• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Türkiye’nin ‘Beyaz Çöp’leri

6 Feb2011
 

[6 Şubat 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

“Beyaz Türk” ifadesi, kendisini beyaz Türk olarak gören biri tarafından ortaya atıldı ve yine kendilerini beyaz Türk olarak görenler tarafından benimsenerek kullanılmaya başlandı. Konunun bu yönü önemli. Zira bir insanın içinde bulunduğu kesimi böyle bir sıfatla yüceltmesi, halkın geriye kalanının ülkenin zencileri olduğu yönünde bir ima içeriyor.

“Biz sizden üstünüz” vurgusunun dahi ötesine geçen bu ima, sınırları böylesine kesin bir çizgiyle çizilen bu hiyerarşik üstünlüğün hangi gerekçeye dayandığı sorusunu akla getiriyor. Bu sorunun cevabını alma adına beyaz Türklerin yazdıklarına ve söylediklerine bakıldığında, kendilerini “eğitimli”, “kültürlü”, “açık fikirli” ve “kimi nezih zevklere sahip” kimseler olarak gördükleri ortaya çıkıyor. Ancak bu imgenin gerçeklikle ilişkisi bir parça sorunlu.

Herşeyden önce, “beyaz” sıfatı ırkçı bir geçmişe sahip ve eskiden olduğu gibi bugün de dünyada sadece ırkçılar tarafından sahipleniliyor. Siyasi uygulamalar söz konusu olduğunda ise, “beyaz” sıfatının çağrıştırdığı ilk şey apartheid rejimi – ki bu da, beyaz Türklerin kimi tavırları hatırlandığında fazlasıyla rahatsız edici bir örnek. Zira Güney Afrika’da 1948 ile 1993 yılları arasında yürürlükte olan apartheid rejimi, ülkede sömürgeci bir geçmişe sahip olan beyaz azınlığın siyah çoğunluğu yönetmesi esasına dayanan, siyahların vatandaş bile sayılmadığı ırkçı bir rejimdi. Apartheid rejiminde, siyahlar sadece beyazların onlar için belirledikleri müstakil yerleşim bölgelerinde ikamet edebiliyorlardı. Diğer bölgelere geçmeleri yasaktı.

Bu noktada sormak gerekli: Kendilerine yakıştıra yakıştıra dünyada sadece bu gibi ırkçı bağlamlarda kullanılan bir sıfatı yakıştıran beyaz Türkler, kendilerini Türkiye’deki çoğunluğu yönetme hakkına sahip olan aristokrat bir azınlık olarak mı görüyorlar? Türkiye’deki çoğunluk, onların gözünde ikinci sınıf insanlardan mı oluşuyor? Nişantaşı gibi semtlerde başörtülü bir genç kız görünce, “Buralara kadar geldiler!” diye tepki göstermelerinin nedeni bu mu? Başörtülüleri, Kürtçe konuşanları ve diğerlerini belli semtlerde tecrit etmeyi mi tercih ederlerdi?

Şayet bu soruların cevabı “Hayır” ise, yani beyaz Türkler kendileri için böyle bir sıfat seçmiş olmalarına rağmen aslında eşitlikten yana olan insanlarsa, o zaman kullandıkları kelimelerin bağlamlarından (ve dolayısıyla da dünyadan) pek fazla haberdar değiller demektir. Böyle bir durumda da, beyaz Türklerin ciddi bir cehalet problemiyle karşı karşıya olduklarını kabul etmemiz gerekiyor.

Haktan ziyade imtiyaz arayışında olan bir toplum olageldiğimiz için belki yeterince üzerinde durmuyoruz; ama fark etmemiz gereken bir gerçek var: İyi okullarda okumuş olmak, yüksek bir gelire sahip olmak, sevimli semtlerde oturmak ya da çoğu insan için epey pahalı sayılabilecek olan yerlerde alışveriş ediyor olmak insanı demokrat ya da eşitlikçi kılmaz. Aksine, bütün bunlar, aynı donanım ve imkanlara sahip olmayan başkalarını adam yerine koymamayı ve hatta dehümanize etmeyi dahi kolaylaştırabilir. Unutmamak gerekli ki, Güney Afrika’daki beyaz İngilizler de, halkın geri kalanından daha yüksek bir ortalama gelire sahiplerdi. Nisbeten daha iyi muhitlerde oturuyor, daha iyi okullara gidiyor, daha konforlu bir hayat yaşıyorlardı. Ama sahip oldukları hayat tarzı, ayrımcı bir rejim içerisinde yaşadıkları, çoğunlukları itibariyle bu rejimin neden olduğu acıları görmezden geldikleri ve basbayağı ırkçı oldukları gerçeğini değiştirmiyordu.

