• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk PKK’sı Kurdu

23 Sep2012
 

[23 Eylül 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Geçen Pazar, PKK’ya getirilen yedi yaygın itirazdan söz etmiştim. Bu itirazlar şunlardı: (1) Silahlı bir sol örgüt olarak kurulmuşken, zaman içinde söylem değişikliklerine gitmek; (2) örgüt içi demokrasiye sahip olmamak, hatta kendi içindeki muhalifleri dahi acımasızca öldürmek; (3) Kürt halkı tarafından desteklenmiyor olmak, dolayısıyla da Kürt halkını temsil etme hüviyetine sahip olmamak; (4) Kürt halkına kötü davranmak; (5) uyuşturucu kaçakçılığı yaparak finansman sağlamak; (6) yurtdışından yardım görmek; ve (7) önünde siyaset imkanı varken şiddeti tercih etmek.

Bu noktada biraz durup aynaya bakmak ve bu itirazları bir de Türkiye Cumhuriyeti ekseninde düşünmek gerekli.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu
İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1889 yılında silahlı bir yeraltı örgütü olarak kuruldu. Önünü açmak isteyen cemiyet, 1905 yılında kurduğu Fedaîn adlı örgüt aracılığıyla siyasi muhaliflerine suikastler düzenlemeye başladı. 1908’de anayasal döneme geçildi. Ancak 1913’te İttihatçılar darbe yaparak iktidarı ele geçirdiler. 1914’te ise, düşmandan “eski yerleri” alma ümidiyle, Osmanlı Devleti’ni I. Dünya Savaşı’na soktular. Savaş yılları boyunca büyük insanlık suçları işleyen örgüt liderleri, savaşı kaybettikten sonra yurtdışına kaçtılar.

Bunun sonucunda, ülke, örgütün B kadrosuna kaldı. Bugün Türkiye Cumhuriyeti olarak bilinen devlet, söz konusu B kadrosunun eseridir. Bu kadro, I. Dünya Savaşı’nın ardından yenilgiyi kabul etmeyip Anadolu’nun farklı yerlerinde yeniden organize olmaya başladı. Amaç, bir direniş örgütlemekti. Ancak İttihatçılar, herşeyi olduğu gibi bunu da halka dayatarak yaptılar. Onların uzantıları durumunda olan çeteler, bir yandan savaş döneminden “arta kalan” Anadolu gayrimüslimlerini katletmeye, diğer yandan da vatan müdafaasının (yani kendilerinin) finansmanı adına Anadolu halkını haraca kesmeye başladılar. Halk, İttihatçıların son macerası olarak gördüğü bu uygulamalardan yaka silkiyor ve mümkün mertebe uzak durmaya çalışıyordu. Ancak, İttihatçıların Ankara’da kurdukları (ve o gün itibariyle hukuki hüviyetinin ne olduğu dahi meçhul olan) alternatif meclis, Anadolu halkının müslüman kesiminden olup da direnişe katılmayanları “asker kaçağı” ilan edip yakalayabildiklerini idam etmeye başladı. Bu kimseler, yeri geldiğinde, yakaladıkları iki kardeşin babasına dönerek, “İki oğlundan birini idam edeceğiz, diğerini de asker yapacağız, hangisini asalım?” diye sormaktan dahi çekinmeyecek karakterde insanlardı.

Türk PKK’sı
Burada silahlı bir örgüt var. Örgütün siyaseti şiddete dayalı. Örgüt içi demokrasi yok. Örgütün demokrasi ile arası genel anlamda da iyi değil. Örneğin, 1920’de kurulan alternatif meclis dahi, içinde beli silahlı adamların dolaştığı bir yer. Meclis içindeki nisbeten güçlü olan fraksiyona muhalefet edenler, suikastlere ve siyasi idamlara kurban gidiyor. Meclistekilerin, tartışmalar esnasında birbirlerine silah çekmeleri, hatta silahlarını ateşlemeleri dahi vaki. (Mecliste vurulan Halid Paşa‘nın arka odalardan birine konması ve kan kaybından ölmesi için beş gün beklenmesi gibi korkunç örnekler de yok değil.) 1926 ve sonrası ise, bütün muhalefetin susturulduğu bir Tek Adam rejimi.

Örgütün söylem değişikliği de bariz. Başlangıçta Osmanlıcı olan örgüt, sonra Türkçü, ardından hilafetçi/saltanatçı, sonra tekrar Türkçü, 1930 sonrasında ise, biyolojik ırkçı oluyor. Hilafetçi söylem, Hindistan müslümanlarından gelen dış yardımı mümkün kılıyor. Aynı dönemde, bir de, Ruslara hitap eden ve Rus yardımını mümkün kılan komünist söylem var.

Örgütün, Milli Mücadele dahil hiçbir dönemde halk desteği güçlü değil. Halka kötü davranmak ve acımasızlık ise, adeta örgütün karakteri durumunda.

Sonsöz
Milli Mücadeleyi, Anadolu halkının bir kısmının (zorla da olsa) desteğini almayı başaran Türk PKK’sı verdi. Türkiye Cumhuriyeti’ni de yine Türk PKK’sı kurdu.

