• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Sözde Değil Özde Soykırım

1 May2011
 

[1 Mayıs 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Sadece 1915’i değil, soykırım kavramının kendisini de yeni yeni öğreniyoruz. Soykırım, etnik temizlik, katliam gibi kavramları keyfi bir şekilde (ve hatta birbirlerinin yerine) kullanıyor olmamızın nedeni bu. Ancak bu kavramların herbiri farklı anlamlar ifade ediyor.

Katliam
Katliam, sadece ve sadece, çok sayıda insan öldürme işidir. Örneğin, II. Dünya Savaşı’nda Japonya’ya atılan atom bombaları ile yapılan, çok büyük bir katliamdır. 1999 yılında ABD’nin Kolorado eyaletindeki Columbine Lisesi’nin iki öğrencisinin 11 öğrenci ve bir öğretmeni öldürmeleri ise, küçük bir katliamdır.

Etnik temizlik ve soykırım ise, belli bir kimliği taşıyan insanları bilinçli bir şekilde hedef almayı ifade etmesi itibariyle katliamdan farklıdır.

Etnik Temizlik
Etnik temizlik, belli bir kimliği taşıyan insanların herhangi bir coğrafi bölgedeki varlıklarını sona erdirmektir. Ancak bu sona erdirme işinin öldürmek suretiyle gerçekleştirilmesi şart değildir. Söz konusu kitleyi zorunlu göçe tabi tutmak ya da sınır dışı etmek gibi yöntemlerle de etnik temizlik yapılabilir. Bir başka deyişle, bir kişinin dahi burnunun kanamadığı etnik temizlikler de mümkündür. Dolayısıyla, kimi etnik temizlikler aynı zamanda katliamdır, ama her etnik temizlik katliam olmak zorunda değildir.

Soykırım
Birleşmiş Milletler’in Türkiye medyasında sıklıkla referansta bulunulan (ancak nadiren yer verilen) soykırım tanımı şöyle:

“Soykırım, aşağıdaki eylemlerden herhangi birinin, milli, etnik, ırki ya da dini bir grubu tamamen ya da kısmen yok etme niyetiyle gerçekleştirilmesidir:

(1) grubun üyelerini öldürmek,
(2) grubun üyelerinin ciddi derecede fiziksel ya da zihinsel zarar görmelerine neden olmak,
(3) grubu kısmen ya da tamamen fiziksel bir tahribe uğratacağı hesap edilen hayat şartlarına maruz bırakmak,
(4) grup içerisinde doğumları engellemeye yönelik uygulamaları yürürlüğe koymak,
(5) grubun çocuklarını zorla bir başka gruba transfer etmek.”

Bu tanıma göre, soykırımın en belirgin ayırt edici özelliği, herhangi bir kimliği taşıyanları “tamamen ya da kısmen yok etme niyeti”dir. Dahası, bu yok etme işinin katliam yolu ile gerçekleştirilmesi şart değildir. Söz konusu grubu ortadan kaldıracak (doğum engelleme, çocuk transferi gibi) yöntemler kullanmak suretiyle, tek bir kişiyi dahi öldürmeden de soykırım yapılabilir. Çünkü, soykırımda aslolan katliam değil, herhangi bir grubu yeryüzünden (kısmen ya da tamamen) silme girişimidir.

Bütün bunları toparlayacak olursak: Her soykırım aynı zamanda bir etnik temizliktir, ama her etnik temizlik soykırım değildir. Kimi soykırımlar aynı zamanda katliamdır, ama her soykırım katliam değildir. Dolayısıyla, katliam, etnik temizlik ve soykırım, kimi kesişim kümelerine sahip olan üç müstakil olaydır.

1915 Bir Soykırım Mıydı?
Ermeni tehciri sadece zorunlu göçe dayalı bir etnik temizlikten ibaret değil. Gemilere doldurulup Karadeniz açıklarında sulara atılan Ermeni ailelerin varlığı, ölüm yürüşünün Anadolu’nun pek çok yerinde sistemi olarak kesintiye uğratılması, kilit görevlerdeki kimi İttihatçıların doğudaki katliam, tecavüz ve gasplara zemin hazırlaması gibi olaylar, planlı bir “yok etme niyeti”ne işaret ediyor.

Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımında yer alan beş maddenin herbiri, bir olayı soykırım olarak nitelendirebilmek için tek başına yeter-şart teşkil eder. Bu noktada, tanımdaki birinci ve ikinci maddelerin tek başlarına 1915’i bir soykırım olarak nitelendirebilmeyi mümkün kıldıkları görülebilir. Ancak burada asıl ilginç olan, üçüncü maddedir. Çünkü, üçüncü madde, 1915’in tek cümlelik bir özeti gibidir. Bunun nedeni ise, bu maddenin bir bakıma gerçekten de 1915’i anlatıyor olmasıdır!

Şöyle ki, soykırım kavramını ilk kez ortaya atan Raphael Lemkin adlı hukukçu, hem 1915 tehcirinden hem de 1933 yılında Kuzey Irak’ta gerçekleşen Süryani Katliamından etkilenerek insanlık suçları üzerinde çalışmaya başlamış ve soykırım kavramı bu çalışmalar neticesinde ortaya çıkmıştı. Bu, şu anlamada geliyor: Türkiye’de “1915 bir soykırım mıdır?” diye tartışan bizler, aslında kendisine bakılarak soykırım kavramının tanımlandığı bir hadisenin soykırım olup olmadığını tartışıyoruz. Daha da kötüsü, vaziyetimizin bu olduğunu dahi bilmeyecek kadar cahiliz.

Katliam, Etnik Temizlik, Soykırım

« Önceki Yazı: Ermeni Katliamı
Sonraki Yazı: Muhafazakar Kanada »
12

Okuyucu Yorumları

 

Talha Dereci says:

May 1, 2011 at 12:46 am

O en küçük kesişim kümesindeki 1915’in yanına 1937-1938 Dersim’i de eklemek lazım.. Üçünün birleşimine ne ad verilir bilmem ama Dersim’in hem soykırım hem etnik temizlik hem katliamdır…

 
 

Yusuf Ekinci says:

May 1, 2011 at 12:47 am

Dersim’de yapılanlar:

1. Katliamdır: Çünkü çok sayıda insan öldürülmüş olması, bu harekatın bir katliam olarka tanımlanması için yeterli bir sebeptir.

2. Etnik temizliktir: Çünkü Dersim’in Kayıp Kızları ( ve adları Kemal olarak değiştirilen erkekler), yani batıya sürgün edilen çocukların varlığı, bu olay için etnik (kültür) temizlik tanımını mümkün kılmaktadır.

3. Soykırımdır: Çünkü Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımında belirtilen 5 maddede göstermektedir ki, 1938’de dersimde yaşananlar açık bir soykırım girişimidir…

Yani 1915 için söylediğimiz katliam, etnik temizlik, soykırım tanımlamalarını, 1938 Dersim Harekatı için de rahatlıkla kullanabiliriz.

bkz: üçünün de kesişim kümesi aynı zamanda Dersim 38…

 
 

Serdar Kaya says:

May 1, 2011 at 12:52 am

Beyler, soruya yanitlari mumkunse sadece yazinin sonundaki email adresine gonderin.

 
 

şinasi yakut says:

May 1, 2011 at 1:02 am

Bir toplumun konuştuğu dili, zorla, sadece bir kanunla, halka sormadan değiştirmek, yani halkı dilsizleştirmek ne kırımıdır?

 
 

rüştü hacıoğlu says:

May 1, 2011 at 1:13 am

Başıma birşey gelmeyecekse; Ermeni soykırımından dolayı İstanbul’da kurulan Divan-ı Harbi Örfi’de idam cezasına çarptırılıp çeteci yöntemlerle kellesini kurtaran önderin, Dersim’den dolayı da gıyabında yargılanıp, mahkum edilmesi gerekir ki, memleketin üzerinden İttihatçı laneti kalksın da iki yakamız bir araya gelsin insanlığımızla buluştuğumuz için…

 
 

barakuda says:

May 1, 2011 at 1:20 am

Bence eksik bilgiyle yapilan bir soykirim tanimi olmus. Buna gore yazinizdan cogu devlet sokirim yapmistir sonucu cikabilir. Yazinizdaki en buyuk eksiklik niyet (intention) konusu; acaba sozkonusu devlet bu eylemi soykirim amaciyla mi yapmistir? Bir de her olayda o donemin sartlarini gozonunde bulundurmak gerekli. Mesela, Turkiye techir kararinin nedenini cok hakli argumanlarla aciklayabilir. O isler oyle kolayca bir soykirim karari verilebilecek kadar basit degildir. Burada en onemlisi o devletin sistemli bir sekilde bir etnik grubu ortadan kaldirmaya niyetlenmesi olup olmadigidir. Aynen yahudilere yapildigi gibi.

