• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Türk Solunun Bilgi Kavramına Yabancılığı

13 May2012
 

[13 Mayıs 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

27 Mayıs (1960) öncesinin meşhur efsanelerindendir: Adnan Menderes, üniversite öğrencilerini işkence altında öldürtmekte, sonra da kıyma makinelerinden geçirtip tavuk yemi yaptırmaktadır. O günleri çok fazla bilmeyip bu efsaneyi bugün duyanlar, muhtemelen, “Böyle bir saçmalığı kim ciddiye alır ki?” diyeceklerdir. Ama bu haberi Anadolu Ajansı geçmiş, CHP basını süslemiş ve neticede hatırı sayılır sayıda insan memleketin bir “korku cumhuriyeti”ne dönüştüğüne inanmıştı.

İstenen olup da darbe gerçekleştikten sonra ise, kendisine Milli Birlik Komitesi adını veren cunta başa geçmiş ve kıyma makinelerinden geçirilen üniversite öğrencileri konusunu araştıracağını duyurmuştu. Sonrasında da, halka verilen söz tutulmuş ve Et ve Balık Kurumu’na çıkartma yapılarak, olmayan öğrencilerin cesetleri aranmıştı.

Özetle, insanları olmayan şeylere inandırmak zor değildir. Hatta bugün dahi Türkiye’de Adnan Menderes hakkındaki bu gibi iddialara inananların sayısının az olmadığı söylenebilir. Bu durum, şaşırtıcı da değildir. Çünkü böyle iddialar, güçlerini, çürütülmelerinin zorluğundan alır.

Russell’ın Çaydanlığı
Filozof Bertrand Russell, 1952 yılında yazdığı bir makalede, yanlışlanması zor konulara dair bir örnek verir: Bir insanın çıkıp da, Dünya ile Mars arasında bir yerde bir çaydanlık bulunduğunu, bu çaydanlığın tıpkı diğer gezegenler gibi güneşin yörüngesinde dönmekte olduğunu, ancak teleskoplarımızla görünemeyecek kadar küçük olduğu için yerini tespit etmemizin mümkün olmadığını söylemesi durumunda, bu argümanı çürütmek mümkün olmaz. Zira, sırf varlığını tespit edemiyor olmamızdan hareketle, güneş sisteminde küçük bir çaydanlığın bulunmadığı sonucuna varamayız. Ama bu sonuca varamıyor olmamız, güneşin yörüngesinde böyle bir çaydanlığın bulunduğu anlamına gelmez.

Adnan Menderes örneği de böyledir. Bugün elimizde Adnan Menderes’in gençleri kıyma makinelerinden geçirtip tavuk yemi yaptırdığı yönünde herhangi bir bilgi yok. Hiçbir zaman da olmadı. Dolayısıyla da, böyle bir iddiada bulunanlar, bu iddialarını somut bilgilerle desteklemedikleri müddetçe ciddiye alınamazlar.

1 Mayıs 1977 tarihinde CIA ya da derin devletin keskin nişancılarının Sular İdaresi ya da Intercontinental binası üzerinden kalabalığın üzerine ateş açtıkları iddiası da, Russell’ın çaydanlığını akla getiriyor. Çünkü, tıpkı uzay boşluğundaki çaydanlık gibi, söz konusu keskin nişancılar hakkında da elimizde herhangi bir somut bilgi yok. Yani “keskin nişancılar”, “CIA” ya da “derin devlet” dediğimizde, bir bilgiden değil, kanaatten söz ediyoruz. Bu kanaatin popüler bir kanaat olduğu doğru. Ancak bir kanaatin popüler olması, onu daha gerçek kılmıyor.

Ne var ki, bu popüler kanaat, Türk solu için adeta tartışma kabul etmez derecede açık bir gerçek durumunda. Halbuki, bilgi ile desteklenmeyen bir argüman, tartışma kabul etmemek bir yana, geçerli dahi değildir. Bu durumu Türkiye özelinde ironik kılan ise, ülkede popüler kanaatlerin sorgulanmasına tepki gösteren bir solun varolması.

