• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Soykırım

24 Apr2011
 

[24 Nisan 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Yakın bir geçmişe kadar Türkiye’de hemen hiç kimsenin 1915 hakkında olumlu ya da olumsuz bir fikri yoktu. Bu nedenle, konunun gündeme gelmeye başlaması ile birlikte sergilenen ilk tavır inkar oldu. Herkes, ilgili iddiaların, dış güçlerin Türkiye’ye tazminat ödetmek için uydurduğu bir yalan olduğundan emin gibiydi. Türkiye’yi bölmek için fırsat kollayan düşmanlarımız, işte yine karşımıza yeni bir oyunla çıkıvermişlerdi…

Zihinsel Kırılmalar
İnsan, kafa konforunun bozulmasından hoşlanmayan, bu nedenle de zihnindeki kurulu düzeni bozan gerçeklere tepki gösteren bir varlık. Ancak şu da var ki, gerçekler inkar edilemeyecek bir aşikarlığa kavuştuğu an, insan zihinsel bir kırılma yaşıyor ve inkarı sürdürmek zorlaşıyor. Dahası, kadim ezberler bir kez bozulduktan sonra bu kırılmayı yenilerinin takip etmesi zor olmuyor.

1915 konusunda da benzeri bir süreç yaşıyoruz. Zira konunun daha gerçekçi bir düzlemde değerlendirilmeye başlanmasıyla birlikte 1915’te gerçekten de bir şeyler yaşandığı artık reddedilemez hale gelince, kamuoyunda inkarın işlevselliği sona erdi ve bunu çeşitli zihinsel kırılmalar takip etti.

İnkar, ilk başta, yerini üste çıkmak olarak nitelendirilebilecek yeni bir tavra bıraktı. Bu tavra göre, 1915’te Ermenileri öldürmemiştik. Asıl onlar bizi öldürmüştü! Ama şimdi bir de utanmadan soykırıma uğradıklarını iddia ediyorlardı!

Bu söylem, kimi Ermeni çetelerin 1915’in öncesinde ve sonrasında yaptıklarını nazara vermek suretiyle 1915’i yoksaymayı hedefliyordu. Ancak pek çok konunun eskisine oranla çok daha özgür bir şekilde tartışılabilir hale geldiği Türkiye’de, (bir tür şark kurnazlığına karşılık gelen) bu söylemin ömrü uzun olmadı. Zira, bir yandan bizim dışımızda bütün dünyanın zaten başından beri bilmekte olduğu gerçeklerin giderek daha da fazlası gündeme gelmeye devam ederken, diğer yandan da bu gerçeklerin önemli bir kısmının kendi kaynaklarımızda da yer aldığı ortaya çıktı. Yani 1915’te yaşananlar Cumhuriyet’in öncesinde ve ilk yıllarında herkesçe bilinen bir gerçek durumundaydı ve ilgili tartışmalar dönemin (bizim harf inkılabı nedeniyle artık okuyamadığımız) gazete ve kitaplarında zaten yer alıyordu.

Yeni Kırılmalar
Türkiye’de ifade özgürlüğünün genişlemesiyle birlikte ortaya çıkan bu gibi gerçekler, yaşanmakta olan zihinsel kırılmaların önünü almanın artık mümkün olamayacağı anlamına geliyor. Türkiye’de inkardan sonra üste çıkma tavrının da iflas etmiş olmasının nedeni bu.

Bugün geçmiş bulunduğumuz yeni aşamada sergilediğimiz tavır ise, mazeret üretmek. Şöyle ki, bir milyonu aşkın Osmanlı Ermenisinin bütün taşınmazlarına el konarak çoluk çocuk demeden topyekün yollara çıkarıldığını, çoğunun Suriye’ye varamadan öldü(rüldü)ğünü artık biliyoruz. Ancak bu bilginin ima ettiği gerçeklerle yüzleşmeye henüz hazır değiliz. Bu nedenle de, çeşitli mazeretler üreterek geçmişte yaşananları gerekçelendirme gayretindeyiz. “Soğuktan öldüler”, “Ölenlerin sayısı iddia edilenden az”, “1915’te olanlar Cumhuriyet’i değil Osmanlı’yı ilgilendirir”, “Öldürmeseydik Ruslarla işbirliği yapacaklardı”, “Tehcir var soykırım yok”, “Birinci Dünya Savaşı’nda kim kimi öldürmedi ki”, “Zaten o zamanlar soykırım diye bir suç henüz tanımlanmamıştı ki” gibi birbirleriyle çelişkili (ve aslında hiçbiri soykırımı yadsımayan) argümanlar, mazeret üretme tavrının farklı dışavurumları.

