• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Siyaset Bilimi 106: Laiklik

18 Sep2011
 

[18 Eylül 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Mısır’da katıldığı bir televizyon programında, dünyadaki farklı laiklik anlayışlarından söz etti. Türkiye’de uzun yıllar boyunca bu konu üzerinde düşündüklerini ifade eden Erdoğan, neticede, devletin (inançlarından bağımsız olarak) bütün vatandaşlara eşit uzaklıkta olduğu bir laiklik anlayışında karar kıldıklarını belirtti ve Mısırlılara da bu anlayışı tavsiye etti.

Bütün bunlarda çok fazla problem yok. Ancak Erdoğan, konuşmasında, “Laik bir devlet yapısı dinsizliğin değil, herkesin dinini inandığı gibi yaşamasının teminatıdır” gibi, açıklanması daha zor olan ifadeler de kullandı.

Laikliği din ve vicdan özgürlüğü ekseninde tanımlama yönündeki bu eğilim, Türkiye’de son dönemde giderek yaygınlaşıyor. Halbuki, laiklik başka, din ve vicdan özgürlüğü başka anlamlar ifade eder. Dahası, her demokrasi için vazgeçilmez olan bu iki kavram, müstakil olmanın yanı sıra, birbirini tehdit edici niteliğe de sahiptir. Dolayısıyla da, karşılıklı olarak dengelenmeleri zorunludur. Zira laikliğin yanı sıra din ve vicdan özgürlüğünün de güvence altına alınmadığı (yani laikliğin dengelenmediği) durumlarda, Sovyetler Birliği ya da Türkiye örneklerinde görülen türden zorbalıklar yaşanır.

ABD Anayasasının bir parçası olan Haklar Bildirgesinin ilk maddesinde yer alan “Kongre, dini bir kurumu destekleyen, ya da dinin özgürce icra edilmesini yasaklayan hiçbir kanun yapmayacaktır” ifadesi, bu dengenin nasıl gerçekleştirilebileceğinin çok iyi bir örneğidir. Zira ilgili ifadenin ilk kısmı (Establishment Clause) laikliği, ikinci kısmı (Free Exercise Clause) ise dini hürriyetleri teminat altına alır.

Medeniyet İthali ve Kavram Karmaşası
Türkiye’de yaşanan ciddi seviyedeki kavram karmaşasının doğurduğu en yaygın sorunlardan biri, laiklik, demokrasi, haklar, özgürlükler gibi kavramları gerçekte ifade ettiği anlamların dışında (ve hatta zaman zaman da birbirleri yerine) kullanmak. Tabii bu durum çok da şaşırtıcı değil. Zira bu kavramların hiçbiri Türkiye’nin kendi siyasi geleneği içinde doğmadı. Daha da önemlisi, Batı kimi dönemlerde Osmanlı’yı bu konularda reforma zorlamış olsa da, ilgili kavramlar, tarihin doğal seyri içerisinde yaşanan gelişmelerle bugüne gelmedi. Dolayısıyla, bugün, belli bir süreç sonrasında şu anda bulunduğu noktaya gelmiş olan Fransız ya da Anglosakson laiklik anlayışlarından söz etmek mümkün iken, günümüz Türkiye’sindeki politikalar için aynı şeyi söylemek zor.

Türkiye’nin laiklik geleneği, bir generalin bir tarihte Fransa’dan ithal ettiği politikaları din ve vicdan hürriyetini hiçe sayarak halka dayatması, ve sonrasında buna gösterilen haklı tepkilerin bölünmüş bir toplum ortaya çıkarmasından ibaret. Bu bölünmüşlüğün, bugün yaşanmakta olan kavram karmaşasındaki payı da büyük. Zira yapısal değişiklikleri emir ile, yani doğal süreçlerin üzerine çıkarak gerçekleştirebileceğini zanneden “cumhuriyetçi” kadronun uyguladığı dayatmalar, bir yandan toplumu kaba bir siyasi ortam içerisinde kamplaştırırken, diğer yandan da kavramları sloganlaştırdı. Hep birlikte “ilericilik” başlığı altında kategorize edilen “laiklik”, “özgürlük” gibi Batılı kavramlar, hem aynılaştı hem de yaşanmakta olan kültürel devrimin sloganları haline gelerek ucuzladı. Bu kavramlar arasındaki (hiçbir zaman tam olarak öğrenilmemiş olan) farklar iyice silikleşince, bu kelimeleri birbirlerinin yerine kullanmak dahi olağanlaştı! “Demokratik, laik, hukuk devleti” gibi tekrarlana tekrarlana anlamını hepten yitirmiş olan virgüllü ifadeler, bu sığ mirasın bir sonucudur.

