• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Taraf ve Türk Solu

20 May2012
 

[20 Mayıs 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Taraf, ideolojik bir çizgide yayın yapan tek sesli bir gazete değil. Aksine, ateist ile dindarın, sağcı ile solcunun, başörtülü olan ile olmayanın, kapitalist ile sosyalistin aynı anda yazdığı, yazabildiği bir platform. Aynı renklilik, gazetenin okuyucu kitlesi için de geçerli. Ancak, Taraf konsepti etrafında buluşan bu kitlenin çokrenkli bir yapıya sahip olması, onları bir araya getiren bir ortak paydanın bulunmadığı anlamına gelmiyor.

Ortak Payda ve Sınırları
Taraf, Türkiye’de siyaseti (ve hatta toplumu) kuşatan otoriter anlayışa cephe alan bir gazete. Bu doğrultuda, ülkenin siyasetinden kamusal alanına, medyasından eğitimine dek her noktasında daha sivil yaklaşımların hakim olması yönünde gayret göstermek, gazetenin temel kaygısı durumunda. Gazetenin ve yazarlarının ortak paydası sadece bu. Böyle bir duruş, yapısı gereği, devletin telkin ettiği algıları ve gerçeklikten uzak tarih anlatısını eleştirel bir gözle incelemeye karşılık geliyor. Taraf‘ta yayınlanan röportajlarda, yakın tarih dosyalarında ve daha genel anlamda da haberlerde ve köşe yazılarında sıklıkla “Türkiye’nin anlatılmamış hikayeleri“nin yer alıyor olması ve Türkiye’nin gerçeklerini anlama adına resmi telkinlerin değil bu hikayelerin esas alınması, bu nedenle şaşırtıcı değil.

Tabii Türkiye’de bu tavır sadece Taraf gazetesi yazarlarına özgü değil. Başka gazetelerde de, aynı doğrultuda bilgi ve analizler sunan (Cemil Koçak ya da Şükrü Hanioğlu gibi) önemli isimler var. Ancak kurumsal bazda konuştuğumuzda, dünya üzerinde, Türkiye’nin anlatılmamış hikayelerini anlatmayı ve ülke şartlarında yayınlanmaya kolay kolay cesaret edilemeyecek belgeleri sonuçları ne olursa olsun yayınlamayı adeta varlık nedeni haline getirmiş olan Taraf dışında ikinci bir gazete yok gibi.

Ancak bütün bunlar işin bir yanı. Diğer yanda ise, söz konusu ortak paydanın sınırlarının son derece dar olması var. Yani Taraf, ortak paydaların sayısını artırarak dışlayıcı davranmıyor. Farklı siyasi geleneklerden gelen insanların aynı gazetede yazabilmelerini mümkün kılan da bu. Yani, ilginç ama, Taraf, marjinalleşmemesini, taraflı olmamasına borçlu. Ne var ki, taraf olmak ile taraflı olmak arasındaki farkı dikkate almayanlar, gazete ile ilgili bu gerçeği göremiyorlar.

Türk Solunun Geniş Paydaları
Taraf‘ın aksine, Türk solunun ortak paydalarının sınırları ekseriyetle gayet geniş oldu. Bir başka deyişle, Türk solunda, belli bir konuda farklı düşünmek, çoğu zaman gruba ait olmama ve hatta grubun düşmanı olma anlamına geldi. Dolayısıyla, Türk solu, her düşünsel farklılaşmayla birlikte daha da bölündü ve çatıştı.

Bir arada bulunmanın kurallarını düşünce ortaklığı ekseninde algılamak, Türk solunun terk etmekte halen zorlandığı bir yaklaşım. Geçtiğimiz günlerde, Ümit Kıvanç ve Nabi Yağcı‘nın Taraf‘tan ayrılma kararı almaları da aynı algının bir başka yansımasıydı. Zira Kıvanç ve Yağcı, Taraf‘ın 1 Mayıs 1977 konusunda yaptığı haberleri rahatsız edici bulduklarında, bu haberlerin içeriğini eleştirmek, ilgili diyaloga katılarak muhataplarını ikna etmeye çalışmak ve bu konuda (kısmen de olsa) ikna olmaya açık davranmak yerine, gazeteyi – ve dolayısıyla da diyalogu – terk etmeyi seçtiler.

İlgili algıyı taşıyan Türk solcuları, aynı tavrı Roni Margulies‘ten de beklediler. Ancak Margulies, cevaben, Taraf‘ı değil, Taraf‘ın ona sunduğu köşeyi sahiplendi – ve bunu bir parça misyonerce bir gerekçeyle açıkladı. Dahası, Margulies, sürmekte olan tartışmaya katılmak yerine, tartışmanın çerçevesini (kendi sosyalizm anlayışı gereği) hatalı bulduğunu ve dolayısıyla da tartışmayla ilgilenmediğini de belirtti.

Sonsöz
Her üç yazar da ilgili tavırları alma hakkına elbette sahip. Ama ne var ki, bu tavırların hiçbiri demokrat tavırlar değil. Zira (Etyen Mahçupyan‘ın bilişsel yaklaşımıyla) demokratlık, doğaları gereği farklı düşünen ve bu farklılıklarının bilincinde olan insanları, siyasetin merkezine iletişimi ve uzlaşı arayışını koymaya yönelten bir zihniyete karşılık geliyor. Bu zihniyet, siyaseti, kendi yaklaşımını hakim kılma aracı değil, bir ikna etme ve ikna olma süreci olarak algılıyor – ve bunun dışındaki yöntemleri zaten siyaset olarak görmüyor.

Bu çerçevede, diyalogu terk etmenin, yeterince demokrat olamamayı ima ettiği açık. Terk edilen diyalogun, yazarlarına maksimum derecede özgürlük tanıyan Taraf gibi bir gazetedeki diyalog olması ise, (Orhan Miroğlu‘nun da işaret ettiği gibi) Türk solunun cemaatçi muhafazakarlığının bireysel demokratlığa baskın gelmesinin bir diğer örneği.

Bu noktada şunu da sormak gerekli: Diyalogun alternatifi nedir? 1977’de ne olmuştu?

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.