Ancak yaşanmakta olan kırılmaların önünü mazeret üretmek suretiyle alabilmek artık zor. Bu konudaki resmi tezleri savunmakla ünlü bir profesörün bile öldürülen yüzbinler üzerinden kamera önünde rakam pazarlığı yapacak ya da Deyrizor’a giden tehcir yolunun Fırat nehri kıyısından geçtiğini belirterek sempati toplama ihtiyacı hissedecek bir noktaya gelmiş olması, gerçeklerin artık mazeretlerle de perdelenemeyeceği anlamına geliyor.

Dolayısıyla, bundan bir sonraki aşama, gerçekle yüzleşme aşaması olacak.

* * *
Soykırım / New York World, 1922
1922 yılında New York World gazetesinde yayınlanan ve tehcir edilmekte olan Ermenilerin durumunu, sırtında çarmıhını taşıyarak öldürüleceği yere doğru yürütülen İsa’nın ölüm yürüyüşüne (Via Dolorosa) benzeten karikatür.
Paylaş:
11

Okuyucu Yorumları

 

Bilgehan Berberoğlu says:

24 April 2011 at 6:29 AM

Çok güzel olmuş, emeğine sağlık.

Taraf’taki yeni işin için de tebrikler.

 
 

Talha Dereci says:

24 April 2011 at 6:14 PM

İnkar, üste çıkmak, mazeret üretmek ve sonrasında gerçekle yüzleşme…

Çok sağlam tespit ve analiz.. Teşekkürler…

 
 

Talha Demir says:

24 April 2011 at 8:08 PM

İnkar, üste çıkma, mazeret üretme ve sonrasında gerçekle yüzleşme… Sosyolojide, çarpıcı gerçeklerle yüzleşmenin bu aşamalardan geçilerek meydana geldiği mi düşünülüyor? Türkiye toplumu bu süreci aynen yaşayacak kadar ‘normal’ mi sizce?

Bugün anma töreni için Taksim’deydim. Biz 1915’te İstanbul’dan tek tek toplanıp bir daha da kendilerinden haber alınamayan yüzlerce Ermeni aydının adını anarken ve ben okunan her isimde aklımda o insanın görüntüsünü yaratırken -tanıdık yüzlerdi, bu topraklara aitlerdi- sağımızda gösteri yapan ülkücüler “Ermeni piçleri yıldıramaz bizleri” diye bağırıyordu, solumuzda gösteri yapan Komünistler de ABD, soykırım, yalan, halk, kardeşlik vb. kelimelerden ürettikleri melodisiz ve insan ağzına yakışmayan tuhaf sloganlar atıyorlardı. İki grup da bizden kalabalıktı ve küçük grubumuzu saran polisler bizi korumak için orada bulunduklarını söylüyorlardı. Ermenilerin dostlarının, soykırımcı devletin polisinin korumasına muhtaç kaldığı bu ülke hakkında hâlâ nasıl umut besleyebiliyorsunuz?

 
 

Serdar Kaya says:

24 April 2011 at 9:24 PM

Önümüzdeki haftalarda konuya devam edeceğim. Sanırım iki hafta sonraki yazıda bu soruya bir yanıt gelir.