Sonsöz
Türkiye Cumhuriyeti, (kronolojik sırayla ve özetle) bir bölgedeki vatandaşlarının tepesine bombalar yağdıran ve çoluk çocuk demeden hepsinin topluca imha edilmesi emrini verebilen, yoktan varedilen vergi borçlarından ötürü malına mülküne el koyduğu gayrimüslimleri tutuklayıp sürgünlere gönderebilen, şehir merkezlerinde pogromlar düzenlemekten geri durmayan, üst üste üç kez seçilmiş bir başbakanı idam edebilen, ülkenin topraklarını faili meçhul binlerce insana (taşsız) mezar eden, başörtülü insanlara iç düşman muamelesinde bulunan ve 2000’li yıllarda bile gayrimüslim yazarlara suikast planları yapan otoriter ve acımasız bir devlet iken, bugün belki de tarihinde ilk kez gerçek bir cumhuriyet olma yolunda. Bu değişim, siyasetin halka ait olduğu ve dolayısıyla da kavramların slogan olmaktan uzaklaşarak hayatın içinde reel karşılıklar bulmaya başladığı yeni bir süreci ima ediyor. Anayasanın ilk kez siviller tarafından yapılacak olmasının asıl önemi de zaten bu normalleşmede.

12

Okuyucu Yorumları

 

nazlıd says:

September 19, 2011 at 12:26 am

Sn serdar bey

Bana göre RTE nin söyleminde bir yanılsama yok. Fakat bu konu ile ilgili tartışmakta istemem(bana abesle iştigal gibi gözüküyor)

Demişsinizki:

‘’ABD Anayasasının bir parçası olan Haklar Bildirgesinin ilk maddesinde yer alan “Kongre, dini bir kurumu destekleyen, ya da dinin özgürce icra edilmesini yasaklayan hiçbir kanun yapmayacaktır” ifadesi, bu dengenin nasıl gerçekleştirilebileceğinin çok iyi bir örneğidir’’

İslam da abd deki dinlerden birtanesi. Abd deki bu kanun sadece hiristiyanlıkla ilgili değil orada var olan tüm dinlerle ilgili bir kanun.

Sizin laiklikle ilgili tek eleştiriniz başörtüsümü? .din ve vicdan özgürlüğünü hiçe saymak ın karşıtı ‘’kamuda başörtüsüne izin vermemekmi’’? Yoksa tc de başka önemli inançsal konulardada din özgürlüğünün olmadığı iddiasındamısınız?

1-sizce başörtüsü hariç abd deki bir Müslüman la tc de ki bir Müslüman arasında inanç özgürlüğü açısından başka bir fark veya dezavantaj varmı(bence tc deki Müslüman daha avantajlı çünkü benim gibi inançsızların vergileri de kullanılarak Müslümanların diyaneti, camileri ve imamları finanse edilmekte)
2-sizce abd deki bu kanun tam olarak ,oradaki tüm dinlere eşit mesafede uygulanıyormu??

Örnek:

İslamda 4 eş alma hakkı var
Abd kanunları tek eşliliğe izin verir

Örnekleri çoğaltabilirim.

 
 

Darius Maneng says:

September 19, 2011 at 10:44 am

Serdar Kaya, “dışarıdan ithal etme” kavramını gereğinden fazla ciddiye alıyor gibi görünüyor.

