• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Teknolojik İnfaz Yöntemleri (3): Edwin Davis’in Başarıları

14 Eki2006
 

Uzun yıllar boyunca insanlar, daha insani olduğu düşünülen bu yöntemle, sandalyelerin üzerinde can verdiler. Sandalyelerde dakikalarca can çekişen insanların vücutları yanık izleriyle doldu, etrafa elektrikte kızarmış et kokuları yayıldı ve çok yüksek voltajla ‘çarpılan’ bedenler deforme oldu. Elektrikli sandalyenin üzerinde can veren idam mahkumlarının kaskatı kesilen bedenlerinin tabuta sığması da mümkün olmuyordu. Bu nedenle de, yeni bir modern çağ fenomeni olarak ‘infaz sonrası düzeltme’ kavramı ortaya çıkmış oldu. Ölüler, infazdan sonra kemiklerinin kırılması suretiyle tabuta konulabilecek hale getirildiler.

Elektrik Akımı

Bunca vahşet yaşanırken helalinden para kazanmanın yolunu bulanlar da yok değildi elbette. Edwin F. Davis bu noktada iftiharla bahsedilmesi gereken, ‘Analar ne aslanlar doğuruyormuş!’ dedirten türden, gerçek bir insan evladıdır.

Son derece müteşebbis bir ruha sahip olan Davis, o yıllarda pek çok eyalete ‘elektrikli sandalye kullanım hizmetleri’ sunmuştu. Şöyle ki, her hapishanede her Allah’ın günü infaz olmadığından, yöneticiler bu iş için maaşlı adam çalıştırmaktansa, özel şahıslarla ‘iş bazında’ anlaşmayı tercih ediyorlardı. Kendisine ‘cellat’ adı verilen bu özel şahıslar, iş düştükçe infazların yapıldığı hapishanelere gidip, ‘Emrettiniz tak diye geldim’ gibisinden selam çakıyor, işleri bittiğinde de yetkililere dönüp ‘Arz ederim efendim‘ demek suretiyle vazifelerini hitama erdiriyorlardı. Bu ‘arz etme’ işinin hangi kaygılardan beslendiğini ve ne anlama geldiğini çok iyi bilen hapishane yöneticileri de, bu hizmetleri mukabilinde kendilerine ‘ne kadar köfte o kadar ekmek’ usülü ile ödeme yapıyorlardı.

Bu yeni sektörün vaad ettiği fırsatları gören ve paranın kokusunu alan ilk insan, işte yukarıda bahsettiğim Edwin Davis idi. Büyük insan Davis, 1890 ile 1918 yılları arasında eyalet eyalet gezerek elektrikle 300′ün üzerinde adam kızarttı. Elektrikli sandalyelerin teknik donanımlarını geliştirerek bilime büyük hizmetlerde de bulunan Davis’in bu alanda birkaç patenti dahi vardı! Seyahat ederken içerisinde kendi elektrotlarının bulunduğu çantasını asla yanından ayırmayan Davis, hapishanelere bu işi (o zamanın parasıyla) adam başı 150 dolara yapıyordu.

Davis’in başarısını kıskanan kimi kem gözlü tipler, ’150 çarpı 300 eşittir 45000 dolar yapar, bu rakam da o zamanın prasıyla şimdiki dolar milyonerliğine eşittir’ gibi sözler sarf etmiş olsalar da, bu davranışları elbette zenginin malının fakirin çenesini yormasından ibarettir, ve dahi ‘neden bunca parayı o kazandı da bana yar olmadı’ nev’inden bir çekememezlikten kaynaklandığı için çok ayıptır. Bir başkasının, alın teri ile kazandığı paraya dil uzatmak ya da ‘Mundardır’ demek, asla ve asla kabul edilebilir bir davranış biçimi değildir. Kaldı ki, Edwin Davis, işini severek yapan, bir başka deyişle, işine ve kendisine saygısı olması hasebiyle yaptığı işi ciddiye alan ve giriştiği her işin evvel Allah hakkından gelen, ve hepsinden önemlisi, vergisini muntazaman ödeyen dürüst bir insandı. Ona bu sözleri söyleyen kıskanç karakterli insanlar eğer onun uzmanlığına sahip olsalar, ihtimal, tanesi 200 dolardan aşağı parmaklarını bile kıpırdatmayacaklar, yaptıkları işin kalitesini şişirmek için basına ve eyalet yetkililerine abartılı beyanlarda bulunmaktan geri durmayacaklardı.

Davis’in anasından pir-ü pak helal (ve dahi bilaşüphe zabiha) süt emmiş olduğu muhakkaktır. Ancak Davis’in kazancına ve yaptığı işin kalitesine saygı göstermekle birlikte seyyar cellatlığın olsa olsa ‘mahkumların analarından emdikleri sütü burunlarından getirmek’ olduğunu iddia edenler de yok değildir. Bu iddiaların sahipleri, bu argümanlarını desteklemek üzere, yukarıda hikayesi anlatılan William Kemmler’i de Davis’in öldürmüş olduğunu hatırlatmaktadırlar.

William’ın ölümü hiçbir yönüyle dünyanın en başarılı infazı sayılmazdı elbette. Ancak bu noktada bizlere düşen, münferit hadiseleri genelleyerek insanları karalamak ya da başarılarını küçümsemek değil, uzmanlık ve başarıya giden yolun dikenli olduğunu baştan kabul ederek, insanın ilk seferde muvaffak olamayabileceğini doğal karşılamaktır.

Zaten önemli olan ilk seferde başarmak değil, başarana kadar aynı yolda azmü sebat etmektir.

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

bureak says:

8 Şubat 2008 at 4:38 PM

Manyak psikopatlar! Bu yaptığınız vahşet vahşet!!!!

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.