• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

TSK Yine Darbe Yapabilir Mi?

12 Jun2011
 

[12 Haziran 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Adam Przeworski, Michael E. Alvarez, Jose Antonio Cheibub ve Fernando Limongi tarafından yazılan ve dünyanın belki de en prestijli akademik yayınevi olan Cambridge University Press tarafından 2000 yılında yayınlanan Demokrasi ve Kalkınma (Democracy and Development) adlı kitap, günümüzde siyaset bilimi alanında şimdiden klasikleşmiş olan bir çalışma durumunda. Dünyanın farklı yerlerindeki çok sayıda saygın siyaset bilimi programının okuma listesinde bulunan kitap, ekonomi eksenli bir perspektife sahip. Kitap, bu çerçevede, kişi başına düşen milli gelir ile demokrasi arasındaki ilişkiyi inceliyor.

Kitabın analiz etmeye çalıştığı ilişki, bir yandan hızlı bir şekilde kalkınmaya çalışırken diğer yandan da demokrasisini sağlamlaştırmaya çalışan Türkiye için de önemli ipuçları içeriyor. Zira çok partili hayata geçtiği 1945 yılından bu yana demokrasisi bir türlü istikrara kavuşmayan Türkiye’de yeni bir askeri müdahale yaşanıp yaşanmayacağı sorusu, daha düne kadar sıklıkla (ve korkuyla) soruluyordu.

Demokrasi Nedir? Diktatörlük Nedir?
Demokrasi ve Kalkınma, benzeri her ciddi çalışma gibi, öncelikle, ele aldığı kavramları tanımlıyor. Kitabın belirlediği kriterlere göre, bir ülkenin demokrasi olarak nitelendirilebilmesi için şu üç şartın üçünün de gerçeklenmesi gerekiyor: (1) hükümetin başındaki kişi seçilmiş olacak, (2) milletvekilleri seçilmiş olacak ve (3) ülkede birden fazla parti olacak.

Diktatörlük için ise, şu dört şarttan herhangi bir tanesi tek başına yeterli: (1) hükümetin başındaki kişi seçilmemiş olacak, (2) milletvekilleri seçilmemiş olacak, (3) tek bir parti olacak ve/veya (4) hükümet değişimi olmayacak. (İsteyenler, bu kriterlerden hareketle, “Tek Parti Dönemi bir diktatörlük müydü?“, ya da “Mustafa Kemal bir diktatör müydü?” gibi soruların da cevabını arayabilirler.)

Kitap, bu iki kavramı bu şekilde tanımladıktan sonra, ülkelerin analizine geçiyor. 141 ülkenin 1950 ile 1990 yılları arasındaki rejimlerini ele alan analiz çerçevesinde, (1) demokrasiler, (2) diktatörlükler ve (3) bu ikisi arasında yaşanan geçişler tasnif ediliyor. Kitabın, ülke sayısı ve zaman aralığını bu denli geniş tutması, ortalama gelir seviyesi ile demokrasi arasında genellenebilir bir sonuca varmak istiyor olmasından ileri geliyor.

Sonuçlar
Demokrasi ve Kalkınma‘nın vardığı sonuçlar, hem ilginç, hem de Türkiye’de demokrasinin geleceği adına epey ümit verici:

  • Demokrasinin sağlamlığı ile ortalama gelir seviyesi arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koyan kitap, kişi başına düşen gelirin 1000 dolardan az olduğu ülkelerde, herhangi bir sene içerisinde demokrasinin sona erme olasılığını %12,1 olarak tespit ediyor – ki bu da, bu gibi ülkelerde demokrasinin ömrünün sekiz yılı geçmesinin zor olduğu anlamına geliyor.
  • Ortalama gelir seviyesinin 1000 ila 2000 dolar arasında olması durumunda bu oran %5,5’e düşüyor ve buna bağlı olarak demokrasinin maksimum beklenen ömrü de 18 yıla çıkıyor.
  • Gelir seviyesi 4000 doların üzerine çıktığında ise, demokrasinin sona erme ihtimali sıfıra yaklaşıyor! Ortalama gelir seviyesinin 6055 doların üzerinde olduğu bir ülkede demokrasiden geriye dönüldüğü ise, bugüne dek görülmüş bir şey değil!

Bu sonuçlar, ortalama gelir seviyesi bundan sadece 10 yıl önce 2000’li rakamlara kadar düşen, ancak artık 10.000 doların üzerine çıkmış bulunan Türkiye’de demokrasiye yeniden ara verilmesinin imkansız olduğu anlamına gelmese de, tarihin henüz böyle bir şeyi kaydetmediğini ve TSK’nın Türkiye’de yeni bir darbe yapması durumunda bunun bir ilke tekabül edeceğini ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla, Türkiye’de yeni bir darbe yaşanıp yaşanmayacağı konusunda kesin bir fikre varmak her ne kadar müneccimlik olsa da, en azından şu kadarını rahatlıkla söyleyebilmek mümkün: Türkiye’de yeni bir darbe yaşanması durumunda, halkın darbeye vereceği karşılık, Özal öncesi dönemin dışa kapalı Türkiye halkının Kenan Evren’e verdiği karşılıktan çok daha farklı olacaktır. Çünkü, bazı kesimler değişmemeyi erdem saysalar da, Türkiye artık aynı Türkiye değil.

