• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

"Silahsız bir PKK sadece Kürt sorununu çözmez, bu sivil direnç Türkiye'nin demokratikleşmesine de büyük katkı sağlardı"

17 Ara2009
 

Taraf gazetesi yazarı Yıldıray Oğur’un “PKK’yı kimler gaza getiriyor” başlıklı yazısından:

PKK’yı yakından takip eden bir arkadaşımın büyük bir iddiası var.
Diyor ki “Eğer PKK Berlin Duvarı çöktükten sonra 90′larda silahlı mücadeleden vazgeçseydi, şiddet dışı siyasi yollar kullanan sivil bir direniş örgütüne doğru evrilseydi ya Türkiye Kürt sorununda en radikal anayasal değişiklikleri yapmaya mecbur kalmıştı ya da bölünmüştü.
Bu olsaydı büyük ihtimalle Abdullah Öcalan da Dalay Lama’nın, Mandela’nın yanında dünyanın bütün ülkelerinde en prestijli toplantılarda, Davoslarda falan konuşan Nobel Barış Ödülü sahibi bir direniş lideriydi.”
Silahsız bir PKK sadece Kürt sorununu çözmez, bu sivil direnç Türkiye’nin demokratikleşmesine de büyük katkı sağlardı.
Ama PKK bu zihniyet dönüşümünü gerçekleştiremedi. Şiddette ısrar etmesi uluslararası alanda onu yalnızlaştırdı. Dünyanın pek çok yerinde terörist ilan edildi. Bu yalnızlaşmaya PKK “uluslararası komplo” gibi komplo teorileriyle cevap verdi, dört tarafımız düşmanlarla çevrili edebiyatıyla kendini avuttu.

1980′lerde “dağlardaki bir avuç eşkıya” olarak anılan PKK’nın yeni katılımlarla büyük bir askerî güce kavuşması ve Türkiye kamuoyunda tanınmasında en büyük halka ilişkileri yapan kim diye baktığımızda ise kaşımıza Doğu Perinçek’in 2000′e Doğru dergisi çıkıyor.
1991 seçimlerine Kürtlerle siyasi ittifak içinde girmek isteyen Perinçek’in dergisinin “PKK Ordulaşıyor” gibi PKK’nın şehirlerden ‘heval’ bulmak için propaganda malzemesi olarak kullandığı kapakları, Ergenekon davasında da gündeme geldi. Halkın Emek Partisi 1991 seçimlerinde SHP ile ittifak yapınca Perinçek PKK ile ilgili fikirlerini değiştirdi.
Halbuki aynı tarihlerde PKK içinde “Artık gerilla mücadelesi yeter, şehre siyaset yapmaya gidelim” diyen sesler yükselmeye başlıyor. 1990′da toplanan ikinci kongrede bu öneriyi getiren kişi örgütün o dönem en önde gelen isimlerinden ve kongrenin genel sekreterliğini yapan Mehmet Şener. Şener ve ona destek verenler önce tutuklanıyor. Bir süre sonra da Şener ihanet ettiği gerekçesiyle yeni bir örgüt kurma çalışmalarını yürüttüğü Suriye’de öldürülüyor.
1993 yılında 33 er olayıyla kaçırılan barış şansını artık herkes biliyor. Peki, o yıllarda kim devreye giriyor: Yalçın Küçük.
PKK’nın kendini Berlin Duvarı sonrası yeni dünyaya uyarlamayı tartıştığı bir dönemde eski usul sol gerilla teorileriyle Bekaa’da görünen Küçük, Ergenekon’da ifade veren ve üst düzey bir eski PKK’lı olduğu anlaşılan gizli tanık Deniz’in anlattığına göre APO’nun kafasında kıvılcımlar çıkarmayı da başarıyor. Hem de ona karşı yapılacak bir suikastı haber ederek güvenini kazandıktan sonra. “Dünyanın en büyük başı Kürt başı çünkü başkaldırıyor” gibi süslü cümlelerin sahibi Yalçın Küçük bir ara neredeyse örgütün ikinci adamlığına çıktıktan sonra birden saf değiştiriyor.
İşte bu yüzden bugün PKK’nın silahlı mücadelesine söz söyletmeyenlere, eleştirilerin önüne atlayıp fedailik yapanlara, sanki Kürtlerin dostu gibi görünüp Kürtleri dağlara hapsedenlere en çok PKK’lıların şüpheyle bakması gerek.

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.