“Laiklik” Türkçe bir kelime. Bu kelimenin kökeni, hangi dilden geldiği gibi konularla kafa bulandırmanın anlamı yok bence. Bir Fransıza Türkçe olarak “laiklik” deyin, birşey anlarsa o zaman bu kavramın Fransızlığı üzerinde konuşmaya devam edebiliriz. Ama anlamayacaktır tabii ki.

Köken ve başlangıç koşulları ne olursa olsun, bu ülkede kullanılan ve yerleşmiş bir kelime var ortada ve bunun nasıl tanımlanacağına da karar vermek bu ülkedekilerin hakkıdır.

Başlangıçta hem kavram hem de kavramı işaret eden kelimenin ithal edilmiş olduğu doğru. Kelime daha sonra Fransızların artık anlamayacağı bir Türkçe formata evrilmiş. Bununla birlikte kavramın kendisinin de Fransızların anlamayacağı bir formata evrilmesi neden sakıncalı olsun?

Serdar Kaya, otoriteyi “onlar” olarak tanımlayıp “büyüklerimiz öyle demiş, şimdi laikliğe yeni anlamlar eklemeyelim” diyebilir. Ama bence bu doğru bir bakış açısı değil.

“Laiklik budur” şeklindeki iddialı ifadeler sadece Fransızların tekelinde değil. Ve ayrıca biz konu hakkında konuşurken “Türk tipi laiklik” gibi atipik görüntü çizen eklentiler de kullanmak zorunda değiliz.

Kelimeler de zaptedilebilir. Kavramlar da öyle. Eğer insanda “tanımlama”, “yeniden şekillendirme” cesareti yoksa, bir zahmet susuversin, meydanda yer işgal etmesin diye düşünüyorum.

Fransızlar veya Amerikalılar bugün yoğurdun nasıl üretileceğine ilişkin standartlar belirliyor ve güreş denilen spordaki kurallara karar veriyorlarsa, ve tüm bunları yaparken “acep bunu kim icat ettiydi, asıl onlara sormak lazım” diye tereddütler içinde kıvranmıyorlarsa, ben de “laiklik şudur” derken tereddüt etmek zorunda değilim demektir.

Fransızlar, kavramın “çarpıtılmasından” hoşnut değillerse, kendilerininkini “Fransız tipi” olarak adlandırabilirler.

Kelime bizim, ülke bizim, hayat bizim. “Laiklik” der, iki nokta üstüste koyar ve tanımını yazarız. Gerisi boş bence…

 
 

AnonimYorumcu says:

September 19, 2011 at 11:34 am

Darius Maneng,

Yorumunuz neyse, üstüne yorum yapmak gereksiz de, şu bir kelimenin Türkçe olup olmadığına dair testiniz dilbilimi açısından bir devrim olarak görülmeli bence… Bunu, burada yorum olarak bırakmayın, saygın bir dilbilim dergisine toparlayıp submit edin mutlaka.

 
 

nazlid says:

September 20, 2011 at 12:28 am

sn darius

benim anladığm kadarı ile diyorsunuzkı.

biz laiklik kelimesini fransızcadan alıp kelimeye yeni bir anlam verdik ve patentini de aldık. fransızlara geçmiş olsun. laicism i ifade etmek için kendilerine yeni bir kelime bulsunlar zira bu kelimeye yeni bir anlam yüklemlememize rağmen türkçe-fransızca sözlüklerimizde halen laikliğin fransızca karşılığını laicizm olarak yazmakta ısrar edeceğiz.

kolay gelsin.

güreşin türk icadı bir spor olduğundan eminmisiniz?
ben bir araştırın derim.
haklıysanız abd yi dillerindeki wrestling kelimesinin ghurech olarak acilen değiştirilmesi konusunda uyramamız gerek, eğer siyonist düzenbazların devreye girmesi sonucu bu uyarımız kaale alınmazsa hemen donanmamızı harekete geçirmemiz gerek.

yoğurt konusuna değinemeyeceğim.
kilitlendim..

