• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Soykırımla Karşılaşma: Kanada Örneği

16 Dec2012
 

[16 Aralık 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Kanada’nın en muteber siyaset bilimi dergisi Canadian Journal of Political Science‘ın (CJPS) Haziran 2012 sayısında yayınlanan bir makale, Kanada’nın Kuzey Amerika yerlilerine karşı kültürel soykırım suçu işleyip işlemediğini sorguluyordu. Soykırım sorgulamasına konu olan uygulama, Kanada’nın 1880’lerde yerli çocuklar için tesis ettiği yatılı okul sistemiydi.

Özellikle 1946’ya kadar aktif olan söz konusu okullar, 5 ila 16 yaş arasındaki bütün yerli çocuklara zorunlu eğitim hizmeti veriyordu. Okulların devlet-kilise işbirliğiyle yönetilmesi, yerlilerin yaşadıkları rezervasyonların dışında bulunması ve bütün öğrencilerin yatılı olması gibi nedenler ise, yerli halkların zaman içinde beyaz kimliğe asimile olması sonucunu doğuruyordu. Ancak bu asimilasyon, sistemin yapısının bir yan ürünü değildi. Aksine, devlet, okul sistemini, yerlileri beyaz kimliğe asimile edecek şekilde tasarlamıştı. Bu amaç gizlenmiyor, hatta (o dönemde böyle şeyler normal görüldüğünden) açıkça ifade ediliyordu.

Yerli aileler, okulların asimilatif yapısından elbette rahatsızlardı. Ancak beyaz adamın kanunları karşısında tamamen aciz durumdaydılar. Çocukları okul çağına geldiğinde bu devlet okullarına gidiyor, kendi dillerini konuşmalarının yasak olduğu bu ortamda yıllarca eğitildikten sonra kültürlerinden uzaklaşıyor, neticede eski kuşaklar ile yeniler arasında uçurumlar ortaya çıkıyor, ve bu durum yerli halkları parçalıyor, travmatize ediyordu. Dahası, ilgili okullarda yerli lisanlarda konuşan öğrenciler cezalandırılıyor, yerli kültür aşağılanıyor ve çocuklar zaman zaman fiziksel şiddete ve hatta cinsel tacize maruz kalabiliyorlardı.

Bu uygulamaların hepsi zaman içinde sona erdi. Kanada bugün itibariyle (Avustralya ile birlikte) dünyanın çokkültürlülüğü en fazla benimseyen ve yerli kültürleri hem maddi hem de manevi anlamda en fazla destekleyen ülkesi durumunda. Ülkenin milli sembollerinde ve kamusal alanında artık yerli geleneğe ait kültürel öğelere de yer veriliyor.

Özür ve Af
Bu çokkültürlü yapı oluşurken, geçmişteki yanlışların sorumluları, mağdur ettikleri insanlardan özür dilemeyi ve artık geri döndürülemeyecek olan yanlışlarını kısmen de olsa telafi etmeye çalışmayı da unutmadılar. İlk olarak, okulların idaresinde rol alan bütün kiliseler, 1986 yılından itibaren birer birer yerli halklardan özür dilemeye başladılar. 1998 yılında, Kanada devleti bir Barış Bildirgesi yayınladı ve mağdur ettiği yerlilerden özür diledi. Devlet, buna ek olarak bir de mağdurların sorunları ile ilgilenecek bir vakıf kurdu ve bu vakfa 350 milyon dolarlık bir fon aktardı. 2005 yılında, onbinlerce mağdurun sorunlarını çözmek üzere harcanacak olan 1.9 milyar dolarlık bir tazminat paketi onaylandı. Hükümet üyeleri, ilgili paket vesilesiyle, okullarda yerli öğrencilerin yıllarca maruz kaldıkları uygulamaların ülkenin tarihindeki en ırkçı ve utanç verici hadise olduğunu söylediler. 2008 yılının Haziran ayında, ilgili okullarda takriben 100 yıl boyunca işlenen suçların araştırılması için bir barış komisyonu kuruldu. Halen çalışmalarına devam eden bu komisyonun kurulmasından bir hafta sonra, Kanada başbakanı mecliste yerli halklardan resmi olarak özür ve af diledi.

Peki ilgili uygulamalar bir kültürel soykırıma karşılık gelir mi? CJPS‘te yayınlanan makale, yerli çocukların maruz kaldığı kitlesel asimilasyonun yerli kültürleri topyekün zedelediğini ve hatta bazı kültürleri tamamen ortadan kaldırdığını belirtiyor. Makalenin yazarları, okullardaki uygulamaların, takriben aynı yıllarda Avustralya’da yaşanan ve bugün bir soykırım olarak görülen (yerlilerden beyazlara yapılan) çocuk transferleri ile aynı sonuçları doğurduğunu da iddia ediyor ve bu soruya “Evet” yanıtını veriyorlar.

Sonsöz
Soykırım kavramı 1940’larda ortaya çıktı. 1970’lere gelindiğinde Türkiye 1915’i çoktan unutmuş, soykırım kavramını ise hala öğrenmemişti. Bu, dünyayı geriden takip etmekle ilgili bir durumdu ve bunun bir bedeli vardı.

