaret etti bana; erkekliğimle alay etti!” diyerek duruma açıklık kazandırıyor. Rahip ise, “Üzülmeyiniz Prens Alfonso Hazretleri, bir başkasıyla denersiniz…” diyerek prensi teselli ediyor ve oradan ayrılıyorlar.

Bu izahı zor sahne, ilgili ailenin hıristiyan olması itibariyle de önemli. Olayın gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra ilgili eve varan Seyyid Battal’ın ilk sorusunun, “Hıristiyan değil misiniz siz?” olması da, bu noktayı vurguluyor. Bu soruya, hıristiyan olduğu halde Kara Şovalye’nin zulmünden bıktığı için Seyyid Battal ile birlikte hareket eden adamlardan biri (Reha Yurdakul) şu cevabı veriyor: “Keşke olmaz olaydık… Hırıstiyanlık arkasında saklanmış bir sürü canavar bunlar. Bu haçı boynumda taşımaktan utanıyorum artık.” Bu sözü söylemesiyle birlikte boynundaki haçı koparıp yere atan adam, Seyyid Battal’a şu soruyu soruyor: “Benim gibi bir papazı Hak Dini’ne kabul eder misin, Battal?” Gerek papaz kelimesini kullanış şekli, gerekse İslam dinine kabulü Seyyid Battal’ın iznine tabi görmesi itibariyle problemli olan bu cümlenin ardından, (az önce karısı öldürülen adam dahil) orada bulunan bütün hıristiyanlar kelime-i şehadet getirerek müslüman oluyorlar. (İyi olan hıristiyanların bir noktada müslüman olması kuralının bu filmde de işlediği söylenebilir.) (dakika 44:28-45:30)

İyi Bizanslılar bu şekilde kimliklerini terk ederek müslümanların safına geçerken, filmde bir tane bile kötü Türk’e rastlanmıyor. Türkler, birbirlerine kesinlikle ihanet etmeyen, masum, cesur ve mert kimseler. Hatta Bizanslı komutan “İçinizden hanginiz Battal’ın oğlu?” diye sorduğunda, hepsi “Battal’ın oğlu benim!”, “Benim de adım Battal!” gibi sözlerle öne atılarak kendisini feda ediyor.

Bazı enteresan öğeler

(1) Şovalyelerden Çenyo, gerek görüntüsü, gerekse savaşma tarzı itibariyle diğerlerinden farklı olan ve uzak doğulu olduğu izlenimini uyandıran bir karakter. Bir uzak doğulunun o dönemde Bizans’ta ne aradığı meçhul. Çenyo’nun, uzak doğuya özgü bilgeliğini kullanarak Kara Şovalye’ye (Prens Alfonso konusunda) akıl verdiğine de şahit oluyoruz: “Çin’de bir atasözü vardır; ısıracak köpek dişini göstermez derler.” (dakika 57:16-58:06) Filmdeki bir diğer uzak doğu bağlantısı ise, Seyyid Battal’ın benzerlerine sadece kung-fu filmlerinde rastlanan türden yüksek sıçrayışları. (dakika 23:33-24:25) (Muhtemelen tramplenlerle yapılan bu sıçrama sahnelerinin hiçbirinde zemin gösterilmiyor.)

(2) Seyyid Battal’ın ünlü kulak koparma sahnesi bu filmdedir: “Şimdi ben senin kulaklarını koparayım da gör!” Kulağı koparılan kişi ise, Şovalye Boğa Anton’dur. (dakika 54:45-55:03)

(3) Üzerinde sadece bir hayvan derisi bulunan ve bu nedenle tıpkı mağara adamlarına benzeyen Şovalye Boğa Anton, boğalarla güreşir ve (Amerikalı kovboylar gibi) boğaları boyunlarından tutup çevirerek yere yıkar. Diğer şovalyeler ise, genellikle insanları canlı hedef olarak kullanırlar. Örneğin, Şovalye Vunnar, mızrağıyla insanları öldürür (dakika 7:40-8:05), Şovalye Dimitros ve Şovalye Petro ise insanların başlarına koydukları elmalara ok ya da hançer fırlatarak nişancılıklarını yarıştırırlar. (dakika 8:04-8:43)