 
 

Darius Maneng says:

September 20, 2011 at 7:47 am

Ne yapıyorsanız yapın o zaman..

– Fransız usulü laiklik, kısmen de olsa din karşıtlığını içeriyor (ben demiyorum, yukarıdaki yazıyı okuyun)
– Anayasamızda kapı gibi “laiklik” yazıyor
– Bu “laiklik”i kısa bir tanım cümlesiyle, “canımızın istediği gibi” yorumlayabileceğimiz argümanı “cahilce” bulunuyor (bkz. sizin yazılarınız)

Yani, anayasada “laiklik” yazdığından ve bu “laiklik” kelimesinin kökenine ihanet etmek “pek büyük bir cahillik”(!) olacağından, Cumhuriyetçilerin hepsi çarmıha gerilip anayasadan bu kelime atılıncaya kadar (ki ancak bu şekilde teslim olacaklarını söylüyorlar) siz zeki(!) insanların himayesinde, anayasa uyarınca dindarların kafasını patlatmaya devam edelim..

(Anayasada böyle yazıyor abi.. Kelime orada, kökeni de belli.. Biz pis müslümanlar nasıl koskoca Fransızların bulduğu kavramı sağa sola çekiştirebiliriz?)

İşte böyle böyle yok oluyor dünya..

Ansiklopedi bilgeliğiyle, akıllı olunduğunu zannederek…

Oysa, herşey kısa bir tanımlamayla, şu kadar basit olabilir:

“Laiklik, devletin herhangi bir inanca destek vermesi veya herhangi bir inanca engel olunması sonucunu doğuracak şekilde yorumlanamaz”

Ama olmaz değil mi?
Olmaz, çünkü ansiklopedik bilgiye ters..
Olamaz, çünkü ezberlediklerimize ters..

Laiklik’in ne olduğu yazılmış bir kere değil mi?
Üstüne yazamayız ki?! Değil mi? Sadece kaldırıp atabiliriz..

Yazarız..
Siz yazmayın..
Ben yazarım..

Araplar da aynen sizin gibi düşünüyor, yalnız değilsiniz..
Laiklik kelimesini karşılayan kelime aşağı yukarı “din düşmanlığı” anlamına geliyormuş..

O halde..
O halde konu kapanmıştır..
Kahrolsun laiklik..
Kafa bu..
Ansiklopediden veya sözlükten iyi mi bilecez kardeşim (!)…

Güreş ve yoğurda gelince..
Güreşi de yoğurdu da sevmem..
Örneklendirme, “anlayasanız” diye yapılmıştır. Zaten işe de yaramadığı ortaya çıktığından, bir daha yapmam, söz..

 
 

nazlıd says:

September 20, 2011 at 3:37 pm

Darıus bey

Çok kitap okuyarak kafayı karıştırmaktansa doğru kitapları tam anlayarak okumak daha faydalı olabilir.

Basit ansiklopedik bilgiler bazen çok faydalıdır. Mesela aşağıdaki wikipedi deki laiklik tanımlaması:

‘’Laisizm veya Laiklik (Fransızca: Laïcité), devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. Fransızca’dan Türkçe’ye geçmiş olan “laik” sözcüğü, “din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk” anlamına gelen Latince “laicus” sözcüğünden gelmektedir. Roma döneminde din adamlarına “Clerici” din adamı olmayanlara da “Laici” adı veriliyordu’’

Benim lailklik kavramı ile bir sorunum yok. Olan sensin.

