• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Uğur Dündar ve İshak Bıçakçı

8 Aug2010
 

Sanırım 1995 Kasımıydı. Öyle zannediyorum… O zamanlar Tepebaşı’nda düzenlenmekte olan TÜYAP kitap fuarı genelde Kasım gibi açılırdı çünkü. Ben de hemen her gün kısa bir süre için de olsa uğramaya çalışırdım.

Ama tabii çok makul kimselerle karşılaştığım da söylenemezdi. Ahmet Hulusi’nin bir parça sevimsiz talebelerinden nükleer enerji karşıtı çokbilmiş gençlere, İşçi Partililerden reenkarnasyonculara dek farklılıklarını bayrak haline getirmiş olan ve geriye kalan herkesi dışlamaya meyleden bir sürü grubun çok da iç açıcı olduğu söylenemez herhalde… Ama (özellikle 1995 yılı itibariyle) İstanbul’da Kasım ayında yapılabilecek çok fazla ilginç şey olmadığından TÜYAP pek de fena sayılamayacak bir alternatifti. Ben de gidip fuarın koridorlarında gezip olan bitene kulak kabartır, panellerdeki konuşmacıları dinlerdim.

Farklı kesimlerden insanlara kulak misafiri olmak ilginç olurdu tabii… Mesela şu sahneyi gözünüzün önüne getirin: Top sakallı bir yazar kitap imzalarken okurlarından biri, içi yanıyormuşçasına bir ses tonuyla, “Ne diyorsunuz üstadım, bu işler düzelecek mi?” gibi bir soru soruyor. Yazardan, “Düzelir elbette efendim, bu kadar ümitsiz olmayın” gibi bir yanıt alınca da, isyan edercesine, “Ama üstadım, halkın %70’inin nereye oy verdiği belli!” şeklinde bir yanıt veriyor. Eğlenmesini bilen bir insan için bulunmaz bir manzara değil midir?

İşte İshak Bıçakçı’yı da, TÜYAP’ın bu şiddet içermeyen çatışma ortamında tanıdım. Kitab-ı Mukaddes Şirketi’nin standında duran İshak Bey, ortodoks bir hıristiyandı ve dahi o koridordan geçip giden ve benim gibi hıristiyanlık hakkında çok fazla fikri olmayan insanlara doğruluğuna inandığı dinini anlatıyordu. Tabii bunda ne kadar başarılı oluyordu hiç bilemiyorum. Ama en azından bana birkaç şey öğrettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Şöyle ki, ben İshak Bey ile tanışana kadar hıristiyanların büyük bir çoğunluğunun İsa’yı Tanrı olarak gördüklerini bile bilmiyordum! “Surp” kelimesinin Ermenice “aziz” anlamına geldiği gibi nisbeten daha önemsiz şeyleri de… İşte İshak Bey ile zaman zaman fuarda karşılaşıp konuştukça, ondan her seferinde bu gibi şeyler öğrenmiş oldum. Kendisiyle bunun ötesinde bir tanışıklığım da olmadı. Zaten fuar sona erdikten sonra da bir daha hiç karşılaşmadık.

Ancak Vizontele’deki “Zeki Müren” muhabbeti misali, İshak Bey beni bir daha hiç görmedi ise de, ben onu maalesef gördüm… Maalesef diyorum, çünkü onu tekrar görüşüm çok da hoş bir münasebetle olmamış, İshak Bey hem hiç ummadığım bir anda, hem de hiç ummadığım bir şekilde karşıma çıkmıştı. Şöyle ki, fuarın sona ermesinden birkaç ay (ya da belki bir iki yıl) kadar sonra ben bir akşam vakti televizyon karşısında uyuyakalmış iken, tanıdık bir ses duymakta olduğumu fark etmiş ve bir süre uyku ile uyanıklık arasında gidip geldikten sonra nihayet uyanarak Uğur Dündar’ın patırtılı kütürtülü programlarından birinin yayında olduğunu görmüştüm. Fareli fırın ya da böcekli pastane işleten kimselerin korkulu rüyası olan bu sömürge valisi tipli tuhaf adam, bu hafta kendine kurban olarak meğer bizim İshak Bey’i seçmiş!

Ancak hakkını teslim etmek gerek, Uğur Dündar İshak Bey’i fareli fırın işletmekle değil, çevresindeki insanlara İsa’yı anlatmakla suçluyordu. Tabii bu noktada, “Bunda şaşılacak ne var? Misyoner adam çevresindekilere Miki Maus’tan bahsedecek değil ya; haliyle İsa’yı anlatacak” gibi şeyler söylenebilir. Ama belli ki Uğur Dündar’ın baktığı yerden durum bundan biraz daha farklı görünüyordu.

Öyle zannediyorum ki, Uğur Dündar ve çevresindekiler için bu durumu kabullenilemez kılan asıl şey, İshak Bey’in İsa’yı anlatırken doğaüstü olaylara da yer vermesiydi. Zira programda İshak Bey’in gizli kamera ile kaydedilen ve etrafındakilere “Mesih inanlılarının sıklıkla doğaüstü tecrübeler yaşadıklarını” anlatan görüntüleri tekrar tekrar ekrana getirilmişti. Belli ki, dünya üzerindeki hangi spiritüel ortama gidilse değil duymak bizzat şahit dahi olunabilecek olan kimi şeyler, programı hazırlayanlar için İshak Bey’i bir şarlatan olarak kategorize edip infaz etmek için fazlasıyla yeterli olmuştu.

Aslında çok da şaşırmamak gerek. Neticede bunlar gayet laik insanlar… Şayet onlar görmediyse böyle şeyler kesin hiç olmuyordur… O nedenle de, eğer biri böyle bir tecrübe naklediyorsa, o kişi kesin dini çıkarlarına alet etmeye çalışan yalancının biridir. Etrafına topladığı cahil kimselere uydurup uydurup böyle şeyler anlatıyordur! O cahiller de tabii hemen bu anlatılanlara inanıyorlardır… (Nedense bu eğitimsiz cahiller bir tek Mustafa Kemal’e atfedilen masallarına inanmıyorlar!)

Bir de bu noktada şunu da belirtmek gerek: Uğur Dündar İshak Bey’i hedef tahtasına koymadan hemen önce (yanılmıyorsam) o günlerde pek tanınmayan Cübbeli Ahmet Hoca hakkında benzeri bir program yapmıştı. Kimbilir, belki de ahlaklı yayıncılık ilkeleri gereği, ertesi hafta da hıristiyanlara aynı şeyi yapmış ve böylelikle bir çırpıda adaleti sağlayıvermişti. Yani bildiğimiz Kenan Evren mantığı: Bir sağcı astıysan, bir de solcu asacaksın; iki sağcı astıysan da iki solcu. Hak geçmeyecek.

Paylaş:
1

Okuyucu Yorumları

 

fizikci says:

21 August 2010 at 8:50 PM

“Fareli fırın ya da böcekli pastane işleten kimselerin korkulu rüyası olan bu sömürge valisi tipli tuhaf adam…”

Süper!

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.