 
 

burak says:

May 1, 2011 at 9:20 am

Bu tanımda oluşan en büyük sorun en azından geçerli ve savunulabilecek sebeplerle fiiliye geçen bir Ermeni tehcirinin haksız/keyfi bir yahudi soykırımıyla aynı çatı altında değerlendirilmesi. Bu da yapılan soykırım/katliam/temizlik araştırmaların tahlilinde çıkan sonuçların yetersiz olduğunu kanıtlıyor. Aynı zamanda Dünya algısında soykırım kelimesinin anlamı yahudi soykırımıyla vucut bulurken Osmanlı’nın bu algıda muadil bir soykırım gerçekleştirdiğini savunmak Osmanlı’ya yapılan büyük bir haksızlıktır. Dolayısıyla Osmanlı’ya yapılan bu haksızlıktan doğacak yaptırımların Türkiye aleyhine işleyecek olması benim tarafımdan kabul edilebilecek bir durum değil. Hele ki yanı başımızda yapılan Filistin katliamlarının bile dünya kamuoyunda bir değer bulamamasını da göz önünde bulundurursak Türkiye’nin bu katlimaları soykırım olarak kabul etmesi çok ironik olmayacak mıdır? Bu noktada global konjöktür esaslı bir anlayışla Türkiye’nin bu olayları soykırım olarak addetmesi hepimiz için hatalı bir hareket olacak. Ayrıca şu anki iktidar partisinin ortak ve bm delegelerinin gözetimi altında bir tarih çalışması yapılmasına Ermeni vatandaşlarının da olur vermesi gerekiyor fakat yurt dışında yaşayan Ermeni vatandaşların bu olaya yaklaşımını hepimiz biliyoruz. Halbuse temelde bu sorunun çözümü iktidar partisinin çok doğru olan bu yaklaşımıyla çözülebilir. Türkiye’nin çıkıp da biz soykırım yaptık deme gibi ne bir lüksü yoktur, olamaz da, yanlışdır da.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

May 1, 2011 at 12:05 pm

İsmet Özel’in “Propaganda” şiirinin mısralarından bir kaçı şöyle:

“…Silâhlar gördüm

namlusu akla çevrilmiş sahra topları

mürekkebin utandığını gördüm basılı kâğıtlarda…”

Bence, ne çok şeyi özetliyor bu mısralar; ya bir de şiirin bütününe baksak? Edebiyatın nerelerimize deydiğini ya da deymemişse şimdiye kadar, nerelerimizin varlığıyla yüzleşmek zorunda olduğumuzu anlatan…

Nöşetel-GS maçını sunan spiker bir noktadan sonra koptuğunda “ağlamak istiyorum sayın seyirciler” demişti.

Demek ki, böyle bir “nokta” var; konjonktür ve dönemin koşullarına göre ortaya çıkan ve İmam-ı azam Ebu Hanifenin “İsmet Ademiyyetledir” vecziyle özetlediği nokta.

“…İsmet, yani insanın doğuştan gelen dokunulmazlıkları, din, can, akıl, nesil ve mal emniyeti ademiyetledir, yani insan olmaklığıyladır. Yani Müslüman, Hıristiyan, Ermeni, Türk, Kürt değil. İnsan olmaklığıyladır ve Allah indinde bunları hiç kimsenin çiğneme hakkı yoktur…” [B. Kurbanoğlu’nun yazısından alıntı: http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=21122%5D

 
 

Levent Cetin says:

May 2, 2011 at 8:38 pm

Japonlarin Dunya Savasi’ndaki Cin’de yaptigi oldurmeler hangi sinifta?

 
 

Murat Çaylı says:

June 11, 2011 at 6:33 pm

Peki bunun faturası nedir? Ermenilere istediklerini vermek mi?

 
 

Darius Maneng says:

October 9, 2011 at 6:07 pm

İşin özü şu ki, bu ülkede yaşayan bir insan eğer 1915’de ne olduğunu merak etmiyorsa veya merakını sadece “devletin söyledikleri” ile tatmin etme kolaycılığına sapıyorsa, bu bir sorundur.

Ancak..