Ancak yine de belirtmek gerekir ki, Batılı ırkçılar, ayrımcı bir ideolojiye saplanmış olsalar da, kara cahil kimseler de değillerdi. İçlerinde sanatçılar, yazarlar, sosyal bilimciler, felsefeciler vardı. (Mesela Martin Heidegger bir Nazi Partisi üyesiydi.) Dahası, üstün ırk düşüncesi Nietzsche, Yahudi düşmanlığı ise Martin Luther gibi dünyayı etkilemiş ciddi fikir adamlarının metinlerine de dayanan bir süreklilik içerisinde ortaya çıkmıştı. Yani ortada asırlarca geriye giden köklü bir tarihi arkaplan da vardı.

Buna karşılık, Türkiye’de kendilerine beyaz Türk diyen ve başkalarını aşağılamayı meslek edinen insanların içinde dünyayı etkilemek bir yana, ciddi bir birikime sahip olan pek kimse dahi yok gibi. Aslında bu durum, gözler önünde olduğu halde çoğu zaman fark edilmeyen basit bir gerçeği tek başına ifşa ediyor: Beyaz Türkler aslında öykündükleri beyaz Batılıların ucuz bir kopyası durumundalar. Yani “beyaz Türk” dediğimizde, Türkiye’nin düşünen kesimini değil, bizzat özgür düşüncenin karşısında cephe alan, “şartlar” gerektirdiğinde Murat Belge, Etyen Mahçupyan, Orhan Pamuk, Atilla Yayla gibi insanları hedef göstermekten dahi geri durmayan bir tipolojiden söz ediyoruz. Başkalarına “bidon kafa” diye hakaret ederken, anagramlardan analiz devşiren, “Cumhuriyet’in ‘Seks’eninci Yılı” gibi tespitlerde bulunan yazıları ciddi ciddi yazabilen ve karşılığında “Büyük Yazar” diye takdir ve ilgi görebilen insanlar bunlar. Bir asırdır, beyaz olduklarına inanmak ve bizi de inandırmak istiyorlar.

Onlar hakkındaki en iyi hükmü, ABD’de beyaz ırkın cahil kesimi için kullanılan “beyaz çöp” (white trash) ifadesine atıfta bulunarak Perihan Mağden vermişti: “Ben bunların siyasi olarak da “white trash” kültürünü ürettiklerini düşünüyorum. Bunlar kendilerini çok üst orta sınıf olarak farz etmemizi istiyorlar. … Ait olmadıkları bir sınıfı pazarlamak için başı gözü dağıttılar. … bunlar ‘white trash’ kültürünü Türkiye’ye taşımaya çalıştılar ve işte “bu laiktir, biz güzeliz, biz beyazız” diyorlar. Hayır siz beyaz değilsiniz siz ‘white’ değilsiniz siz ‘white trash’sınız.”

Hadise budur.

3

Okuyucu Yorumları

 

gökmen dülgeroğlu says:

February 6, 2011 at 8:24 pm

Yazınızı okuduktan sonra aklıma kitabınızda bahsettiğiniz Haymana’daki küçük bir grup “Türk” geldi. Çakma Türkler kocaman bir ırk olmuş ve bu ırk birileri tarafından beyaz ve siyah diye ikiye ayrılmış…

Çöp dönüştürülerek insanların yararına kullanılabiliyor; ya bu beyaz Türkler?

 
 

Yüksel Çabaz says:

February 7, 2011 at 12:38 am

Merhabalar Hocam,

Yerel bir haber sitesinde haftalık yazılar yazmaya başladım. Geçen hafta başladığım konuyu sizinle aynı paralelde işliyor olmak çok güzel ve öğretici. Bu haftaki yazıyı yazmadan önce, yine Taraf’ta yayınlanan yazınızı okudum. “Hoca bize yazacak bir şey bırakmamış…” dedim, yazının sonuna geldiğimde. Bu hafta, yazdıklarınızın zekatı kabilinden bir şeyler karalayacağım sanırım.

Ufkumuzu aydınlatan yazılarınızdan dolayı çok teşekkürler.

 
 

Levent Cetin says:

February 7, 2011 at 2:11 am

Bir onceki yaziya biraktigim sorularin cevabini da bu yaziyla almis oldum. Tesekkurler Serdar Kaya. Turkiye’de onemli bir boslugu doldurdugunuza inaniyorum.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.