Bugünlerde Kürt PKK’sı da aşağı yukarı aynı zihniyetle ve aynı acımasız yöntemlerle Kürdistan’ı kurmaya çalışıyor. Görünen o ki, bu gerçekleştikten sonra, Kürdistan’ın Kürt çocukları, okullarda, topyekün Kürt halkının Atakürt’ün önderliğinde bir bağımsızlık savaşı verdiğini öğrenecekler. Biri çıkıp da, “Atakürt dediğiniz adam iki eli kanlı acımasız bir despottu” diyecek olsa, muhtemelen “O olmasaydı adın Welat olabilecek miydi?” cevabını alacak. İşin tuhafı, Türklerin aksine, Kürtler en azından bu noktada haklı olacaklar.

Bütün bunlar karşılaştırılamaz zannediyoruz. Hatta karşılaştırmak çoğu zaman aklımıza bile gelmiyor. Çünkü henüz CHP‘yi (ve dolayısıyla da) TC’yi gerçek mahiyetiyle anlayabilmiş değiliz.

Paylaş:
« Önceki Yazı: PKK’yı Anlamak
Sonraki Yazı: Kelle Kulesi »
9

Okuyucu Yorumları

 

m.yıldız says:

23 September 2012 at 8:14 PM

Genel hatlarıyla katılmamak elde değil, fakat dönemin despot ve halk desteğinden tamamen yoksun kadrolarını PKK ile kıyaslamak (mevcut halk desteğine sahipken, ki yöntem konusuna sözüm yok) ne kadar doğru olur?

 
 

samuelqourun says:

23 September 2012 at 8:35 PM

Her kelimesine katiliyorum. Butun subjektifliklerden arinmis, bu nedenle gercegi oldugu gibi yansitabilen bir yazi olmus. Elinize saglik…

 
 

Faruk Ekmekci says:

23 September 2012 at 10:20 PM

Tebrikler, güzel ve vakitli bir yazı olmuş.

Benzer bir analoji “Yavru vatan”daki silahli örgütlenme olan TMT ile PKK/KCK arasında da yapılabilir. Ben bir yazımda kısaca değinmiştim: http://fekmekci.wordpress.com/2012/01/28/denktasin-davasindan-zananin-sigortasina/

 
 

Welat Aldemir says:

23 September 2012 at 10:24 PM

Oldukca bilimsel ve tarafsiz yazilmis. Keske tum Turkiye yazarlari ellerini korkaklik aliskanligindan cikarip baris isteklerini acikca yazsalar. Insanlar oluyor. ilerde Kurdistan zaten kurulacak. Yagmurun yagmasi nasil engellenemiyorsa onun gibi bir sey. Neden hala bir kursun bir kursun daha denip, kazanani olmayacak bu savas bitirilmiyor. Bakin Yugoslavya’da bile halklar birlikte duramadi. Hele hemen hemen ayni olan Cekler ve Slovaklar bile devletlerini ayirdilar.

 
 

haydar eren says:

24 September 2012 at 3:32 AM

Senelerdir Turklere “siz de Kuva-i Milliye ye terorist deyin” derim.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

24 September 2012 at 11:32 AM

Bu yazıları şundan dolayı çok beğeniyorum: PKK’nın, TC’nin ya da ÇBS’nin kimyasal analizlerinden ziyade, bu boya fabrikasının kutsal kimliği ve kurgusal varlığı üzerinde düşünmeye davet ediyor olması…

Devlet tapınağı’nın zaman, mekan ve insanüstü özellikleri yanı sıra olağanüstü işlerinin gözden geçirilmesi gerekiyor…

Birilerinin ya da burada bu yazılarda olduğu gibi, bebekten katil üreten bu tapınaklara, rahiplerine (devlet adamlarına) ve onların kullarına, insan kurban etme ayinin Hz. İbrahimle son bulması gerektiğini ve bu tarih öncesi ayinle insan yönetmenin ahlâksızlığını anlatması lazımdı…

 
 

galyaa says:

24 September 2012 at 9:53 PM

Ee o zaman kürtleri uyarmak lazım.Lakin T.C tecrübesinden anlamış olmaları lazım ulus devlet sitemler çok dandik

 
 

Dr says:

25 September 2012 at 2:31 AM

Sen aşırı taraf’lısın. Öyleki yazıya gelen aksi hiç bir yorumu onaylamıyorsun. Eminim bu yazıya onlarca farklı yorum gelmiştir. Fakat sadece aynı kişilerin (belkide senin silahşörlerinin) yorumlarını onaylıyorsun.

Bu tavrın bile senin düşüncelerinde ne kadar korkak ve ideolojik olduğunu gösteriyor. Onaylamasan bile bu yorumu okuman bile benim için yeterli.

 
 

samsa says:

2 October 2012 at 12:02 AM

Yazıda değinilmeyen şu farkı neden hiç kimse görmüyor:
Türkiye Cumhuriyeti yıkılmakta olan bir imparatorluğun yani hali hazırda mevcut olan bir devletin küllerinden doğdu. Bu olguyu hiçbir zaman varolmamış bir ülkenin (sözde) bağımsızlık mücadelesiyle karşılaştırmak mı yerinde bir tespiye varma sebebiniz?

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.