Son dönemde bu konularda çok fazla mesafe alınmış olsa da, Türkiye bugün hala dünyanın çok gerisinde. Kürtçe eğitime gösterilen direnç, bunun bir göstergesi. Ve tabii bunun da bir bedeli olacak…

(Önümüzdeki pazar: Türkiye örneği.)

5

Okuyucu Yorumları

 

şinasi says:

December 16, 2012 at 1:38 pm

Kanada geçmişi ile yüzleşti, hatalarından ders aldı ve sonuçta demokrasiyi buldu.

Geçmişi ile yüzleşmeyen demokrasiyi bulamaz.

 
 

Ahmet says:

December 16, 2012 at 1:40 pm

Muhteşem bir yazı. Devletin Türkiye’de yalnızca Kürtlerden değil, Ermenilerden ve nüfus mübadelesi gibi insanlık dışı uygulamalarla mağdur ettiği diğer insanlar da özür dilemesi ve hatalarını telafi etmeye çalışması lazımdır. Fakat bunların hepsinden daha çok soykırıma tabii tutulanlar ise Müslümanlardır. Müslümanların asimile edilmesi yani müslüman olduğunu bilip müslüman bilincinde olmayan insanlara dönüştürülmesi ve bilhassa milliyetçilik ve ırkçılık belasını da Müslümanların içine bir ibadetmiş gibi işlemesinin de cezasının çektirilmesi gerekir. Zira Müslüman kimliği adı altında bu memlekette bütün Müslüman ırklar zarar görmüştür, Müslüman olmayanlar ise ırkçılığın Müslümanlarca ibadet sayılması sebebi ile doğan insanlık dışı davranışlardan zarar görmüştür.

Çok teşekkür ediyorum yazı için.

 
 

galyaa says:

December 21, 2012 at 6:07 pm

Buraya yaptığım yorumumu nasıl siler siniz? Sizdemi sansürcü oldunuz.

 
 

Serdar Kaya says:

December 21, 2012 at 6:10 pm

“Cok guzel yazi” gibi iki uc kelimelik bir yorumu silmek neden sansurculuk olsun?

Alti yedi senedir bu cercevedeki yuzlerce yorumu sildim. Bu sizinle degil, sitenin formatiyla ilgili bir durum.

Bir de lutfen yorumlarinizi duzgun bir imla ile yazmaya gayret edin.

 
 

serpico says:

December 22, 2012 at 5:38 am

Amerikan, Kanadanın, Avustralyanın uygulamış olduğu sert ve vahşi asimilasyon politikası Kürtlere uygulandı mı? Örneğin Türk aileler Kürt çocukları alıp büyüttüler mi? Ya da camilere, yatılı okullara toplayıp zorla Türkçe eğitim mi verildi?

Milyonlarca Kürt şu anda kendi dilini rahatça konuşabilirken(ki geçmişte de böyleydi. Ben o bölgede kendim asimile oldum) milyonlarca yerliden ne kadarı kendi dilini konuşabiliyor?

Sakın kimse Türk okullarında zorla Tükçe eğitim veriliyor, işte bu baskıdır demesin. Hiç zorlama olmadı. Ben senelerce o bölgede sınıfta tercüman öğrenci kullandım. Öğrettiğimiz Türkçe de bizim öğrendiğimiz İngilizce gibi onların çoğu için. Okur ama anlamını bilmez.

O bölgede herkes Kürtçe konuşur, derdini anlatamayan ise Türkiyenin batısından ya da ortasından gelen sen olursun. Cuma hutbeleri dahi Kürtçedir. Resmi dairelerde dahi Kürtçe konuşulur. Müdüründen memuruna kadar… Nerde asimilasyon?

Kanada, Amerika vs. özür diledi, geçmişiyle yüzleşti ve demokrasiyi buldu denmiş. Acaba özür dileyecekleri ne kadar yerli kalmıştı? Özür dileyip alın size haklarınız dendiğinde ülkede söz sahibi olabilecek sayıda mıydılar? G.Afrikada olduğu gibi sayısal üstünlük yerlilerde olmuş olsaydı özür dileriz derler miydi acaba?

Bu yapılanlar geçmişle yüzleşmek değil tamamen demokrasi kılıfına bürünmüş timsah gözyaşları. Kes, biç, asimile et, ortada kimse kalmayınca özür dilerim de. Sonra da al bunu Kürtlerle karşılaştır. Yok yaa…

Herşey Avustralya filminin sonunda üzerindeki elbiseleri atarak çırılçıplak dedesinin elinden tutup ormanın yolunu tutan çocuğun hikayesi gibi çok kolay çözülmüş değil.

Asimile olan yerlilerden kaçı ormana döndü, kaçı kendi dilini konuşmaya başladı, kaçı yanında büyüdüğü “beyaz” ailenin kendisine sağladığı imkanları bırakıp çadırına döndü?

Bizim İstanbulda, Ankarada, İzmirde asimile ettiğimiz(!) Kürtler köylerini de yanında getirdi, bizi kaçırdılar.

Asimilasyona bak!

Not: Aaa Dersimde de aynen böyle oldu demesin, kızarım!

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.