 
 

fc says:

24 April 2011 at 11:19 PM

sn talha bey

ben soykırım tanımını politik olarak görüyorum. benim için önemli olan bu ülkede ermenilere karşı uygulanan katliam ve onlara yaşattığımız büyük acılar. fakat soykırım ve katliamı inkar etme yi sadece türkiyeye özgü birşey olarak görmekte yanlış. dünyada yaptığı katliamların soykırım olduğunu kabul eden kaç tane ülke var? holocaust harici yok. yani tüm katliamcı veya soykırımcı ülkelerde bu inkar mentalitesi aynen mevcut ve bizlere özel değil.

sizin taksim tecrübenizi aktarmanızdan sonra benim sadece türkiyeye has olduğunu düşündüğüm bir gerçeğe parmak bastınız galiba. bir ülkede ırkçı kesim in suçlu olduğu bir azınlık katliamında , bu ırkçı kesimin suçunu inkarında , o ülkenin sol kesiminden(hatta sosyalist solundan) bu kadar büyük destek alabileceği başka bir ülke olduğuna inanmıyorum.

ülkücülerin tepkisi normal ve beklenen gibi fakat solun tepki ve mentalitesi gerçekten vahim ve esas korkutucu olan da bu.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

25 April 2011 at 1:04 AM

sol’a da hasızlık yapılmasın. DSİP’de soykırım anması için oradaydı. genelleştirilmiş kategoriler içinden bakmak ve karşımızda da genelleşmiş kategoriler görmek yukarıda bahsi geçen konforla ilgili olabilir.

devletin yaptığı soykırım mı? aslında amacı bu olmayabilir. ya da doğrudan bu olmayabilir. bir irade kırma girişimini daha başaramadığında ardından gelen aşama, kol mu kırdım, kanat mı kırdım, soy mu kırdım diye bakamayan tuhaf bir kafanın hastalıklı işleri.

bugün bana da tuhaf geldi. bir nevi bir mevlid için sesizce dua için toplanmış insanların böğürtülerle bastırılmaya çalışılması, güç kullanamadığında küfür ve bağırtıyla amaca ulaşma çabaları ya da bölgesine siğen hayvan misali işler insan işi değil açıkçası…

 
 

fc says:

25 April 2011 at 1:11 AM

rüştü ey

size tamamen katılıyorum . solun tamamı bu tavra müdavim değil fakat maalesef büyük bir bölümü benim algıladığım mentalitede.

solun tamamını dahil görsem zaten taraf okuyucusu olamazdım

 
 

dj says:

25 April 2011 at 8:38 AM

sonraki asama: “tamam kestik. hadi unutalim gitsin.”
ondan sonra: “uzattiniz ama. kestiysek kestik.”
en sonra: “duzgun kesememisiz. bir dahakine, kokunden keseriz.”

 
 

fc says:

26 April 2011 at 1:18 PM

sn dj

sıralama hatası yaptınız galiba. son aşama olarak bahsettiğiniz düzgün ve tam kesilmemişleri tekrar keselim aşamasını zaten kestiysek kestik aşamasına gelmeden uygulamaya sokmuşuz.
düzgün ve tam kestiğimizden emin olmadan kestiysek kestik aşamasına ulaşamayacağız galiba

 
 

Levent Cetin says:

2 May 2011 at 8:33 PM

Kanada’da yasadigim yerdeki Turk-Kanada dernegi baskani olan zat, bir sohbette “tabii ki kestik, iyi de yaptik, simdi olsa daha cok keseriz” diyerek noktayi koymustu. Bunu soyleyerek ecnebileri susturdugunu iddia ediyordu. Evet susmuslardi, cunku sozun bittigi yerdeydi bu aymazlik.

 
 

samuelqourun says:

28 August 2012 at 12:46 PM

Su arguman nasil: Evet, ermeniler soykirima ugramistir ama dunyada cezayir, kizildereli vs. gibi guclu devletlerin isledigi onca soykirim var olup bunlarda karsilik olarak birsey talep edilmezken ve magdurlara soykirimin cezasi olarak birsey verilmezken Turkiye’nin kabul edecegi Ermeni soykirimi sonrasinda magdurlardan gelecek olan taleplere ‘yeterince guclu’ olmadigi icin cevap veremeyecegi ve tazminata mahkum edilecegi gercegi tam bir esitsizliktir.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.