• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Sevan Nişanyan ve Rüyası

20 Feb2011
 

[20 Şubat 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Albert Einstein, “Gerçekten muhteşem ve ilham verici olan herşey, özgürlük içerisinde çalışabilen bir insan tarafından yaratılmıştır” diyor. Einstein’ın bu sözünü, Diyojen’in Büyük İskender’e verdiği “Gölge etme, başka ihsan istemem” cevabı ile birlikte değerlendirmek gerekli. Zira, yetenekli bir insanın dahiyane işler ortaya çıkarabilmesi için çoğu zaman desteğe değil, kendisine köstek olunmamasına ihtiyacı vardır. Ayn Rand’in The Fountainhead ve Atlas Shrugged adlı romanları, bu duruma dair çok sayıda örnekle doludur.

Ne var ki, hemen her otoriter idare, bağımsız düşünebilen insanların varlığından rahatsız olur ve onları kontrol altında tutmak ister. Bu kontrol kaygısı, çeşitli bireysel hak ihlallerini de beraberinde getirir ve neticede, ülkenin beşeri sermayesinin körelmesine neden olur. Çünkü, otoriter rejimlerin sindirdiği sıradışı insanlar, yaşadıkları ülkenin bir parça farklı rüyalar gören ve daha da önemlisi, bu rüyaları gerçekleştirebilen kesimine karşılık gelir. Geçmişten bugüne dünyayı ve hayatı güzel kılan pek çok şey, bu gibi insanların gördükleri rüyaların bir sonucudur. Bu yönüyle, sıradışı rüyalar (yapıları gereği) merak uyandırıcı ve heyecan vericidir.

Ancak bizim ülkemiz ne yazık ki sıradışı rüyaların çok fazla ilgi gördüğü bir yer değil. Türkiye, herkesin aynı rüyayı görmesi fikri üzerine kurulmuş olan, dolayısıyla da her farklılığı ayrı bir tehdit olarak algılayan bir ülke. Bu durumun belki de en acı sonucu, hakim rejimin insanların rüya görme yeteneğini köreltiyor olması. Yine aynı sebeple, kimi insanların Cumhuriyet’e rağmen gördükleri rüyalar, başkalarında heyecan yerine nefret uyandırıyor. “Türkiye’de hiçbir başarının cezasız kalmayacağı” gibi acı latifelerin popüler kültürümüzde yer etmiş olması da, aslında rüya görmeyi, rüyalara saygı duymayı, rüyalarla heyecanlanmayı unutmuş olmamızın bir neticesi.

Ancak Türkiye özelinde de, herşeye rağmen bağımsız düşünebilen, otoriteye boyun eğmeyi reddeden ve otoriteden duyduğu korku nedeniyle rüyasına sadakatsizlik etmeyen insanlar yok değil. Sevan Nişanyan böyle insanlardan biri.

Nişanyan, yıllar önce, mülkiyeti tamamen kendisine ait olan bir arazide “güzel şeyler ortaya çıkarmak” istemiş. Ancak arazi senin de olsa, üzerinde çalışma yapacaksan ruhsat gerekiyor… Nişanyan da gitmiş başvurmuş; ama vermemişler. Zira oradaki memurların, (görevleri bu olduğu halde) hiç kimseye ruhsat vermek gibi bir adetleri yokmuş. Çünkü, ruhsat öncesinde gerekli olan imar planını uzun yıllardır bir türlü bitiremiyorlarmış. Yani işlerini ya bilmiyor ya da yapmıyorlarmış. Bu nedenle, köyün okulunun ve hatta jandarma binasının dahi ruhsatı yokmuş. Köylüler yıllardır kapılarını pencerelerini dahi ya onarımsız bırakmak ya da gizlice onarmak arasında bir seçim yapmak durumunda kalıyorlarmış. Nişanyan (kendi ifadesiyle) izin istemiş, yalvarmış, kapılarında beklemiş, pis pis hakaretlerini sineye çekmiş, dünyanın parasını ve zamanını harcamış. Sonra da bakmış olmuyor, yetti artık canıma deyip çekip gitmiş ve bir daha da kapılarını çalmamış…