İnkarın Tersi
Kimi gerçekleri inkar etmek, Türkiye siyasetinin yabancısı olduğu bir durum değil. Dersim Katliamı ya da Ermeni Soykırımı gibi “tatsızlık”ların inkarı, bu durumun ilk akla gelen örnekleri arasında. Ancak inkar ile mücadele etmek, çok zor değil. Çünkü varolan ve varolduğu için de dünyaya bir iz bırakmış olan bir gerçekliği sistemli çalışmalarla ortaya çıkarabilmek mümkün.

Varolmayan bir şeyin varolduğunu iddia etmek ise, inkarın tersi bir duruma karşılık geliyor. Adnan Menderes’in üniversite öğrencilerini tavuk yemi yaptırması gibi şehir efsaneleri, bu durumun bir örneği – ve maalesef Türk siyaseti bu ikinci duruma da pek yabancı değil. Dahası, mantık hataları kavramına çok fazla aşina olmayan bir ülkede, efsanelerle mücadele etmek, inkarla mücadele etmekten çok daha zor.

Sonsöz
1 Mayıs 1977 olaylarında derin devlet ya da CIA parmağı var mıdır bilmiyorum. Ama bunu söylerken, “Olabilir de, olmayabilir de” anlamında bir kararsızlık içinde olduğumu kast etmiyorum. Bu, benim için, uzay boşluğunun derinliklerinde bir çaydanlığın varolup olmadığını bilmemek, ama argümanın yapısı gereği bunu pek muhtemel görmemek gibi bir durum. Gökbilimciler bir gün böyle bir çaydanlığa tesadüf edecek olurlarsa, bu konudaki tavrımı değiştirmekte zorlanmam. Aynı durum, elbette 1 Mayıs 1977 konusundaki tavrım için de geçerli. Düşüncelerini bilgileriyle şekillendirme gayretinde olan herhangi bir insan için başka türlüsünü düşünmek de zaten biraz zor. Bir tarihte saplanmış bulundukları düşüncelerle bilgilerini şekillendirenler için ise çok fazla umut yok.

Paylaş:
Sonraki Yazı: Taraf ve Türk Solu »
3

Okuyucu Yorumları

 

Levent Noyan Cetin says:

14 May 2012 at 9:49 PM

Uzayda caydanlik bulunmasi Turkler’in uzayda da bir uygarlik kurdugunun ispati olarak kullanilabilir. (Kullanilmayabilir de).

 
 

Dr. Phibes says:

30 May 2012 at 10:55 AM

Merhaba,

Öncelikle şimdiye kadar verdiğiniz emeğin çoğunluğuna istinaden teşekkür etmek isterim. ‘Ezber bozma’ tanımını derinsular’la eşleştirir oldum, verdiğiniz ‘orijinal’ ipuçları doğrultusunda yaptığım okumalar oldukça faydalı oluyor.

Konuya geleyim,

Öncelikle Türk Solu’nun (ki Türk Solu diye tanımlanmasından da oldukça rahatsızım, nasyonal bir çağrışım, hatta faşizmin doruklarında gezinen ordu sevdalısı bir tadı var, izninizle Türkiye Solu’nu kullanacağım) bilgi ve analiz eksikliği konusundaki yaklaşımınız fazlasıyla doğru. Şoven Türk eğitim sisteminin yarattığı saçma aşırılıklar, fikir sahibi olmadan zikir sahibi olmaya sebep oluyor; bu da her ideoloji veya siyasi grupta kendini gösteriyor.

1 Mayıs 1977 olayına dönersek. Hukukçu değilim, modern yargılama ve yorumlama sistematiğinin de ne olduğuna dair en ufak bir fikrim yok. Ancak, bahsi geçen olayda hayatını kaybedenlerin başına bunun nasıl geldiğine dair elimizde somut deliller olmasa da, ipuçları olduğunun farkında değil miyiz?

1) Ateşin açıldığı kısımlardan biri olan Etap Marmara Oteli’nin kayıtları polis tarafından neden yok edildi? Bu noktada, “Delil olmadan yargılama yapan heyecanlı solcular” tanımı biraz yersizleşiyor, çünkü var olan bir delilin yok edilmesi, sanırım ki çoğunluk nazarında ancak ve ancak suçla ilişkili kişiler tarafından tertip edilmiş olabilir fikri yaratacaktır. Ne dersiniz?