s.kaya , laiklik kavramı bazı konularda yoruma açık olduğundan (özellikle tc de uygulanan yanlış veya yarım yamalak laikliğin zaman içinde halk tarafından da gerçek laiklik olarak algılanmaya başlanacağı tehlikesinede işaret ederek) sadece laiklik kavramının din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alma ya yeterli olamayacağını ve abd de verdiği örnek misali düzenlemelerin özellikle türkiye gibi ülkelerde gerekli olabileceğini düşünüyor(belkide anayasada yukarıdaki wikipedi benzeri bir laiklik tanımı olsa , s.kaya bu tavsiyeleri yapmayacak idi)

s.kayanın söylemi bana göre gayet makul ve mantıklı.(benim RTE nin mısırda laiklikle ilgili söylediklerini doğru kabul etsem, RTE nin o anda söylediklerinn tc deki genel laiklik algılaması olduğu anlamı taşımaz zira zaman zaman hatırı sayılır kişilerden değişik laiklik kavramları duymaktayız)

senden anladığım, s.kayanın iddiasi aksine , Fransızca dan alınmış olsada , türkiye şartlarında gelişmiş/evrimleşmiş olan değişik(yukarıdaki wikipedi tanımından farklı) ve kabul görmüş bir laiklik tanımımız var. Ve bu laiklik tc de uygulanmakta Yanlış mı anladım?

Ozaman bize :
1-bu bahsettiğin laiklik tanımını tarif et/yaz
2-bu tanımın laiklik dendiği anda her türk ün beyninin derhal çağrışım yaptığı bir tanım olduğunu ispat et(%80 türk için ispat kabulumdur)
3-vereceğin bu tanımın gerçekten tc de uygulandığını ispat et(öyle ya, laikliğe yeni bir anlam vermeye çalıştığına göre bunun nedeni tanımı tc deki uygulanan laikliğe uydurmak olmalı)

Tüm bunlardan sonra yapman gerekenler

1-türk dil kurumunu uyarıp Türkçe Fransızca sözlüklerdeki Türkçe laiklik kelimesi karşılığında laicite harici bir kelime bul. Burada Fransızlardan yardım istemeniz gerekebilir. Fransızcadaki anlamını değiştirdiğine göre laikliğin Fransızca anlamının artık laicite olduğunu iddia edemezsin galiba. Laiklik karşılığı sözlüklerde kullanabilecek Fransızlarla ortak bir kelime icad edilmesi gerek.
2-milli eğitim bakanlığını uyarıp okul kitaplarındaki ‘laiklik Fransızca kökenli ve şu anlama gelen bir kelimedir’’ benzeri ifadelerin, ‘’fransızca kökenli olup türkler tarafından şu ve bu şekilde anlamı değiştirilmiş bir kelimedir yazdırmak)

Bütün bunları yapacağına s.kayanın tavsiyesine uyup, laiklik kavramının din ve vicdan özgürlüğü konusunda kapsam dışı bırakabileceği konularla ilgili ayrı düzenlemeler (abd benzeri) yapmak daha mantıklı değilmi.

Umarım benim s.kaya ya sorduğum sorudan benim düşüncelerim konusunda bir varsayım çıkarmadın.

 
 

Darius Maneng says:

September 20, 2011 at 5:34 pm

“Yanlış mı anladım?” demişsin

Evet yanlış anlamışsın..

Ben laikliğin hali hazırda tanımlı olduğunu söylemiyorum ki.. Söylemiş miyim? Bir oku istersen. Bu “tanımsız” haliyle kalmasının doğru olacağını da savunmuyorum. Bunu da tekrar okuyarak teyit edebilirsin..

Tanım yapalım diyorum. Hatta bir önceki yorumumda bu tanım için örnek mahiyetinde çok basit bir cümle de yazmıştım.

Serdar Kaya “laiklik kavramının sorunlu olduğunu” ve bu sebeple hayallerdeki özgürlük ortamına laiklikle ulaşılamayacağını söylemiş, bunu söylerken kavram ile kavramı işaret eden kelimenin birbirinden koparılamayacağı örtük varsayımından hareket etmiş. Karşı çıktığım bu.. Okuyan insanların gerizekalılığına güveniyor olsa gerek! “Hııı, laiklik kötü bişiymiş bak, o zaman komple atalum gitsin”..