(4) Gerçek dünyada, iktidarsızlık sorunu yaşayan seri katiller, kadın kurbanlarını bıçaklayarak (ya da bedenlerine herhangi bir başka cisim saplayarak) öldürme eğilimindedir. Filmin senaristlerinin bu gerçeği bildikleri şüpheli olsa da, Prens Alfonso ile ilgili sahnede bıçağın kullanılması yine de isabetli olmuş.

Bazı mantıksızlıklar

(1) Filmde, Seyyid Battal Gazi adı ikiye bölünerek, iki ayrı Battal Gazi üretilmiş. Baba Battal Gazi, oğul ise Seyyid Battal olmuş. Halbuki, seyyid bir isim değil, (Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere atfen kullanılan bir) lakap. Dolayısıyla, oğul seyyid ise, baba da seyyiddir ve bu nedenle bu kelime ikisi arasında ayırt edici bir ifade olamaz.

(2) Filmde, hem Battal Gazi’yi hem de Seyyid Battal’ı Cüneyt Arkın oynuyor. Buna rağmen, Kara Şovalye, bir avuç esirin arasından Battal Gazi’nin (kelimenin tam anlamıyla tıpkısının aynısı olan) oğlunun kim olduğunu bir türlü anlayamıyor. (dakika 29:40-32:18)

(3) Seyyid Battal, Prens Alfonso’nun kılığına girince ona aşık olan Prenses İzabella bile onu tanıyamıyor. (Bu gibi tuhaflıkları, battalnamelerde Battal Gazi’ye atfedilen çok sayıda dil konuşma ve kılık değiştirerek kolaylıkla düşman şehirlerde dolaşabilme gibi özelliklerden hareketle fantastik bir öğe olarak sunmak da mümkündü.)

(4) Müslüman olan hıristiyanların kendi kimliklerine bir anda yabancılaşmalarına bu filmde de rastlamak mümkün. Müslüman olan papaz, Bizans sarayına girmeden önce tıpkı Seyyid Battal gibi kılık değiştiriyor ve yerine geçtiği papazın kıyafetlerini giyiyor. Bunun ardından, sarayda Seyyid Battal’a fısıldayarak şöyle hayıflandığını işitiyoruz: “Dinimizi değiştirdik ama, gene de bu kılıktan kurtulamadık…” (dakika 48:53-49:07)

(5) Hıristiyanlara kelime-i şehadet getirmeyi öğreten Seyyit Battal, filmde çoktanrılı bir dine mensupmuş gibi dua ediyor: “Tanrım… Tanrıların en büyüğü…” (dakika 1:27:44-1:28:18)

Bazı hatalar

(1) Seyyid Battal, Şovalye Vunnar’ı öldürmek üzere yere yatay vaziyette uçuşa geçer. Ancak, asılı bulunduğu ip kameraya yansır. (dakika 22:05-22:17) Benzeri bir yere yatay uçuş da, Şovalye Ayı Tara’yı öldürdüğü sahnede vardır. Yere son derece yakın bir yükseklikten gerçekleşen bu uçuşta, fizik kuralları tamamen askıya alınmış gibidir. (dakika 56:49-57:15)

(2) Pek çok Bizans filminde olduğu gibi bu filmde de, saray, kale ve şato kelimeleri birbiri yerine kullanılıyor. İç mekanlardaki çekimler saray görüntüsü verirken, dış mekanlar derhal kaleye dönüşüyor. Hangi mekanın saray, hangisinin kale, hangisinin şato [Anadolu’da şato var mı?] olduğu belli değil.

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.