Sonsöz
Dikkat edilecek olursa, Demokrasi ve Kalkınma, diktatörlükten demokrasiye geçişi değil, varolan bir demokrasinin kesintiye uğraması ihtimalini ele alıyor – ki kitabı Türkiye açısından özellikle önemli kılan da zaten bu. Ancak kitapta başka ilginç detaylar da mevcut. Mesela kitabın bulgularına göre, varlıklı demokrasiler gibi, varlıklı diktatörlükler de uzun süre yaşayabiliyorlar. Bu bulguyu okuyunca, aklıma hemen Serbest Fırka deneyimi ve sadece üç ay yaşayabilmiş olan bu partinin 1930 yılında İzmir’de düzenlediği miting geldi. İbretlik hadiselerle dolu olan bu miting, Tek Parti Dönemi’ni (1925-1945) gerçekten anlamak isteyenler için mutlaka bilinmesi gereken bir vaka durumundadır. Partinin ve mitingin hikayesini şuradan okuyabilirsiniz.

Paylaş:
11

Okuyucu Yorumları

 

rüştü hacıoğlu says:

12 June 2011 at 9:20 AM

“…Halk itaatsizliğin neden bu denli ciddiye alındığını çoğu zaman bilmez. Zaten yığın olmasının ve yığın olarak kalmasının yegane nedeni de budur. Rejimin sahipleri de zaten kontrol ve idarenin ne demek olduğunu çok iyi bildikleri için rejimin sahipleridirler. Bu nedenle de, küçük bir başkaldırıda gizli olan önemli anlamlar hiçbir zaman gözlerinden kaçmaz…” S.Kaya Militarizm

Türkiye’de darbe olup olmayacağının esas cevabı önümüzdeki dönemde, I. si darbeye maruz kalmış II. Anayasa çalışmasının akibetinde belirgin biçimde ortaya çıkacaktır.

Rejimin AKParti tecrübesi, halk itaatsizliğinin boyutlarını göstermesi bakımından önemlidir. II. Anayasa doğrudan militarist yapılanmayı hedef alacağından (umduğumdan) dolayı, bu yapılanmanın ardına gizlenmiş sınıfsal çıkarları deşifre etmek suretiyle toplumsal olgunlaşmada geri dönülemez bir sıçramayı işaret etmektedir.

Kişi başına düşen gelir ile demokrasi arasındaki bağıntıda sebep-sonuç ilişkisinin tespiti, aslında hiç de karmaşık olmayan süreçlerin nasıl da anlaşılmaz kılındığının göstergesidir.

İnsanların geliri arttığı için siyasal öznelere dönüşmezler. Siyasallaşamadıkları sürece gelirleri asla artamayacaktır. Siyasallaştıkları ölçüde olan biteni anlamlandırma ve kendi menfaatleri doğrultusunda rasyonel davaranma kabiliyeti kazanacaklarından dolayı “pay”larının bilincine varıp bunu almanın yollarını arayacaklardır. Bunu “gerçeklik” içinde başarılabilmesi, kendileri gibi diğer siyasal öznelerle birlikte tufeyli taifelerine karşı yapılacak mücadelelerle mümkün olacağının farkındalığı “demokrasi” dediğimiz herkesin iktidarı arayışlarına kapı aralayacaktır ki bundan sonraki her adım, hakların sözleşmelerle güvence altına alındığı toplumsal mutabakat metinleri anayasaların gerçek bir ihtiyaca karşılık olmak üzere “herkesin anayasası” olma yolundaki çabalar bütünüdür…

Bugün sadece “yönetildiğimiz” bir talimatnameden başkaca bir değeri olmayan ‘anayasaya’nın özünü temsil eden, değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez birinci maddesi “esas duruşunu göster ve ikinci bir emre kadar sakın bozma!” dır.

Şayet bundan sonraki süreçte darbeler kitabının kapanacağı gerçek bir toplumsal mutabakattan bahsedeceksek, bu metne ruhunu verecek olan felsefe “insan insana ‘esas duruş’ göstermez; insan karşısında ‘esas duruş’unu ebediyen boz!” olduğunda ancak, meşum sonuçları hazırlayan sebeplerin ortadan kaldırılmış olabileceğini düşünüyorum…

İnsanın insanı yönetemediği, kul-lanamadığı; yönetilemez olmak için bedel ödemeyi göze alabilen bir insanlık için….

 
 

fc says:

13 June 2011 at 4:27 PM

Serdar Bey,

Bahsettiğiniz kitap çok ilgimi çekti.

Varlıklı diktatörlüklerin de uzun süre yaşayabildiği tespit edilmiş.

