• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Türk Siyasetinde İkibaşlılık ve İstifa Etmeyi Bilmeyen Komutanlar

16 Haz2009
 

Tren kazaları yaşandığında (haklı olarak) Ulaştırma Bakanı’na yönelik istifa talepleri dile getiriliyor. Aynı şey Genelkurmay Başkanı ve diğer üst düzey komutanlar için de geçerli olmalı değil mi? Bu kaçıncı darbe planı? Bu kaçıncı anayasa ihlali? Halk iradesini hiçe sayan, kendini ülkenin sahibi, ülkeyi de muz cumhuriyeti olarak gören zihniyetin kaçıncı yansıması oldu bu? Ancak özellikle 2007’den bu yana herşeyin iyice ayyuka çıkmış olmasına rağmen hiç kimse Genelkurmay Başkanı ve üst düzey komutanlardan istifa talebinde bulunmaya dahi cesaret edemiyor. Haliyle, komutanların aklından da istifa etmek gibi düşünceler geçmiyor olmalı.


Evet, komutanlar istifa etmiyor. Dahası, askeri mahkeme de, tam bir pişkinlik örneği sergileyerek yıllardır askeriye içerisinde dönmekte olduğu anlaşılan dolapları ortaya döken haberlere yayın yasağı getiriyor – ki bu da, yine Türkiye’ye has bir ikibaşlılık örneği. Yani Türkiye’de sadece yürütme değil, yargı da ikibaşlı. Zaten komutanların istifa etmeyi düşünmemeleri de bu ikibaşlı yapının bir sonucu.

Ancak bu ikibaşlılık her zaman aynı keskinlikte varolmadı. 1987 yılında yaşananlar bu duruma bir örnek olabilir. Şöyle ki, 24 Temmuz 1987 tarihinde genelkurmay başkanlığından emekli olacak olan Necdet Üruğ, Haziran ayında, yani görev süresinin sona ermesinden takriben iki ay önce emekliliğini istemişti. Üruğ’un bunu yapmaktaki amacı, normal şartlar altında kendisiyle birlikte emekli olmak zorunda kalacak olan Necdet Öztorun’un önünü açarak genelkurmay başkanı olmasını sağlamaktı. Böylelikle, normal işleyişin önüne geçilecek ve Orgeneral Necip Torumtay’ın genelkurmay başkanı olması önlenmiş olacaktı.

Ancak dönemin başbakanı Turgut Özal, hem Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ’u, hem de onunla aynı tarihte emekli olması gereken Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Öztorun’u görevden alarak bu hile-yi şer’iyenin önüne geçti. Ardından da, (normalde olacağı gibi) Necip Torumtay genelkurmay başkanlığına geldi.

Turgut Özal bu adımları atarken bir darbe tehditi altına girmekte olduğunun bilincindeydi. Ancak yine de o dönemde, konjonktür, gücü elinde bulunduranın asker değil hükümet olduğunu karşı tarafa göstermeye nisbeten daha müsaitti. Bütün bunlar, AKP’nin de benzeri bir çıkışta bulunup bulunamayacağı, ya da halkın iradesinin sadece kağıt üzerindeki taşıyıcısı olmakla kalmayıp, bu iradeyi kullanmaya muktedir olup olamayacağı sorusunu da akla getiriyor. Bir başka deyişle, ajandasında kendi işlerinden ziyade siyaset bulunan, yerli yersiz çıkışlarıyla sürekli siyasi işleyişe müdahale etmek suretiyle hem halk egemenliğini ihlal eden hem de istikrarı zedeleyen kimi askerlere karşı hükümet ne yapacak? Komutası altındaki kişileri kontrol etmeyen ya da edemeyen Genelkurmay Başkanı’nı görevden alabilecek mi? Ardından, bu gibi işlere karışan üniformalıların tespit edilmesi ve ordudan ihracına yönelik çalışmalar başlatabilecek mi?

Bunlar (başarılı bir şekilde) yapılabilirse, ikibaşlılığın sona ermeye başladığını düşünmek mümkün olur.

Yani basını tehdit etmeden önce o ellerini indirmeyi öğrenecekler bir kere…

Paylaş:
6

Okuyucu Yorumları

 

y.ö. says:

16 Haziran 2009 at 4:53 PM

Açıkçası, İlker Başbuğ’un istifası yerine, çıkıp dobra dobra (parmağını sallamadan), “Biz demokrasinin güvencesiyiz ve bu belgeyi hazırlayan güruhu tesbit edip, gerekeni yapacağız” demesini tercih ederdim.
***
Tayyip Erdoğan bence mayın meselesinde muhalefete gösterdiği sert tavrınının daha sertini bu olayda gösteremedi. Mağdur duruma düşmenin verdiği bir “Gol! sevinci” rahatlığı(?) izlenimi veriyordu. (Yanılıyor da olabilirim)
***
Eğer bu belge gerçekse, TSK’nın cemaatten öğreneceği çok şey var, bunlardan biri de tedbir. :)
Cemaat malum kendi içerisinde TSK’dan daha sıkı türden bir itaat hiyerarşisi uyguluyor ama bu büyüme hızıyla bir gün onların da çözülmesi muhtemeldir.(Özellikle de Gülen’in vefatından sonra)
İşte o zaman, Taraf’a diğer cenahtan ilginç belgeler düşecektir.
Saygılar.