2) Mevzu bahis Kazancı Yokuşu’nu tıkayan panzerlerden ziyade, DİSK’in aracından bahsediliyor. Tamam, bu noktada suçu başka tarafa da yönlendirebiliriz. Peki, galeyana gelen topluluk neden panzerler tarafından, geçilmesi neredeyse mümkün olmayan bir çıkmaz sokağa doğru yönlendirilmeye çalışılır? İnsanların birbirini ateşten kaçmak için ezeceği aşikarken, neden çember daha da daraltılır?

3) Son zamanlarda ısrarla dile getirilen “82 Anayasasına %90 ‘evet’ dendi” cümlesinin gerekçelerini bu olay üzerinden incelemek mümkün değil midir? Solun gerçekçi olduğuna inandığı (şahsi kanaatimce köhne ve güncel olmayan bir fikriyat) bir mücadeleden şiddet karşısında bile vazgeçmezken, ancak çeşitli katastrofilerle vazgeçeceği, bu olayın da onlardan biri olacağı (ki mevzunun tam bir ay sonrasında Kara Kuvvetleri Komutanı emekli ettirilmiştir, ki benim ya da bir çok kişinin bu olaydan çıkaracağımız bir darbe korkusu olduğu, ve darbe şartlarının çeşitli kollardan oluşuturulmaya çalışıldığıdır) oldukça muhtemel gelmiyor mu?

Kısa keseyim, “Deliller olmadan yapılan yargılama, tarihi basiretsizce araştırma sonucu ortaya çıkmıştır, haliyle geçersizdir ve spekülatif amaçlı kullanılmaktadır.” anafikrini çıkardığım metniniz çok büyük boşluklar taşıyor. Olayla ilgili bilgi vermektense, bardağın dolu değil, boş tarafını görüp, çözümsüzlüğü her daim sorun yaratan büyük bir katliamı, daha da soru işaretleriyle dolduruyor.

Sizin gibi dikkatli ve özenli çalışan birinin böylesine yersiz ve herhangi bir amaca hizmet etmeyecek, süregelen polemiğe en küçük bir taş bile eklemeyecek bir yazıya imza atmış olması da hanenize gözümde eksi puan ekliyor.

Sevgiler.

 
 

Serdar Kaya says:

30 May 2012 at 2:54 PM

Cok sayida konuya deginiyorsunuz. Ama maalesef hicbiri ortada keskin nisancilarin varligina dair bir delil olmadan neden bu aciklamayi kabul etmemiz gerektigine dair bir sey soylemiyor. Dahasi, ileri surdugunuz konularin cogu, Halil Berktay’in yazilarinda (ve yazilarina ek olarak son gunlerde Taraf’ta yayinladigi ek dosyalarda) cevaplandirildi.

Ancak benim ilgimi ozellikle sundugunuz argumanlarin formu cekti. Zira benim yazimin icinde “buyuk bosluklar” oldugunu soyluyorsunuz – ki dogru degil – ama sundugunuz argumanlarin cogu birer mantik hatasina karsilik geliyor. Ornegin, bir komutanin gorevden alinmasi… Bir olayin yasanmasinin hemen ardindan ikinci bir olayin gerceklesmesi, bu ikinci olayin sebebinin birinci olay oldugu anlamina gelmez. Ayni durum, 82 Anayasasi’na verilen Evet orani icin de gecerli.

Isterseniz “affirming the consequent” ve benzeri mantik hatalarini bir inceleyin. Bunlar yuzyillardir varolan metinler. Varliklarinin da bir nedeni var: Insanlara nasil mantik dizisi kurulamayacagini gosteriyorlar. Yani, “Dusunce boyle yapilamaz, boyle dusunulemez” diyorlar. Ama Turkiye’de gayet duzgun cumleler kuran, universite diplomasina sahip, ama ne yazik ki basbayagi “o sekilde dusunen” bir yigin insan var.

Son olarak, otel kayitlari ile ilgili olarak soylediklerinize deginmek istiyorum. Otel kayitlarinin polis tarafindan yok edildigini soyluyorsunuz. Bunu polis mi yapmis? Neden yapmis? Polisin kalabaliga ates etmesi gerekiyorsa, otelden oda mi tutmasi gerekiyormus? Diyelim gerekmis, polisler bunu gercek kimlikleriyle yapacak ve sonradan kayitlari yok etmeleri gerekecegini dusunmeyecek kadar aptal miymis?

Nelere inandiginizin farkinda misiniz?

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.