Sonrasında, Nişanyan, arazisinde işe koyularak rüyasını gerçekleştirmeye başlamış. An gelmiş, yıkık dökük harabeleri onarmış, an gelmiş yeni yapılar inşa etmiş… Yeri geldiğinde elinde mala ile saatlerce bilfiil çalışmış… Yüzlerce ağaç dikmiş… Bütün bu süreç boyunca ortaya güzel şeyler çıkarmaktan başka bir amacı olmamış. Mesela, gün olmuş, aklına daha iyi bir fikir geldiğinde yarıya kadar inşa ettiği bir evi yıkıp yeniden yapmaktan çekinmemiş… Gün olmuş, bir evin bir köşesinde kullanmak istediği bir ağacı bulabilmek için deli gibi dere tepe dolaşmış… 10 yılı aşan bu çalışmalar neticesinde, köşkünden bağ evlerine, kameriyesinden taş fırınına, hamamından kulesine dek çok sayıda farklı yapıdan oluşan ve giderek genişleyen muhteşem bir kompleks ortaya çıkmış. Dünyanın her tarafından gelen misafirler, gördüklerine hayran kalmışlar ve Şirince’nin güzelliği dilden dile yayılmaya başlamış.

Bir Rüyaya Savaş Açmak

Sevan Nişanyan yıllar boyu çalışıp bu güzellikleri ortaya çıkarmaktayken, çok sayıda dava ve yıkım kararı ile muhatap olmak zorunda kaldı. 2001 yılında ise, izinsiz restorasyon yapma suçundan 10 ay hapis yattı. Hakkında, kümes kapısı yapmak, hamam inşa etmek gibi “ciddi suçlar”dan ötürü çıkmış olan yeni hapis kararları da var. Nişanyan bugün 55 yaşında. Görülmekte olan diğer davalardan da benzeri sonuçların çıkması durumunda, onun yaşındaki bir insan için toplamda müebbet anlamına gelecek olan bir hapis cezası ile karşı karşıya kalacak.

Aralarında Nişanyan’ın da bulunduğu kimi insanlar, bu konunun bu kadar üzerine gidilmesinde Nişanyan’ın kimliğinin ve siyasi düşüncelerinin etkili olduğunu söylüyorlar. Zira Türkiye gibi bir ülkede Ermeni olmak ve Kemalist rejime muhalefet etmek gibi “suç”lar, izinsiz inşaat ya da restorasyonun çok ötesinde anlamlar ifade ediyor. Bu argüman, resmi rüyanın etnik bir mahiyete de sahip olduğu ve kimi kimliklere bu rüyada yer olmadığı anlamına da geliyor.

Bu karşılıklı tavır ve refleksler, belli karakter yapılarına karşılık geliyor. Zira tıpkı diğer düşünce ve davranışlar gibi, görülen rüyaların türü de, o rüyalara gösterilen reaksiyonlar da, belli bir karakterin dışavurumudur. Bir asra yakın bir zamandır gözetiminde yaşağımız otorite ve o otoritenin doğurduğu kaba saba bürokrasi, Sevan Nişanyan gibi bir insanı hapse atarak kendi karakterini dışavurdu. Nişanyan ise, hapiste geçirdiği 10 ayda da boş duramayıp Türkçe’ye önemli bir etimoloji sözlüğü hediye ederek kendi karakterinin gereğini yerine getirdi.

Bu durumu pek çok farklı olaya da kıyas etmek mümkündür. Mesela, Büyük İskender’e “Gölge etme” diyebilmiş olan Diyojen, otorite karşısında eğilip bükülmeyen bir tavır ortaya koymuştu. Bu Diyojen’in karakterinin bir yansımasıydı. Diyojen’in bu tavrına maruz kalan Büyük İskender’in cevaben, “Eğer İskender olmasaydım, Diyojen olurdum” dediği rivayet edilir. Bu da Büyük İskender’in karakterinin bir yansımasıdır.

Öyle görünüyor ki, bizim hikayemizde de bir Diyojen var; ama Büyük İskender’in esamesi okunmuyor.

Sonraki Yazı: Time to Point Fingers! »
3

Okuyucu Yorumları

 

mcd says:

February 20, 2011 at 6:09 pm

Harika yazi! Elinize saglik.

 
 

gökmen dülgeroğlu says:

February 21, 2011 at 8:12 pm

“Ezenler, ezilenlerin her türlü birleşme girişimlerini sakıncalı olarak görüp “tehlikeli” addedecektir. Çünkü birbirinden kopmuş grupların kontrolü daha kolay olacaktır.” Ezilenlerin Pedagojisi / Paulo Freira

Sevan Nişanyan asla yalnız değil. Sonuna kadar onun yanındayız.

Küçükçekmece Grubu

 
 

rüştü hacıoğlu says:

February 24, 2011 at 10:19 pm

“Aynı/tektip” olanın ve olmanın kutsandığı bir sekterler topluluğunda, “farklı” olmanın ‘kötü ve yanlış’ sayılmak için yeter koşul teşkil ettiğini sarih biçimde anlatan bir yazı olmuş.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.