• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Siyaset Bilimi 102: Faşizm

3 Jul2011
 

[3 Temmuz 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Günümüzde her türlü baskıcı tavra atfen (ve bir parça keyfi olarak) kullanılan “faşizm” ifadesi, aslında belli bir yer ve zamanla özdeşleşmiş olan, çerçevesi belli bir siyasi kavram. Geçen hafta atıfta bulunduğum Siyaset Bilimine Giriş ders kitabı faşizmin tanımını şöyle veriyor: “Bir liderin (diktatör) ilkelerine, tek partili devlete, milliyetçiliğe, sosyal ve ekonomik faaliyetlerin topyekün kontrolüne ve anayasadan ziyade keyfi güç kullanımına dayanan aşırı sağcı siyasi sistem.”

Bu tanımda öne çıkan beş kriterden hareketle faşist bir idarenin belirleyici özelliklerini şu şekilde detaylandırmak mümkün:

(1) Başta diktatöryel otoriteye sahip olan bir lider bulunacak ve siyasi rejimin niteliğinde bu liderin ilkeleri belirleyici olacak.

(2) Siyasi arenada tek bir parti bulunacak ve devlet ile bu parti arasında ciddi seviyede bir iç içe geçmişlik olacak. Ancak parti içi demokrasi bulunmadığı ve parti demek lider demek olduğu için, lider demek aynı zamanda devlet demek olacak.

(3) Liderin/partinin/devletin ideolojisi, milliyetçi bir ideoloji olacak.

(4) Lider/parti/devlet, totaliter bir kaygıyla, siyasetin yanısıra sosyal ve ekonomik alanı da tamamen kontrolü altında tutacak.

(5) Ülkede bir anayasa varolsa bile, bu anayasa fiili olarak herhangi bir anlam ifade etmeyecek. Lider anayasanın üzerinde olacak. Dolayısıyla da, lider pragmatik nedenlerle herhangi bir karar aldığında, hiç kimse o kararın anayasaya uygunluğunu sorgulayamayacak – ya da sorgulamaya cesaret edemeyecek.

“Herşey Devletin İçinde”
İki savaş arası dönemin (1918-1939) Avrupasına özgü bir kavram olan ve doğal olarak Hitler ya da Mussolini gibi diktatörleri akla getiren faşizm, dönemin yerleşik ideolojileri olan liberalizm (sağ) ve komünizm (sol) ile arasına mesafe koyan ve kendisini Üçüncü Pozisyon adıyla bu ikisinin ortasında konumlandıran bir ideolojiydi.

Üçüncü Pozisyon ile kast edilen, liberalizmin özel teşebbüs prensibi ile komünizmin devletçiliğini birleştirmekti. Buna göre, faşist bir rejimde özel mülkiyet hakkı tanınacak, ancak işletmeler serbest piyasada birbirleriyle rekabet etmek yerine, devletin yaptığı planlar dahilinde işbölümü ve dayanışma içerisinde faaliyet gösterecekti. Zira esas olan, hep birlikte ahenk içinde çalışarak devlete hizmet etmekti. Dolayısıyla da grev ve lokavt gibi “ahenk bozucu” uygulamaların yasaklanması doğaldı. Mussolini’nin kurduğu Milli Faşist Parti, faşizmin bu çerçevedeki prensiplerini, “Herşey devletin içinde, hiçbir şey devletin dışında değil, hiçbir şey devlete karşı değil” sloganıyla özetliyordu.

Fasces (Değnekler Demeti)
FaşizmFaşizm, adını fasces adlı bir sembolden alır. Kökeni Roma İmparatorluğu’na dayanan bu sembol, kurdelelerle birbirlerine sıkıca bağlanmış ince uzun ahşap değneklerden oluşur. Roma’nın birliğini simgeleyen bu değnekler demetinin başında ise, (lideri sembolize eden) bir balta bulunur.