 
 

Levent Cetin says:

16 Haziran 2009 at 10:17 PM

Ben asla bir askerin demokrasinin guvencesi olacagini soylemesini istemem. Benim evimdeki atik su borularinin guvencesi olmasini da istemem. Demokrasinin guvencesi kanundur, yargidir, demokrasinin kendisidir. Asker demokrasiye burnunu hangi niyetle sokarsa soksun sonu ayni biter.
Darbe girisimlerinin uzerini kapatmaya calismalari tabii utanc verici. Dogru olan ulkenin siyasetinde bir kurum olmaktan cikma icin calisma baslatmaktir, yoksa istifalarla falan bu is yurumez. Ali gider Veli gelir. Demokrasinin bu pisligi uzerinden siyirmasi zamani gelmistir artik.
Demokrasinin guvencesi olmak ancak ona mudahale etmeyerek olur. Elinizde sopayi tuttugunuz an demokrasi tarihe karisir.
Ne demis Einstein “Problemler onlari yaratan dusunce duzeyinde cozulemezler”. Cozumu askerden beklemeyecegiz.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

16 Haziran 2009 at 11:17 PM

Bugün ben de şunu düşündüm: Alayını toplayıp istifalarını alıp generallerin; alaylardan albayları terfi ettirip…falan filan. Menderes hikayeleri.
Ve fakat, bu sitede tektip zihniyet inşa biçimini anlatan endoktrinasyon yazılarını hatırladıktan sonra güldüm kendi kendime. Ne farkeder? Istersen teğmenlerden topla alayını… Alayının zihni aynı biçimde iğfal edilmişken nasıl farklı bir sonuç ortaya çıkabilirki? Demek ki mesele zihniyet meselesi ki yakın vadede çözümü gözükmediği gibi; gelenlerin de gitmesini umduklarımızdan bir farkı yok. Militarizm bataklığında Sam Amcaya sayanora…
Belki daha önce bakma fırsatı bulamamış olanlara günün yazısıyla okunabilecek “Büyük Pinoşetler Küçük Fevziler ” yazısını da önerelim.

 
 

Ömer Faruk YAZICIOĞLU says:

17 Haziran 2009 at 2:01 AM

1) Darbe olasılığının ve kavramının Türk siyâsî hayâtından kalkmasını istiyoruz.
2) Yargı bağımsızlığını istiyoruz.
3) Yargının tekil olması gerektiğini ve ‘askerî yargı’ gibi bir garipliğin olmamasını istiyoruz.
-Yalnız, teâmüller gereği, Özal’ın Genelkurmay’a etkisi yanlış bir harekettir; TSK da yargı gibi kendi içinde bağımsız olmalıdır ve müdahale olmamalıdır.
-Askerî yargı kaldırılmalı ve sivil yargıya eklemlenmelidir.
-Bürokrasi törpülenmeli, devletin hâkiminin kendileri olmadığı onlara öğretilmelidir.
-Siyâsîler, haddlerini bilmeli, ülkeyi gerecek tarzda politik üslûplar benimsememelidir.
-Siyâsîler devletin temelleriyle ve ‘kuruluş felsefesi’ ile oynamamalıdır.

 
 

Ahmet Ersin says:

17 Haziran 2009 at 9:34 AM

Ben de, once, teknolojist ve futurolojistlerin 30 sene once 15 sene sonra mumkun olacagina yemin billah vaad ettikleri iki maas karsiligi parayla satinalabilecegimi ‘ucan araba’mi istiyorum.
Hala daha bir allahin kulu bunu gerceklestirebilmis degil ve trafik cekilir gibi degil.
Tamamini topyekun protesto ediyorum.
Ondan sonracima: Benim sectigim iktidar isbasindayken her istedigini yapmasini; yok, benim secmedigim isbasina gecmisse, hic bir sey yapmadan oradan cekilip gitmesini istiyorum.
Maasima yuzde binbesyuz zam yapilmasini, Allah korkusu olan basi secdeden kalkmayan herkesin altina verdikleri cinsten son model bir power SUVun da bana derhal verilmesini; senede bir ay umreye bir ay da hacca gitmek icin her turlu harcirahimin tahakkuk ettirilmesini istiyorum.
Digerlerini de yazacaktim ama gerek gormuyorum. Bunlarin da ben yazmadan gerceklestirilmesini istiyorum.

 
 

Ahmet Enes Güneş says:

18 Haziran 2009 at 12:54 AM

Bu tür problemlerin önüne geçilebilmesi için bence ordu dünyanın itibar ettiğimiz bir çok ülkesinde olduğu gibi Milli Savunma Bakanlığına bağlı bir kurum haline dönüştürülmelidir. Böylece Yasama-Yürütme-Yargı(-Ordu) gibi sakat bir güçler ayrımı düşüncesi insanların kafasından daha kolay silinecektir.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.