Özgür yaşamak için anayasadan kelime çıkarmak zorunda değiliz diyorum, çünkü bu “kelime çıkarma” olayının sembolik anlamlar dünyasında bizi nerelere götürebileceğini kestiremeyiz. “Türkiye artık laik değil” gibi bir imge hiçbir zaman varolmamalı. “Kelime gitti ama daha iyi şeyler geldi” mantığı bizi kurtarmaz. Kelime çıkarmak yerine, o beğenmediğimiz ve hali hazırda tanımsız olan kelimeyi “tanımlayalım” diyorum. Ve “ansiklopedide şöyle yazıyor, böyle yazıyor” mantığının yersiz olduğunu anlatıyorum. Sözlükte laiklik = x diyor olabilir. Biz laiklik = y deriz. Ve bahsettiğim bu y de Serdar Kaya’nın beğendiği cümleleri içerebilir. Kime ne? Göreceksiniz ki, o pek hayran olduğunuz ansiklopedi 2015 basımında laiklik deyip iki nokta üstüstüste koyduktan sonra (1) klasik bakış açısı (2) Türkiye uygulaması.. diyecektir.

Sanırım özetle şöyle söyleyebiliriz:

Ben “laiklik” kelimesinin anayasadan komple defedilmesinin kısa ve uzun vadede olumsuz etkileri olacağı fikrindeyim. Ve sinirlenmeme sebep olan şey, Serdar Kaya’nın da bunu çok iyi görebilmesine RAĞMEN bu yazıyı yazıyor olduğunu düşünmem. Çünkü sembollerin egemen olduğu bu dünyada, bu hareket bizi “kıta avrupası” dümen suyundan “atlantik” dümen suyuna doğru ivmelendirir. (Serdar Kaya da mutluluktan uçar herhalde – Monarşiyi bile savunacak seviyede gözleri bağlanmış durumda çünkü – “en büyük Kanada başka büyük yok, ama varsa bile olsa olsa bittabi ki birleşik krallık”) Ve bu ivmeyi daha sonra durduramayabiliriz.

Ortada “laiklik” kavramının sorunlarından bunalmış bir yığın var ve Serdar Kaya da bu şaşkın yığına “gel gel” yapıyor. Nereye çağırıyorsun? Niye çağırıyorsun? “Bak burada yapılmışı var” diyor. Ben şu kadarını söyleyeyim: Yapılmışı falan yok. Çünkü bu yoldan daha önce geçmiş müslüman ülke yok.

Size gelince.. “Salt tartışmayı” çok sevdiğiniz için olsa gerek, habire konuyu tuhaf yerlere çekiyorsunuz. Yok sözlük, yok dilbilimsel dergilere gönder, yok şu yok bu..

İndirgeyebileceğim kadar basite indirgeyeyim:

Laiklik kelimesinin çıkarılarak, yerine o kelimeyi içermeyen bir cümlenin yazılmasına karşıyım. Serdar Kaya’nın bunu savunduğunu gördüm ve itiraz ettim. Laiklik kelimesinin korunmasını, fakat net bir tanımının da yanına eklenmesini savunuyorum. Ve bu tanımın, Britannica’daki tanımla uyumlu olmasına da gerek olmadığını söylüyorum. Britannica yazar biz yaparız değil, biz yaparız Britannica yazar.. Bunu anlamak o kadar zor mu?

(Amerika’daki bazı uygulamalar, Amerikalıların bu işten anlamadığını çok net ortaya koymakta bence. Bir Başkan’ın “kendi kutsal kitabına” el basması ne demektir? “sen kimin başkanısın len” diye sormayı ve sorgulamayı haketmiyor mu bu uygulama? Mahkemede kitaba el bastırmak ne demektir? Bu nasıl mahkeme? İslamda el basma diye birşey yoktur halbuki. Yabancılardan göre göre, sanki bizde de varmış veya olmalıymış gibi algılıyoruz ama yok böyle birşey. Hıristiyanlar kitaba el basıyor ve bu mahkemenin bir adeti haline geliyor ve kimse bunu yadırgamıyor bile! Diğerleri de, kendi inançlarının münasip yerlerini elleyiveriyorlar, oldu da bitti maşallah! Ateistler de bilmem nerelerini parmakladı mı bu işi kotarmış mı oluyoruz? Bu komediye de anglo-sakson özgürlük anlayışı deniyor. Hani n’oldu, haklar bildirgesindeki süslü laflar Amerika’daki bu saçma uygulamaları engellemeye yetti mi? Yetmez. İşte bunun içindir ki, “gel gel” ile olmaz bu işler. Birileri de 1920’lerde karar vericilere “gel gel” yapmıştı, sonrası malum…)