Devletin söylediklerinin, uluslararası ilişkilerin “çıkarlara dayanan” pragmatik yapısından kaynaklandığını anlamıyorsa/anlamak istemiyorsa, bu daha da büyük bir sorundur.

Keşke dünya, bizim dışımızdaki diğer ülkelerin hepsinin “iyiliğe” sonuna kadar gömüldükleri, ağızlarından burunlarından ve vücutlarının diğer münasip yerlerinden habire “iyilik” taştığı bir yer olsaydı.

Tek tuhaflık bizde olsaydı ve bu tuhaflığımızdan vazgeçmemizin tek olası sonucu, diğer ülkelerin “sonunda sen de iyiliğe yelken açtın, aramıza hoş geldin” diyecek olmaları olsaydı, ne iyi olurdu…

Oysa herbiri kendi pisliklerle dolu geçmişi üzerindeki dikkatleri dağıtabilmek için habire uğraşan, etrafta kendi geçmişinden daha da kötüleri olduğunu ispat için ruhunu şeytana satmaya bile hazır olanlarla çepeçevreyiz.

——————————–

1915’de suç vardır veya yoktur..

Bu o kadar önemsiz, anlamsız, işe yaramaz, üzerinde konuşmaya değmeyecek bir konu ki..

Neden mi?

Çünkü ortada bir MAHKEME yok!

Problem, kendini akıllı zannedenlerin ortada bir mahkeme olabileceğini zannetmeyi medeniyet olarak algılamalarıdır. Oysa bu safdillikten başka nedir ki?

Birleşmiş Milletler örgütlenmesi bile, “kokuşmuşluk” ve “çıkarcılık” üzerine kurulmuş..
Neyin peşindeyiz ki biz?

Kişisel hayatlarımızdaki “adalet” algısını uluslararası platformlara taşımaya çalışmak, aynı düzenliliği ve “anlamlılık”ı orada da aramak kafasızlıktır.

Örneğin, eğer bizim hayatlarımızda “mahkeme” diye bir kavram olmasaydı, “devlet” diye bir kavram olmasaydı, yaşadığımız yerin zenginler ve güçlüleri olsaydı, bizim ailemiz de zayıf olanlar arasında nispeten biraz daha irice olanlardan biri olsaydı, yani kısaca orman kanunları geçerli olsaydı..

Ve bizim kavgalı olduğumuz ve bir güzel pataklayıp kovduğumuz bir başka aileden geriye kalan bir kız zengin aileden birinin gelini olmaya başladı diye, zengin aile o “dövme olayı”nı kafamıza kakmaya ve aslında her zaman istediği o “bizi ezme” tutkusunu bu şekilde ortaya koymaya çalışsaydı..

Bizim “peki ağbi sen ne diyorsan odur” deyip boyun mu eğmemiz gerekirdi? Veya daha da kötüsü, “evet, dövdük, suçluyuz” deyip onun eline koz mu vermeliydik?

O zengin aile kim ki beni yargılıyor?
Ortada bir toplum sözleşmesi mi var?
O zengin ailenin çıkarlarına hizmet etmek için kurulmuş kokuşmuş bir takım sözde kuruluşlar ne ki onlara boyun eğelim?
En ufak bir “itiraf”ımızı, bizi sonsuza dek ezip yoketmek için kullanacağını bilmiyor muyuz? Peki o zaman kime gidip dert yanacağız. Daha güçlü bir üst mahkeme yok ki!

Boyun neye eğilir bilir misiniz?
Adalete eğilir..

Herbiri kendi çıkarının peşinden koşmaktan başka birşey bilmeyenlerden oluşan bir karmaşa içinde ise, kimseye boyun eğmek makul ve mantıklı değildir.

Çıkarlardan arınmışlar tarafından yönetilen bir sistemin parçası olabilseydik, örneğin bir “yaratıcı” bulutların arasından uzanıp, “herkes suçunu itiraf etsin” deseydi, işin sonunun mutlaka adalete varacağından emin olduğumuz için saçma savunmaları bir kenara bırakıp “tüm ayrıntıları” anlatırdık. Sadece Ermeni meselesi falan değil.. O kadar başka şeyler de vardır ki! Hem bu ülkede hem de diğer tümünde..

Oysa böyle bir sistemin parçası değiliz..

İşte bu yüzden Erdoğan “Birleşmiş Milletlerin yapısı değişsin” diyor..