Liderin balta, lideri takip eden kitlenin ise bu baltaya saplık eden ahşap değnekler ile sembolize edilmesi, bu noktada önemlidir. Zira aynı şekilde yontulmuş olan değnekler, lidere ve ideolojisine hizmet etmesi beklenen insanların tektipleştirilmeleri gerektiğini de ima eder. Bu ima, faşist bir toplumda gerek lidere gerekse ideolojisine muhalefetin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de dışavurur.

Sonsöz
Faşizm, padişahlık ya da kraliyet ile mukayese kabul etmeyecek derecede ölçüsüzleşebilen bir siyasi sistemdir. Zira bir padişah ya da kralın otoritesi, çoğu zaman ülkede yer alan diğer yerleşik kurumlarla dengelenir. Osmanlı’daki ilmiyye, seyfiyye ya da meşihat-ı İslamiye, bu çerçevede düşünülebilir. Faşist diktatör ise, kanun da dahil olmak üzere herşeyin üzerindedir. Mussolini’nin faşizmin ne olduğu yönündeki bir soruya “Ben o an ne düşünüyorsam odur” cevabını verebilmiş olması, bu nedenle önemlidir.

*       *       *

Kemalizm Notu
Kemalizm’in 1930’lu yıllarda yazılan (CHP programları gibi) kendi birincil kaynakları incelenirse, altı oktan halkçılık, devletçilik ve milliyetçilik ilkelerinin, yukarıdaki uygulamalara bire bir karşılık geldiği görülebilir. Zira Kemalist literatürde halkçılık, (zannedilenin aksine) “halktan yana olmak” gibi bir anlamda kullanılmaz; işbölümü ve dayanışma esasına dayanan ekonomik bir anlam ifade eder. Devletçilik ilkesi, devlete biçilen planlayıcı rol ile ilgilidir. Milliyetçilik ise, birliği sağlayacak olan ideoloji durumundadır.

İdeolojideki bu örtüşme, semboller için de geçerlidir. 1930’lu yıllarda, ok simgesinin Macar ve İspanyol faşist partileri tarafından kullanılıyor olması ya da “şef“, “il duce“, “Führer” gibi kelimelerin hepsinin “lider” anlamına gelmesi, bu konuda ilk akla gelenler. Türkiye’de 1930’ların tarihi daha objektif bir şekilde incelenirse, o dönemde yapılmış olan ve bugün hayretle karşılanan kafatası ölçümleri gibi uygulamalarının aslında hiç de şaşırtıcı olmadığı anlaşılabilir.

15

Okuyucu Yorumları

 

Serdar Kaya says:

July 3, 2011 at 2:26 am

Mahmut Esat Bozkurt’un “Türk ihtilali Atatürk’ün kafasının bir fotografisinden başka bir şey değildir” şeklindeki sözü, yine bu yazının çerçevesinde değerlendirilmeye müsaittir. Konu hakkında bkz.: http://derinsular.com/turk-ihtilali-ataturkun-kafasinin-bir-fotografisinden-baska-bir-sey-degildir-bozkurt/

Yine Bozkurt’a ait olan ve faşizm, şeflik ve Kemalizm arasındaki ilişkiye değinen bir diğer örnek için de şuraya bakılabilir: http://derinsular.com/kemalizm-nasyonal-sosyalizm-ve-fasizm-bozkurt/

Kemalist literatür içerisinde bu türden yorum ve ifadelere sıklıkla rastlamak mümkündür.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

July 3, 2011 at 9:16 am

Führer:

“ein Volk, ein Reich, ein Führer” (tek halk, tek devlet, tek lider)

Duçe:

“Dini doğmalar münakaşa edilemez, çünkü bunlar Tanrı tarafından vahyedilmiş olan hakikatlerdir. Faşist prensipler de münakaşa edilemez. Çünkü bunlar bir dahinin zihninden çıkmıştır”

Ebedi şef:

“Bizim devlet idaresindeki ana programımız CHP programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”

Bunlar arasında benzerlik ya da ilgi kurmak için gerçeği fazlasıyla zorlamak gerekiyor. Nasıl bir alaka kuruluyorsa?