 
 

nazlıd says:

September 20, 2011 at 6:00 pm

sn darius

yine uzayıp gitmişsiniz.

”Laiklik kelimesinin çıkarılarak, yerine o kelimeyi içermeyen bir cümlenin yazılmasına karşıyım. Serdar Kaya’nın bunu savunduğunu gördüm ve itiraz ettim”

ben s.kaya nın yazısından laikliği çıkarıp atalım diye bir anlam çıkaramadım. çıkaralım demiyorki. laikliğe ilave olarak din ve vicdan özgürlüğünü de ayrıca tanımlayalım diyor.

yoksa geri kafam yine mi yanlış anladı?

 
 

nazlıd says:

September 20, 2011 at 6:15 pm

sn darius

son bır yorum

demişsinizki:

” Göreceksiniz ki, o pek hayran olduğunuz ansiklopedi 2015 basımında laiklik deyip iki nokta üstüstüste koyduktan sonra (1) klasik bakış açısı (2) Türkiye uygulaması.. diyecektir”

turkıye uygulaması 85 senedır uygulanmasına/varolmasına rağmen o gerizekalı ansıklopedı halen daha laikliğin türkiye uygulamasından bahsetmiyor??

önümüzdeki 4 sene içinde akıllanacaklarını varsaymanız bir kehanetmi acaba?

 
 

Darius Maneng says:

September 21, 2011 at 8:04 am

Türkiye uygulamasının Fransa uygulamasından çok büyük bir farkı bulunmuyor bence. Uygulamada karşılaşılan farklar, “uygulanan kitlenin” demografik ve sosyal farklarından kaynaklanıyor kanısındayım. Nitekim, müslümanların sayıları arttıkça, Fransa’daki uygulamalar da Türkiye’yi aratmaz oldu.

Yanılıyorumdur belki de, ama Fransa uygulamasını oldukça iyi taklit ettiğimizi düşünüyorum. Tabii, kılavuzu karga olunca insanın..

 
 

nazlıd says:

September 21, 2011 at 2:13 pm

Bence laiklik çok kaygan bir kelime. Bir kere ele alınca,Elde avuçta tutmak çok zordur laikliği . onun için olduğu yerde durması daha hayırlıdır.(wikipedia daki tanımı gibi)

Ben kemalizmin tek gerçek ve doğru devriminin laiklik olduğunu düşünüyorum.(diyanetin devlet tarafından finance edilmesi ve başörtüsü hariç ) laikliğin tc uygulamasını da doğru buluyorum.( dindarlık – dinsizlik dozu nu da çok iyi ayarlanmış buluyorum). bence laiklik silikleşmekte olan bir kavram değil. Dimdik ayakta ve popüler bir terim. Serdar kaya laikliğin din ve vicdan özgürlüğü açısından yeterli olmadığını söylesede ben laiklik kavramının t.c deki kamusal ve hukuksal alanda şu anda varolmasına müsaade ettiği din ve vicdan özgürlüğünün yeterli olduğunu düşünüyorum(sınırlandırılmış olsada).

