• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Tatlı ve tatsız rekabet [Taha Kıvanç]

16 Jun2009
 

Tatlı ve tatsız rekabet, Taha Kıvanç / Yeni Şafak

Biri şunu anlattı: “İlk asistanlık yıllarımda doktora sınavlarına giren bir öğrencinin notları kötü ile iyi arasındaydı. Hazırladığı tezi okudum, ipe sapa gelir yönü yoktu. Benim de hocam olan doktora hocasına, ‘Bu tezle doktor olunur mu?’ diye aşağılayarak sorduğumda öğrendim farklı bir kurumdan geldiğini. Hocam, ‘Nasıl olsa akademisyen olmayacak’ diye savunuyordu kendisini… Adam doktor unvanını aldı, doçent oldu, profesörlüğe yükseldi. Yakın zamanlara kadar bir üniversitede rektörlük bile yaptı.”

Diğer bir öğretim üyesinin öyküsü de pek farklı değildi: “Geçenlerde bir jüride görevlendirilmiştim. Tezi okumam için sarf ettiğim zamana hâlâ acıyorum. Hiçbir biçimde tez konusu olmayacak bir konuyu ideolojik ağırlıkla işlemişti aday. Kaynak kullanma filân hak getire… ‘Ben buna imza atmam’ dediğimde jüri kilitlendi. Sonradan öğrendim; yeni bir jüri oluşturulmuş, o jüri de teze benzemeyen tezi kabul etmiş…”

Meğer herkesin anlatacak bir öyküsü varmış bu konuda.

Biri şunu söyledi: “12 Eylül sonrası kurulan YÖK her üniversitede özel bir enstitü oluşturup hemen herkese daha kolay doktor olabilme imkânı sağladı. Başka herhangi bir bölüm ve birimde doktora eğitimi bazen beş-altı yıla uzayabildiği halde, o enstitünün doktora öğrencileri iki yıl gibi çok kısa bir sürede unvan alabildiler. Hâlâ en kolay ve en emin unvan fabrikasıdır o birim…”

Daha başka birinin verdiği bilgiye göre, Ankara’da bir üniversitenin ismi farklı bir biçimde zaten bilinen bir öğretim üyesi belli bir kurumdan gelen doktora adaylarının hepsiyle yakından ilgiliymiş… “Ellerinden tuttuğu yetmiyormuş gibi, görevi olmadığı halde hazırladıkları metinlere o veya görevlendireceği biri son biçimini veriyor…”

Sohbet öyle bir hal aldı ki, bir yerde dayanamayıp “Bazı kurumlardan gelen öğrencilerin doktora tezleri üzerine bir doktora tezi bile yapılabilir desenize” demişim… Eğer durum gerçekten anlatılanlar gibiyse, o doktora tezleri üzerine yapılacak doktora tezi olağanüstü ilginç ayrıntılar içerebilir…

Bir dostum anlattı. Ankara’daki bir öğretim üyesi bir ara Anadolu’ya konferans turları düzenlemiş… Haftada birkaç gün bir yerlerde konuşmak üzere… “Bir keresinde aynı uçakla bir Güneydoğu kentine gittiğimi hatırlıyorum. Bizimkini karşılamak üzere uçağın kapısına kadar bir takım üniformalılar gelmişti. Sanki kendilerinden daha üst türbeli biriyle konuşuyor gibiydiler…”

O öğretim üyesinin babası da önemli biriydi; askerlikte aldığı son rütbe ‘yüzbaşı’ olduğu halde vefatından sonra ancak orgenerallere nasip olabilecek bir şatafatla toprağa verilmişti.

Konuşmalarımızın ardından düşündüm: 12 Eylül’den sonra Atatürk İlke ve İnkılapları Enstitüsü’nde hazırlanan doktora tezleriyle ilgili olarak Tempo ve Aktüel gibi haftalık haber dergilerinde pek çok yayın yapılmıştı. İsimlerinin önünde ‘Dr’ unvanını kullanan yakın zamanda başka özellikleriyle gazetelere haber olmuş pek çok kişinin Enstitü’nün programlarından geçtiğini gayet iyi hatırlıyorum…

Pazar günü üniversitelerde öğretim üyesi olan dostlarla yaptığım akademik unvanlarla ilgili sohbette dinlediklerim beni bu yüzden pek şaşırtmadı. Ancak yine de ağırlığı olması gereken unvanların bazı birim ve kurumlar tarafından bayağı ucuzlatılması hiç de hoş bir şey değil. Akademik unvanların bir değeri olması gerekir. Hafiflettiğiniz unvan taşımaya değer olmaktan uzaklaşır…

Biri şunu da söyledi: “Bazı kurumların her cinsten insanı istihdam etmek veya görevlendirmek gibi bir özelliği var. Aynı zamanda pek çok doktoralı iyi eğitilmiş insanı kolayca erişip yönlendirebilecekleri bir yakınlıkta görenler onlardan akademik çalışma konusunda da yararlanma yoluna gidiyorlar. Araştırmayı başkaları yapıyor, metni başkaları yazıyor… Unvanı ise çalışma ve yazma eyleminde hiçbir rolü bulunmayan üçüncü bir şahıs kazanıyor…”

İddianın bu kadarına inanmak istemedim. Ne demek yani; birilerinin üç-beş yıl dirsek çürüterek kazanabildikleri unvanları hiçbir kişisel çaba göstermeden elde etmek en azından haksız rekabet sayılmaz mı?

“Haksız rekabet sayılsa ne olacak yani?” dedi bir dost, “Bizim ülkemizde hayat ne zaman âdil bir rekabet düzenine oturur oldu ki?”

Bu soruya ben bir cevap bulamadım.

Sonraki Yazı: Ağaç Dini [Atay] »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.