Tamam. Sanki bir anafikir benzerliği varmış hissi uyandırıyor. Kimin söylediğine bakmadan okunduğunda “tekses” olarak algılamak mümkün ama o ayrı öbürü ayrı diğeri apayrı kişiler. Değil mi?

 
 

Enes Yalçın says:

July 3, 2011 at 2:21 pm

Rüştü Bey,

Bir kere ilk ikisini söyleyenler faşist faşist adamlar. Sonuncusunu söyleyen sevgili yüce liderimiz, halaskar-ı vatanımız, birtanemiz, gültanemiz… Hiç anlam birliği olma ihtimali var mı allaaşkına yaav!

 
 

fc says:

July 4, 2011 at 6:16 pm

sn Serdar bey

70 lı yılların sol u tüm kapitalistlere faşist gözü ile bakardı(kapitalizmi faşizmin en ana unsuru olarak görürdü).

Halbuki benim yazınızdan anladığım kadarı ile faşist sistemlerdeki ekonomilerde liberal kapitalizmden çok solun da savunduğu komunist devletçilik hakim olmuş. Bu nedenle yazınızdaki faşizmde kapitalist/liberal uygulama şekli ve kemalizm notu benim için öğretici oldu.

 
 

ileridemokrasi says:

July 9, 2011 at 12:47 am

Anlam birliğini biraz izah edin öyleyse Enes bey, çünkü inan bu benzetme bana çok komik geliyor.

 
 

Enes Yalçın says:

July 9, 2011 at 4:48 pm

Sn ileridemokrasi,

Güçler birliği prensibiyle hazırlanmış bir anayasaya ile idare edilen bir ülkenin, cumhurreisinin, bir (tek) parti programıyla ülkeyi idare ettiğini ifade etmesi Führer ve Duçe’nin devlet idaresindeki “program” ve prensipleriyle neredeyse “cuk” oturan bir anlayışa sahip olduğunu ifşa etmesi demektir.

Sadece tek bu cümleler arasındaki anlam birliğini “ispat” etmek gramer çözümlemeleri üzerine yapılacak yorumlardan öteye çıkma alanı sunmuyor. O yüzden bu cümlelerin tek başlarına ifade ettikleri gramer anlamlarından ziyade içinde bulundukları konteksti düşünerek benzerliklere bakacak olursak, “anlam” birliği çok daha net bir şekilde gözümüzün önüne serilir.

Mesela, “Tek halk, tek devlet, tek lider” sloganının “Atatürk Cumhuriyeti” 23-38 dönemindeki söylem ve uygulamalar ile en ufak bir tenakuzu haiz olmadığını düşünüyorum. Yanılıyor muyum?

“Faşist prensipler de münakaşa edilemez. Çünkü bunlar bir dahinin zihninden çıkmıştır.” İlk kelimeyi Kemalist yapıp, ilköğretim müfredatındaki ilgili konulara göz atarsak (eğer ben okuduktan sonra müfredat acayip değişiklikler geçirmediyse) bu cümleleri belki de motomod aynı bile bulabiliriz birkaç yerde.

Selamlarımla.

 
 

ileridemokrasi says:

July 9, 2011 at 10:45 pm

Sayın Yalçın,

Nazışm tek bir devlette tek bir halkın tek bir lider tarafından yönetilmesinden ibaret olsa hiç bir sakıncası olmazdı. Hatta iyi bir şey sayılabilir. Sloganları kıyaslamak sığ bir yaklaşımdır. Madem bağlamı düşünüyoruz, öyleyse neden Hitlerden önce Almanya’nın Aydınlanma Çağını yaşamış laik bir cumhuriyet olduğundan söz etmiyorsunuz? Türkiye’de Atatürk’ten önce demokratik kurumlarını bir yana bırakın halkta doğru dürüst okuma yazma bile yoktu, dolayısıyla ülkenin gerçeklerini dikkate almayan bu analizlere ciddiye alamıyorum.