Tüm ülkeler temsil edilseydi orada, Birleşmiş Milletler genel kurulunda bir karar alındığında ABD’nin bile bacakları titriyor olsaydı, işte bu adalete boyun eğilirdi..

O zaman o Birleşmiş Milletler, “tazminat” dediğinde çekinmeden ödenir, “çıkın şu topraklardan” dediğinde gözyaşı dökmeden çıkılırdı..

Ama dünya bu haldeyken..

Esas vicdanlı olanlar, esas akıllı olanlar, esas “ruh” sahipleri,

“Ben bu iğrençliğe boyun eğmem, hiçbirşey yapmadım, tüm suç senin gelinin olacak o şırfıntınındır..”

diyebilenlerdir. Çünkü ancak böyle dikkafalılıkla ve o zengin pisliklerin dediklerini yapmayacağımızı göstererek, dünyanın daha sistemli bir yer olmasını sağlayabiliriz. Eğer bize her dediklerini yaptıracaklarsa, yeni bir sistem de hiçbir zaman kurulmaz..

Eğer dünyayı değiştireceksek, hep beraber değiştirelim, ama mahallenin dayısına boyun eğme yarışıysa yaşanan, gözüm görmesin sizin gibi entellektüel müsvettelerini..

 
 

a.kadir pekel says:

February 2, 2012 at 4:51 pm

soykırım suçunun maddi unsurları 1915 olaylarında gerçekleşmiştir. gerçekten de milli-etnik bir gruba karşı öldürme ve ya ölüm sonucu doğuracak hayat koşullarına maruz bırakma seçimlik hareketleri gerçekleştirilmiştir

bunlarla birlikte manevi unsur olan (olayda özel kast) “tamamen ya da kısmen yok etme amacı” 1915 olaylarında Osmanlı Devleti’nin sorumluluğunu gerektirecek düzeyde gerçekleşmiştir, diyecek düzeyde belge henüz yok. aksine dönemin dahiliye nazırı talat paşa’nın anadolu’daki valiliklere gönderdiği gizli şifrelerde amacın kesinlikle tüm ermenileri yok etmek olmadığı, yalnızca kuzeydoğuda bir devlet kurulmasını engellemek olduğu ve nihayet tehcire tabi ermenilerin emniyet içinde varış yerlerine ulaştırılmaları gerektiği belirtilmiştir. bununla ilgili kaynaklar çıkarılıp gerekli makamlara aktarılmıştır. aksine hareket edenler cezalandırılmıştır. bir kaymakamın bu yüzden asıldığı çok meşhur bir rivayettir.

belki tehcir esnasında, elinde kamu gücünü bulunduranlar kısmen yok etme amacıyla birçok ermeniyi toplu şekilde öldürürerek ya da ölmeleri sonucunu doğuracak hayat koşullarına maruz bırakarak soykırım suçunu işlemişlerdir. fakat bu o kamu görevlilerinin sorumluluğunu getirir. Osmanlı devletini hele Türkiye’yi böyle bir olaydan sorumlu tutmak için soykırımın bir devlet politikası halinde bir amaç haline getirilmiş olması gerekir. gözümüzün önünde gerçekleşen 90 larda bosnada gerçekleşen soykırımdan bile sırbistan devleti değil yalnızca şahıslar sorumlu tutulmuştur.

bilindiği gibi ermeniler tarih boyunca osmanlı devletinin sadık vatandaşları olmuşlar, barış içinde yaşamışlardır. türklerde ve 1915 olayları zamanında osmanlı hükümetinde tarihten gelen bir ermeni düşmanlığı yoktur. zaten ittihat ve terakki partisi içinde ve hatta kurucular arasında ermenilerin bulunduğu da bir gerçektir. tüm bunlar Osmanlı Devleti politikasında hitler almanyasında olan bir soykırım amacı olmadığını göstermektedir. zaten tehcir fikri de durup dururken değil, şartların bunu zorlaması üzerine ortaya çıkmıştır. o coğrafyadaki ermeni çetelerinin ruslarla işbirliği yapmaları ve güvenliği tehdit etmeleri sonucu tehcir fikrine yönelinmiştir. yani en baştan var olan bir “ermenileri yok etme amacı” olayda yoktur. yukarıda da bahsedildiği üzere kamu gücünü elinde bulunduran şahısların kişisel sorumluluklar mahfuzdur.

saygılar.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.