• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Serbest Dolaşım

10 Oct2005
 

[10 Ekim 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı.]

Evet, pek gündemde yer almasa da doğru: Şayet takriben 10 yıl sürecek olan görüşmeler sonucunda Türkiye Avrupa Birliği’ne kabul edilse bile, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, birliğe üye ülkelerde serbest dolaşım hakkı tanınmayacak. Bir başka deyişle, AB’ye girsek bile, şu anki durum itibariyle, T.C. vatandaşları vize kuyruklarında çile çekmeye devam edecekler. Bu durum, adı öyle konmamış olsa bile, aslında bir tür şartlı üyelikten söz ettiğimiz anlamına geliyor. Ancak bu noktanın gözü kapalı eleştirilmesi de doğru değil.

Avrupa Birliği’nin bugünkü nüfusu 450 milyon civarında. Yani Türkiye’nin birliğe alınması, bir anda %15’lik bir büyüme yaşanacağı anlamına geliyor. Ancak sözü edilen 72 milyonun hal-i hazırdaki 450 milyon ile arasındaki ciddi demografik farklılıklar, Türkiye’nin, birliğe sosyoekonomik anlamda mevcut yapı içerisindeki diğer bir %15’lik kesime göre çok daha büyük bir tesirde bulunacağı anlamına geliyor. Çünkü Türkiye’nin son derece genç bir nüfusa sahip olması, nüfusun içerisinde işsizliğin üniversite mezunu gençler arasında da çok yaygın olması, dahası, çalışmakta olan üniversite mezunlarının önemli bir kısmının da işinden ya da maaşından memnun olmaması ve AB’ye girişi bir kurtuluş fırsatı olarak algılaması, üye ülkeleri – doğal olarak – korkutuyor. Unutulmamalı ki, özellikle bu tür anlaşmalarda tarafların öncelikleri ve hassasiyetleri göz önüne alınmadan ve mevcut çekinceleri ortadan kaldıracak makul çözümler bulunmadan herhangi bir uzlaşmaya varılamaz.

Bu şartlar altında, zaten yıllardır ekonomik durgunluk yaşayan ve işsizlik ve sosyal güvenlik gibi problemlerine çözüm arayışı içerisinde olan AB üyesi ülkelerin, daha iyi bir hayat arayışında olan milyonlarca üniversite diplomalı gencin elini kolunu sallaya sallaya ülkesine girecek olması düşüncesinden çekinmemesi düşünülemez. Üstelik, her göçmen istihdamında olduğu gibi, Türk gençlerinin üye ülkelerdeki cari ücret hadlerinden daha düşük maaşlarla çalışmaya razı olacağı hatırlanacak olursa, bunun üye ülkelerde ekonomik sorunları daha da çözümü zor hale getireceği daha net bir şekilde görülür.

Bu noktada Türkiye’nin yapması gereken, karşı tarafın hassasiyetlerini görmezden gelmek değil, soruna esas teşkil eden noktayı mercek altına alarak çözüm adına doğru politikalar üretmek. Bir başka deyişle, Türkiye bu sorunu, “Milyonlarca insanı ülkenize kabul edin” diyerek değil, sadece ve sadece bu ölçüsüz yönelişe yol açan ekonomik şartları ortadan kaldırarak çözebilir. Yani Türkiye’nin vatandaşları gözünde “kaçılması gereken” bir ülke olmaktan çıkarılması gerekiyor. Çünkü, ancak o zaman AB ülkeleri de “kapağın atılması gereken yerler” olmaktan çıkabilir.

Üye ülkelerin kişi başına düşen gelirleri (satın alma gücü bazında) 10.000 dolar ila 28.000 dolar aralığında seyrediyor. Ortalama ise 26.900 dolar civarında. Ancak gerçekçi olmak gerekirse, Türkiye’nin bu sorunu çözmesi için, ne yazık ki kişi başına gelirin 10.000 dolar seviyesinin üzerine çıkması dahi yeterli olmayabilir. Çünkü Türkiye’nin nüfusu Estonya’nınki gibi 1,3 milyon değil ve 72 milyonluk Türkiye içerisinde göçmenlik arayışı içinde olan 500.000 insanın varlığı dahi üye ülkeler adına son derece ürkütücü.

Türkiye bu sorunları AB üyeliği söz konusu olmasa dahi çözmeli. Bu nedenle, hukuki ve politik reformların ardından bir de ekonomik reforma gidilmesi şart. Bu konuda ilk yapılması gereken de, maaşlara uygulanan yüksek vergilere bir son verilerek istihdamın kolaylaştırılması.

Paylaş:
« Önceki Yazı: Sorumluluk Duygusu
Sonraki Yazı: CopyLeft Lisansları »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.