Kemalizm diye bir şey tanımıyorum: “Ben manevi miras olarak hiç bir ayet ve, hiç bir dogma, hiç bir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum”. Kemalizm diye bir şey varsa kafanı kullanmaktan ibarettir.

 
 

ileridemokrasi says:

July 9, 2011 at 11:06 pm

Yanlışlıkla Nazışm yazmışım; Nazilik veya Nazizm olarak aklınızda düzeltiniz!

 
 

Enes Yalçın says:

July 10, 2011 at 12:03 am

Sn ileridemokrasi,

“Nazizm tek bir devlette tek bir halkın tek bir lider tarafından yönetilmesinden ibaret olsa hiç bir sakıncası olmazdı. Hatta iyi bir şey sayılabilir.”

Önünüzde huşu ile eğiliyorum!

“Türkiye’de Atatürk’ten önce demokratik kurumlarını bir yana bırakın halkta doğru dürüst okuma yazma bile yoktu.”

Atatürk’ün başkan seçilmek için Rauf Orbay’a vesaire içerisinde grup kurdurttuğu meclis demokratik kurum değil de kanarya sevenler derneği filan mıydı acaba?

Ayrıca Atatürk’ten önce artık olduğu kadar demokratik kurumsularımız vardı az çok. Acaba Milletvekili adaylarının tamamı CHP parti başkanı tarafından seçilen, CHP il başkanlarının vali ve belediye başkanı olduğu, jandarma gücüyle kazanıldığı bizzat Atatürk tarafından ifade edilen Serbest Fırkalı seçim kazası hariç çok partili seçim görmemiş ülkenin hangi köşesindeymiş demokratik kurumlar?

Halkta doğru dürüst okuma yazma bile yoktu, dedikten sonra, kargacık burgacık arap harflerinin okunmasının zorluğuna da bağlasaydınız size “Öğretmenim!” deyip sarılabilirdim 🙂

“Kemalizm diye bir şey varsa kafanı kullanmaktan ibarettir.”

Huşu ile eğilmiş miydim?

 
 

ileridemokrasi says:

July 10, 2011 at 5:01 am

Enes bey, bir ülkede kaç tane lider ve halk olsun istersiniz? İki tane cumhurbaşkanı veya kralı olan ülkelerin dökümünü yapar mısınız?

‘Halkta doğru dürüst okuma yazma bile yoktu, dedikten sonra, kargacık burgacık arap harflerinin okunmasının zorluğuna da bağlasaydınız size “Öğretmenim!” deyip sarılabilirdim’.

Öyleyse hemen bağlıyorum. Evet, Arapça zor bir alfabedir ama çok daha önemlisi işlevsiz bir alfabedir, zira Arap diyarlarında en ufak bir entelektüel üretim yoktur. Arapçayı öğrenip ne yapacaksınız? Maalesef sırf Kuran’ı okuyarak ilerlememiz mümkün gözükmemektedir. Araplar bin senedir uğraşıyorlar, başarmış değiller…

Halkta okuma yazma olmadığı için harf devrimi hemen hiç tepki getirmedi. Bir tarım toplumunda hangi alfabenin kullanıldığı ne fark eder?

“Huşu ile eğilmiş miydim?”

Siz nasıl eğildiğinizi benden daha iyi bilirsiniz.

Saygilarimla.

 
 

AnonimYorumcu says:

July 10, 2011 at 1:12 pm

ileridemokrasi adindaki sahis, Turkiye’de seri uretim olan ideolojik bireylerin tipik bir ornegi olmus. One surdugu argumanlardan kolayca anlasiliyor ki, Serdar beyin ders kivaminda yazdigi yazilardan hicbir sekilde nasiplenmedigi gibi, hemen ustteki menuden ulasilabilecek yakin tarihle ilgili yazi dizilerini de okumamis. Kaldi ki bu kisinin Turkiye yakin tarihine yonelik elestirel kitaplarin birini bile okumadigini, okuduysa da anlamadigini one surebiliriz.