İddiam şu: islam dininnde hiristiyanlıkta olmayan bir toplum ve aile hukuku(şeriat) varolmasından dolayı ,Müslüman türkiyede şu anki laik sistemin müsaade ettiğine ilave olarak kamusal ve hukuksal alanda halka tanınacak her türlü ilave din ve vicdan özgürlüğü(dini vecibelerini uygulama özgürlüğü) türkiyeyi yavaş yavaş şeriat sistemine yöneltir.(başörtüsü tartışması hariç)

Sn. serdar kayaya sorumun nedeni de bu idi zaten. Din ve vicdan özgürlüğü kanun ile teminat altına alınmış olan abd de ki bir Müslümanın din ve vicdan özgürlüğü konusunda tc deki bir Müslümana göre ne gibi avantajları var veya varmı?
Laikliğin daha sağlam ve demokratik temellere dayandığı abd de ki sistemin şeriat tehlikesi doğurmadan Müslümana daha fazla dinsel alan özgürlüğü verdiğini görürsek tabiiki oradaki sistemden bizde faydalanalım derim fakat şu an sorguladığım, tc deki sistem harici bir anlayışla, islamda şeriat a yönelmeden daha fazla din ve vicdan özgürlükçü anlayışa sahip bir uygulamanın mümkün olup olmadığı?

Laikliğe islam dışından bakarsak:

Tc de bir hiristiyanin chrıstmas günü resmi tatil hakkı olmaması laikliğe aykırımıdır?
Peki ozaman batı laik sistemlerinde ve abd de ramazan ve kurban bayramlarında Müslümanlara tatil hakkı varmı?

Tüm modern laik ülkeler e bakılınca bana asıl sorunlu gözüken wikipedia tanımındaki ‘’tüm dinler karşısında tarafsız durma’’ bölümü. Kamusal alanda tamamen dinsiz kalmadan yada bir dine biraz daha yakın durmadan bu bölümü uygulamak practıksel durmuyor(mesela abd tüm dinlerdeki tatilleri uygularsa yılda belki 50 işgünü kaybedecek. Alternatif olarak ta Müslümanlara şu günler, Budistlere şu günler tatil diyecekki bu da endüstriyel bir ekonomide sorunlar yaratacak)

Tüm bunları söyledikten sonra , yazıyı bir daha okuyunca daha önce katılmadığım , serdar beyin rte nin “Laik bir devlet yapısı dinsizliğin değil, herkesin dinini inandığı gibi yaşamasının teminatıdır” söylemine olan itirazına şimdi katılıyorum.

kısacası sorun kesin ifadelerle yorumlanacak kadar basit değil. Ben kesin hükümlerde de bulunamıyorum. Hiristiyanlık laik sistemle daha uyumlu olduğundan hiristiyan batıdaki bu sorunsuzluğu yanlışlıkla batıdaki laik sistemin kalitesinin yüksekliğine yoruyor olabiliriz. Laiklikle islam arası çelişki daha fazla. Bazı batı ülkelerindeki Müslüman nüfus (abd gibi) arttıkça, onlarda şu anki var olan laiklik uygulamaları içinde bizim şu an yaşadığımız sorunları yaşamaya başlayacaklar veya başlayabilirler.

Not:buradaki tüm yazdıklarımın sadece tartışmaya açık fikir olarak algılanması rica . bu konuda aksine ikna olamayacağım kesin karar ve düşüncelerim yoktur

 
 

nazlıd says:

September 21, 2011 at 2:50 pm

sn darius

açık konuşmak gerekirse hiristiyanlık açısından fransız tipi ve anglo sakson tipi laiklik anlayışı arasındaki farkların insanların din özgürlükleri açısından fazla etkili olduğunu düşünmüyorum, yani yaptığım seyahatlerde fransa ve abd deki insanların dinlerini özgürce yaşama konusunda birinin diğerinden üstün olduğunu hissetmedim(yanılmış ta olabilirim)

fransız tipinde devletin dine daha müdahil olmasını ufak bir ”ekonomik/mali” fark olarak algıladım(tabiiki hiristiyanlık soz konusu olunca. islam devreye girince bu fark daha fazla önem kazanmaya başlıyor)

açıkçası fazlada araştırmadım.fransız tipinde devletin dini daha çok finanse etmesi haricinde anglo sakson tipi ile arada fazla bir fark gördünüzmü ??

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.