Acaba kitapta petrol/altın vs gibi cok zengin yeraltı kaynaklarına sahip olmadan diktatörlükle zenginleşmeyi beceren ülkelerin varolup olmadığından bahsediliyor mu?

Benim şu an aklıma böyle bir ülke gelmiyor. Yani teknoloji ağırlıklı liberal ekonomiye sahip ülkelerin zenginleşebilmesi için (gelişmiş) demokrasi şart mı acaba?

Acaba gelişen refah mı demokrasi nin gelişmesini sağlıyor yoksa gelişen demokrasi mi liberal ekonomilerin daha başarılı olmasını sağlıyor veya her ikisi de geçerli mi?

Kitapta bu sorularla ilgili incelemeler de var ise bende alıp okumak istiyorum.

 
 

Serdar Kaya says:

13 June 2011 at 4:30 PM

Kitapta bu turden incelemeler hatirlamiyorum.

Ama Sovyetler Birligi diktatorlukle zenginlesmeye iyi bir ornek olabilir.

 
 

fc says:

13 June 2011 at 5:32 PM

Zenginlik kavramlarımız değişik galiba.
Sovyetlerin zengin olduğunu ilk kez duydum.
kaldıki sovyetlerin petrol ,doğalgaz ve kömür olmak üzere çok zengin yeraltı kaynakları var idi.

 
 

Serdar Kaya says:

14 June 2011 at 12:47 PM

Stalin doneminde, komunist diktatorluk, kisa sayilabilecek bir sure zarfinda bir tarim ekonomisini dunyanin ikinci super gucu haline getirdi. Cok acili ve kanli bir donusum oldu ama boyle bir sey yasandi. Diktatorluk dediginiz icin aklima ilk gelen bu oldu.

 
 

fc says:

14 June 2011 at 4:43 PM

Evet doğrudur( Bana göre tarım önemlidir fakat tarım ekonomisi bir ülkeyi zengin sınıfına sokmaya yetmez). Hatta ordu ve savaş teknolojisi konusunda da bir süper güç olmayı becerdiler. Stalin sonrası dönemlerde de işsiz ve evsiz sayısını zengin batıya göre daha alt seviyeye çekmeyi de başardılar(belki sıfır noktasına kadar)., fakat bunların hiçbiri halka zenginlik olarak yansımadı(o dönemlerde zengin batı olarak tanıdığımız ülkeler benzeri). Belkide tüm sovyet döneminde halkın (yüksek düzey parti üyeleri hariç) zenginliğe atfedebileceğimiz hiç bir lüks tüketimi olmadı. Elde edilen artı değerler sadece halkın karnını doyurup halka ucuzundan giyim ve konut sağlamaya yetti ve ötesine gidemedi.

Sovyetler zenginleşti kavramınız doğru olabilir fakat bu üretim artışı halkı zenginleştirmeye yetmedi. Aramızdaki düşünce farkıda bu galiba.

Konuyla alakalı değil fakat ben sosyalizm döneminde(1977/1988 seneleri) birçok sosyalist ülkeyi ziyaret ettim(işim gereği), yugoslavya ve bulgaristan ı yaşam kalitesi ve refah düzeyi olarak en iyileri olarak algıladım(bu 2 ülkedede özellikle sovyetlere nazaran biraz daha light bir sosyalizm uygulaması algıladım)

 
 

ileridemokrasi says:

2 July 2011 at 1:14 AM

Gelir seviyesi 4000 doların üzerinde olan petrol ulkelerinde “demokrasi” ne alemde?

 
 

Serdar Kaya says:

2 July 2011 at 3:44 AM

Yaziyi dikkatle okursaniz, “gelir seviyesi” ile “demokrasinin varligi” arasinda bir iliski kurmadigini gorebilirsiniz. Analiz edilen, “gelir seviyesi” ile zaten varolan bir demokrasinin “surekliligi” arasindaki iliski.

 
 

ileridemokrasi says:

4 July 2011 at 8:15 AM

Evet, ama ne yazık ki bu demokrasinin nasıl ortaya çıktığını açıklamıyor. Hayatta kalma mücadelesi vermeyen bir halkın demokrasisi elbette ki daha uzun ömürlü olacaktır. Marifet demokrasinin yeşermesini müsade eden şartları gerçekleştirmek. Bunun yolu da pek ala diktatörlükten geçebilir, geçici olmak kaydıyla.

 
 

fc says:

6 July 2011 at 10:49 PM

sn .İleridemokrasi

Demokrasi ve zenginlik arası ilşkiden serdar bey değil ben bahsettim fakat bundan bahsederkende petrol ve doğal kaynak zengini ülkeleri hariç tuttum.

İddiamı detaylandırabilirdim fakat ”geçici diktatörlük ” lafını görünce vazgeçtim.

 
 

ileridemokrasi says:

7 July 2011 at 5:06 AM

Sorun değil, ben size değil “sonuçlar” kısmına tepki veriyordum. Umarım üzerinize alınmadınız.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.