Bunlari hakaret etmek baglaminda soylemiyorum. Ama umutsuz vaka, umutsuz vakadir. Ve bir insan once kendisinin neden ‘umutsuz vaka’ olarak siniflandirildigini dusunmeye basladiktan sonra, icinde bulundugu durumdan kurtulabilir. O yuzden belki de simdilik sadece bu tip argumanlarin tartisilmaya bile deger olmadigini soylemek daha dogru bir yaklasim olur kendisine.

Siyasetbilimcileri gecelim, azicik kafasi calisan her insanin 10 dakika tefekkur ederek yanlislayabilecegi bu argumanlari one surmeden once biraz dusunme aliskanliginiz olsa bu ulke bu halde olmazdi sn ileridemokrasi. Ve bu ulkenin kulturel durumunun en buyuk sorumlusu siz ve sizin gibi dusuncelerini artikule edemeyen, hadi acik soyleyelim mantik siralarini takip ederek dusunemeyen insanlarken, bir de baska insanlara ders vermeye kalkiyorsunuz.

Size verilebilecek tek makul cevap bu.

 
 

ileridemokrasi says:

July 10, 2011 at 7:04 pm

Yanıtınız kuru retorik, sayın AnonimYorumcu; bilgi içermemektedir.

Ben derslerimi bloglardan değil kitaplardan alırım, çok mersi.

 
 

AnonimYorumcu says:

July 10, 2011 at 9:25 pm

ileridemokrasi bey,

“Ben derslerimi bloglardan değil kitaplardan alırım” ifadeniz aslinda ait oldugunuz zihniyeti ve o zihniyetin cagini cok guzel yansitiyor. Bilgi kavramina olan bakisinizda sasirtici hicbir sey yok. Kolay gelsin.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

July 11, 2011 at 8:06 am

Vakti zamanında, reklama girmesin diye ismini vermeyeceğim bir blog’da Kamalcılık’la ilgili onbirincisi olmadığından, on başlık etrafından dönen meseleleri daha derini olmadığından yüzeyden yüzeye suda taş sektirir gibi irdelerken, kaydırakçılardan biri bana: “kemalci avlamak istiyorsan Derin Sular’a git, buradan sana ekmek çıkmaz…” demiş idi.

Biliyorum, “ne var bunda?” diyeceksiniz. Bunu bana söyleyen kaydırakçıyla daha evvel yolumuz burada kesişmişti…

Matrix’ten çıkmak için kırmızı hap alınıp gerçeğe adım atıldığında Derin Sular, yüzmeyi öğrenmek ve kemalist endoktrinasyonla paralize edilmiş beyinlerin rehabilitasyonunda önemli bir yaşam destek istasyonu.

Uzun lafın kısası: buraya yazan kemalistleri önemsiyorum. Çünkü, Derin Sular’ı okuyup kemalist kalmayı başarıyorsa bir arkadaşımız bu da, öteden beri gevelenen bir kemalist tezin çürümesidir.

Kargacık burgacık Arap alfabesinin anlama sorunu yarattığı iddiası, öztürkçe ifadesiyle kemalcilerin alfabelerden bağımsız olarak anlama sorunlu oldukları gözardı edilerek kurulmaya çalışılış mesnetsiz bir tezdir; en hafif tabiriyle gerçek dışı beyandır.

Ne demiş balıkçı: sen bu algı probleminle değil ingilizçe, çince bilsen kaç yazar; kepekle maymun avlanmaz; hiç değilse vermesen bile muz göster…

 
 

ileridemokrasi says:

July 12, 2011 at 7:04 am

Kitap okumayı tercih ettiğim için azar ısıtıyorum… bir muz cumhuriyetinin manzarası budur işte.

Bağışlayın, kitaplarımı bırakıp daha çok blog okumaya gayret edeceğim. Üstüne twitter, tümblr vs.’yi ekledim mi en yakın zamanda IQ seviyem tek haneli bir seviyeye ulaşır ve daha iyi anlaşırız inşallah.

İman gücüyle Arapçayı da sökeceğim, söz.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.