• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Toktamış Ateş ve Çelişkileri(miz)

27 Jan2013
 

[27 Ocak 2013 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Toktamış Ateş, ölümünün ardından, en çok mülayim üslubu ile anıldı ve takdir edildi. Türkiye siyasetinin kavgacı ortamına rağmen üslubu konusunda hep özenli olan Ateş, bu takdiri büyük ölçüde hak ediyordu. Ancak, pek çok yorumcu, ilgili üslubu Ateş’in demokratlığının bir göstergesi olarak da sundu. Bu yaklaşım, bir sözün ifade bulduğu üslup ile içerdiği mana arasındaki önemli farkı gözardı ediyordu. Halbuki manası demokrasinin en temel ilkelerine aykırı olan sözleri dahi nezaketle söylemek mümkündür. İlgili üslup, o sözleri ya da sahibini demokrasi yanlısı kılmaz.

Eşitlik
Sağlığında Toktamış Ateş’in de defalarca belirttiği gibi, demokrasi bir uzlaşı rejimidir. Demokrasilerde, insanlar, bir arada yaşamanın kurallarını birlikte oluştururlar. Demokrasileri teokrasilerden ve diğer otoriter rejimlerden ayıran temel özellik de zaten budur. Demokrasilerde, kurallar, yukarıdakiler tarafından aşağıdakilere dikte edilmez. İstisnasız herkes, aşağıdadır ve eşittir. Kimi insanların dışlanmalarına, ezilmelerine ya da ayrımcılığa uğramalarına karşı (demokrasi adına) dile getirilen her türlü itirazın çıkış noktası, bu prensiptir.

Kemalistlerin bu prensiple araları hiçbir zaman iyi olmadı. Peki, Toktamış Ateş daha mı farklıydı?

Ateş’in diğer Kemalistlerle arasında önemli farklar bulunmadığını söylemek insafsızlık olur. Ancak, kendisinin pek çok konuda klasik Kemalist bakışın içinden konuşmadığını söylemek de mümkün değil. Örneğin, Ateş, Bugün gazetesindeki 5 Şubat 2008 tarihli yazısında, dersine giren başörtülü öğrencilerden rahatsız olmasa da, bu durumdan hoşlanmadığını belirtmiş ve hem Türk Devrim Tarihi dersi verip hem de başörtülü bir öğrenciye ders anlatmanın bir çelişki olduğunu söylemişti. Aynı gazetedeki 3 Mayıs 2008 tarihli yazısı ise daha da vahimdi. Zira Ateş, bu yazısında, Fatih’teki evinin etrafındaki çarşaflıların sayısının artmasını “türeme” kelimesiyle ifade etmiş ve “daha çok Çarşamba ve Draman taraflarında görülen bu hanımlar, şimdi Fevzi Paşa caddesinin, sağ tarafındaki sokaklara dadandılar” gibi bir cümle kullanmıştı.

“Türeme” kelimesinin Türkçe’de ekseriyetle hayvanlar için kullanıldığı malum. “Dadanma” kelimesi ise, (özellikle yukarıdaki cümledeki haliyle) hadlerini aşarak ait olmadıkları bir alana tecavüz eden insanları akla getiriyor. Her iki ifade de, yukarıdan aşağıya bakan (ve hatta baktıklarını dehümanize eden) bir perspektifin dışavurumu.

Ateş’in yazılarında benzeri başka örneklere rastlamak da zor değil. Ama eşitlikten söz etmek ile eşitliği bir değer olarak içselleştirmek arasında önemli bir fark olduğu herhalde bu kadarından anlaşılabilir. Zira bir arada yaşamanın kurallarını hep birlikte oluşturmak durumunda olduğunuz insanlardan evinizin mutfağına dadanan haşerelermişçesine söz ederseniz, demokrasi çerçevesinde izah edilebilmek bir yana, herşeyiyle demokrasinin antitezi olan bir tavır sergilemiş olursunuz. Bir kez bunu yaptıktan sonra, sözlerinizi “nezaketle” dile getirmiş olmanız pek bir şeyi değiştirmez.

Sonsöz
Toktamış Ateş, demokrat olmayan bir demokrattı. Şöyle ki, hızla değişmekte olan bir ülkede geçirdiği ahir ömründe, düşüncelerini Kemalizmden bağımsız olarak yeniden inşa edebilmesi mümkün olmadı. Bu nedenle, demokrasiye dair en temel değerlerle dahi uzlaştırılamayacak kimi düşüncelerini ömrünün sonuna dek büyük ölçüde korudu. Ancak, o aynı zamanda kimi fikirdaşlarının bir kaşık suda boğsalar doymayacakları insanlarla el ele tutuşabilen, karşılıklı oturup tartışabilen bir insandı. 90’lı yıllarda Abdurrahman Dilipak ile birlikte bir televizyon programı yapması ve bir dizi konferans vermesi, (her ne kadar normal şartlar altında bahis konusu dahi olmaması gerekecek kadar doğal olsa da) Türkiye ve Kemalistler özelinde gayet sıradışıydı. Bu ikinci yönü, Ateş’i Türkiye’nin ilginç renklerinden biri haline getirdi. Çünkü, düşünceleriyle olmasa da, tavırlarıyla demokrat olmayı başarmıştı.

Kitap Notu:
Toktamış Ateş, bazı yazılarında eski İstanbul’u anlatırdı. Kimi zaman yarım asır öncesine dair ilginç tasvirlerin ve anlatıların yer aldığı bu yazıları bir yayınevi derleyip kitaplaştırırsa, ortaya çok güzel bir çalışma çıkacağını düşünüyorum. Bir devre ışık tutan bu gibi metinler unutulup gitmemeli.

0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.