• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Soykırımla Karşılaşma: Türkiye Örneği

23 Dec2012
 

[23 Aralık 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

1915 yılında, İttihatçılar Anadolu’da yaşayan Ermenilerin büyük bir kısmını tehcir ve imha ettiler. Bu süreçte, binlerce yıldır Anadolu’da yaşamakta olan bir halk yurdundan sürüldü ve büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Anadolu müslümanları, bu binlerce yılın (takriben) son 1000 yılında Ermenilerle (birlikte olmasa da) yan yana yaşamışlardı. Ancak buna rağmen, onları unutmaları zor olmadı. Ermeniler, yok edilen (ya da değişip başka bir hal alan) köyleri, kiliseleri ve ticarethaneleri ile birlikte hafızalardan silinip gittiler.

Ermenilerin yeniden Türklerin gündemine girmesi, 1973’ten itibaren bazı Ermenilerin dünyanın çeşitli yerlerinde görev yapan Türk diplomatlara suikastler düzenlemeye başlamalarıyla birlikte oldu. Sonrasında da, giderek artan soykırımın tanınması talepleri, Türkleri Ermenilerle olan geçmişlerini hatırlamaya itti. Ancak buna tam olarak hatırlamak da denemezdi. Zira Ermeni kimliği Türkler için artık sadece siyasi bir anlam ifade ediyor ve ilgili siyaset, sadece düşmanlık hisleriyle şekilleniyordu. 1915 ve öncesine dair olumlu ve olumsuz anılar çoktan unutulmuştu.

Ermeniler
Soykırım kavramı, II. Dünya Savaşı yıllarında ortaya çıktı ve 1948’de uluslararası hukukun bir parçası oldu. Türkiye, 1950 yılında ilgili Birleşmiş Milletler sözleşmesini imzalayarak soykırım konusunda yapılan bu düzenlemeleri tanıdı. Ancak, soykırım kavramının ne mana ifade ettiği Türkiye’de uzun yıllar boyunca merak bile edilmedi. Bu ilgisizlik, 1970 ve 80’lerde birbiri ardına yaşanan diplomat suikastleriyle birlikte soykırım kelimesi ülkenin gündemine dahil olduktan sonra dahi değişmedi. Dolayısıyla da, soykırım kavramı, Türkiye’de yıllarca anlamı çok fazla bilinmeden ve katliam kelimesiyle eş anlamlı olduğu varsayılarak “tartışıldı”.

Bunun böyle olmasında, devletin bilgiye ulaşan kanalları kapatmasının da payı büyüktü. Örneğin, soykırım konusunda Türkiye’de yapılan ilk ciddi yayın, Ayşe Nur ve Ragıp Zarakolu‘nun kurdukları Belge Yayınevi tarafından 1993 yılında basılan, Fransız yazar Yves Ternon‘un Ermeni Tabusu (Les Armeniens: Historie d’un Genocide) adlı kitabıydı. Ancak kitap, yayınlanır yayınlanmaz yasaklandı. Ardından da, Devlet Güvenlik Mahkemesi, (Terörle Mücadele Yasası’nın sekizinci maddesinden açtığı dava sonucunda) Ayşe Nur Zarakolu’nu iki yıl hapse mahkum etti. 1994 yılında, 3 Aralık’ı 4 Aralık’a bağlayan gece, yayınevinin Cağaloğlu Başmusahip Sokak’taki ofisi bombalandı. (Aynı gece, Gündem gazetesinin Kumkapı’daki merkezi de bombalanmıştı.)

Devletin bu konudaki sert tavrı nedeniyle, soykırım kelimesini başına “sözde” sıfatı eklemeden kullanmaya, 2000’li yıllara dek, kolay kolay pek kimse cesaret edemedi. 2005 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirilmesi planlanan soykırım konulu bir konferansın mahkeme kararıyla engellenmesinin, bu konuda devletin açıktan yaptığı son ciddi müdahale olduğu söylenebilir. Türkiye’de soykırım kavramı (ve spesifik olarak da 1915), ancak 2005 civarında yaşanan süreçten sonra yavaş yavaş tartışılmaya başlandı.

Sırada Kürtler Var…
İnsan hakları eksenli pek çok kavramı olduğu gibi soykırım kavramını ortaya çıkaran süreç de Batıda yaşandı. Türkiye bu sürecin içinde olmadığı gibi, süreçle ilgilenmedi de. Kavramın ortaya çıkmasından bu yana neredeyse 70 yıl geçti. Bu süre zarfında, dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde konu hakkında kitaplar yayınlandı, filmler, belgeseller çekildi, önemli tartışmalar yaşandı. Türkiye bunların hep dışında kaldı. Bu nedenle de, şimdilerde ülkede soykırım konusunda yapılan değerlendirmelerin ekseriyetle epey yüzeysel olması şaşırtıcı değil.

Türkiye maalesef dünyayı geriden takip ediyor. 1915’te yapılanlar Türkiye’nin karşısına geldiğinde ve ilgili uygulamaların soykırıma tekabül ettiği söylendiğinde, insanların önce şaşkınlık geçirmeleri ve ardından (ilgili dönem ve kavram hakkında hiçbir şey bilmeseler bile) öfkelenmeleri bundandı. Bu geriden gelme durumu halen değişmedi. Dolayısıyla, Türkiye yeni şaşkınlıklar yaşamaya ve yeni öfke nöbetleri geçirmeye mahkum. Örneğin, ileride Kürtlerin (fiziksel ve kültürel) soykırımı konusu da gündeme geldiğinde, benzeri tepkilere yine şahit olacağız.

1

Okuyucu Yorumları

 

serpico says:

December 23, 2012 at 3:30 am

“Binlerce yılın son 1000 yılında Ermenilerle (birlikte olmasa da) yan yana yaşamışlardı. Ancak buna rağmen, onları unutmaları zor olmadı.” demişsiniz. Acaba bu unutmayı kolaylaştırıcı faktörler neydi? Ermeni mallarının üstüne konmanın vermiş olduğu suçluluk duygusu mu dersiniz yine Türkleri suçlayarak? Peki, bu faktörler tehcirin sebepleri olmasın? Bununla da ilgili bir yazı bekleriz.

Peki örnek gösterilen Amerika, Kanada, Avustralya gibi ülkelerin yerlilerden özür dilerken bir bölünme endişeleri var mı? Mesela şu anda Avustralya yerlileri “tamam özür dilediniz, şimdi biz kıtamızı istiyoruz” derlerse Avustralya, Kanada “hay hay buyrun” mu diyecek? İngiltere “tabii, ne demek” mi diyecek? Ve daha önceki yazınıza da yazdığım gibi bunu diyebilecek katı asimilasyona uğramamış yerli kalmış mıdır?

Ya da demokrasi havarisi Fransa, gerçekten demokrasi aşığı olduğundan mı Ermenilerin savını desteklemekte, yoksa bir takım siyasi hesapların mı peşinde? Samimiyse eğer Cezayir’de yaptıkları için özür diledi mi? Yoksa onlar bir savaş halinin olağan yansımaları mıydı? Öyleyse Hitler’in ne günahı vardı?

Nedense, yanıbaşlarındaki Bosnada toprak altından hala ceset fışkırırken ses çıkarmayanların konu Ermeniler olunca dünyayı ayağa kaldırmaya çalışmaları bana samimi gelmiyor.

Ben soykırım kelimesinin anlamını bilsem ne bilmesem ne! Güçlü olan işine geldiği gibi kullanır bu kelimeyi. Onlara gelince “medeniyet götürme”dir anlamı, bana gelince “barbar Türkler toplu katliam yapmış!” Hadi ordan!

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.