• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Uluslararası Seviyede Nüfus ve Güç İlişkisi

10 Apr2008
 

[10 Nisan 2008 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı.]

Bir ülke ekonomisinin çapı ve gücü hakkındaki en temel gösterge, o ülkede yaşayan insanların bir veri yıl içerisinde ürettikleri mal ve hizmetlerin parasal karşılığına tekabül eden Gayri Safi Yurtiçi Hasıladır (GSYİH). Bu rakamın ülke nüfusuna bölünmesiyle elde edilen Kişi Başına GSYİH ise, söz konusu ekonominin gücünden ziyade, ülkedeki cari refah seviyesi hakkında fikir verir. Bu iki göstergenin her zaman aynı doğrultuda olması gerekli değildir. Bir başka deyişle, bir ülkenin ekonomisinin büyük ölçekli olması, o ülkede yaşayanların müreffeh oldukları anlamına gelmeyeceği gibi, insanların yüksek gelir seviyesine sahip oldukları bir ülke de pekala küçük ölçekli bir ekonomiye sahip olabilir. Burada belirleyici olan faktör, nüfustur.

Ekonomik büyüklük ve refah arasındaki ilişkide nüfusun belirleyiciliğini ortaya koyma adına Norveç ve Hindistan örneklerine bakılabilir. 4,6 milyon insanın yaşadığı Norveç, kişi başına düşen 55.600 dolarlık gelirle dünyanın 5. müreffeh ülkesi durumundadır. Ancak bu ortalama gelir seviyesi nüfus ile çarpıldığında, günümüz şartlarında vasat sayılabilecek 257 milyar dolarlık bir GSYİH değeri ortaya çıkar. Kişi başına düşen gelir sıralamasında 2.700 dolarla 165. sırada yer alan Hindistan ise, Norveç’in takriben 240 katına karşılık gelen 1,1 milyarlık devasa bir nüfusa sahiptir. Bu nedenle de, bir Hindistanlı, bir Norveçliden ortalama 20 kat daha az üretiyor olsa da, aradaki nüfus farkı nedeniyle Hindistan ekonomisi Norveçinkinden takriben 12 kat daha büyüktür.

Siyasal bilimler profesörü A.F.K. Organski, 1958 yılında yazdığı ve bugün itibariyle uluslararası politika literatürü içerisinde bir klasik durumuna gelmiş olan ‘World Politics‘ adlı kitabında GSYİH’nın bu yönüne dikkat çeker ve endüstriyelleşme çerçevesinde bir analiz ortaya koyar. Bu analize gore, küçük nüfusa sahip olan ülkelerde refah seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun, ekonomik ölçekleri küçük kalmaya mahkum olan bu ülkeler hiçbir zaman dünya politikaları üzerinde ciddi seviyede herhangi bir etkiye sahip olamayacaklardır. Diğer yandan, henüz endüstriyelleşmemiş olan yüksek nüfuslu ülkeler ise, gelişmelerini tamamladıklarında dünyanın tartışmasız en büyük ekonomileri ve yeni süper güçleri olacaklardır.

Organski, söz konusu analizinde, gelecekte dünyanın yeni süper güçlerinin (yüksek nüfuslarından ötürü) Çin ve Hindistan olacağı öngörüsünde bulunur. Yine aynı nüfus merkezli analizinde, ABD gibi süper güçlerin bu konumlarını muhafaza edebilme adına sürekli göçmen kabul etmekte olduklarına da dikkat çekerek nüfus ve güç arasındaki ilişkinin uluslararası seviyedeki önemini vurgular.

Endüstriyelleşen Çin ve Hindistan’ın son yıllardaki yüksek oranlı büyümelerinin de yardımıyla dünyanın en büyük ekonomileri arasına girmiş olmaları, Organski’nin 50 yıl önce ortaya koyduğu analizi doğruluyor. Bugün itibariyle ABD’nin ardından dünyanın ikinci büyük ekonomisi durumuna gelmiş olan Çin’in yakın bir gelecekte dünya liderliğini ele geçirdikten sonra arayı açmaya başlaması ya da ABD, Çin ve Japonya’dan sonra dünyanın dördüncü büyük ekonomisi durumuna gelmiş olan Hindistan’ın endüstriyelleşme sürecini devam ettirdiği ölçüde tırmanışını da sürdürecek olması fazlasıyla ihtimal dahilinde. Yüksek bir GSYİH değerinin bütçeye de aynı oranda yansıyacağı ve bütçeden savunmaya ayrılan miktarı da aynı doğrultuda tetikleyeceği düşünülecek olursa, ekonomik gücün savunma gücünü de beraberinde getireceği ve dolayısıyla dünya çapında bir süper güç olmanın (ya da dünya çapında bir süper güç olarak kalmanın) nüfus ile doğrudan ilgili olduğu da söylenebilir.

Türkiye’de Nüfus Politikaları

Türkiye’de pek çok diğer konu gibi nüfus politikaları da objektif değerler üzerinden tartışılmıyor. Az çocuklu ailelerin eğitimli, çok çocuklu ailelerin ise cahil oldukları yönündeki bir ezber, çoğu zaman bu konuda yapılması ve tartışılması gereken daha derin analizlerin yerini alıyor. Sözgelimi, bir parti lideri daha düşük ya da yüksek bir nüfusun Türkiye için daha iyi sonuçlar doğuracağını iddia ettiğinde normal şartlar altında bu konunun söz konusu partinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik politikalarla ya da Türkiye adına nasıl bir gelecek ve tehdit algısına sahip olduğuyla ilişkilendirilmesi gerekirken, Türkiye’deki tartışmalar ne yazık ki bilindik ilericilik-gericilik boyutuna kilitleniyor.

Halbuki böylesine önemli bir konuda bütün partilerin kendi politikalarını belirlemeleri ve belirledikleri politikaları gerekçeleri ile birlikte kamuoyu ile paylaşmaları gerekiyor – ki çok partili siyasetin gerçek anlamı da zaten bu. Bu nedenle, nüfus politikaları söz konusu olduğunda da slogan değil, argüman duymamız gerekli. Ancak Türkiye’nin sosyoekonomik şartlarını ve bölgesinde ne ölçekte bir ekonomik ve askeri güç olmasının öngörüldüğünü hesaba katmayan analiz ya da argümanlar da tartışmaya değer olmasa gerek.

Sonraki Yazı: Kedi Babası »
12

Okuyucu Yorumları

 

Levent Cetin says:

April 10, 2008 at 3:04 pm

Demek ki ekonominin asil amaci ulkeyi uluslararasi yarista ileriye goturmek. Turkiye kaynaklar olarak kac kisiyi tasiyabilir? 120 milyon? 200 milyon? 300? O zamana Cin de olur 2.5 milyar.
Ulkeler ve birbirleriyle yarislari, hangi ulkelerin bu yarista birbirlerini gececeklerinin oneminin farkina daha varamadim. Herhalde global anlamda insanlarin mureffeh olmalarina bakmak “cocukca ve hayalci” algilaniyor.
Dunya kaynaklarinin bu nufusu bile zor tasidigi. Kuresel isinma, iklim degisikligi gibi kavramlar da ezber olmali. Diyelim ki bu neo-super guc algisini butun uluslar benimsedi ve dunyayi 15 milyar yaptik. Ayni kavramlari o zaman da konusabilecegimize emin misiniz?
Yeralti sulari kirli, dereleri golleri kurumus Turkiye’de buyuk sehirlerde su sorunlari 65 milyon nufusta dahi kendini hissettirmeye basladi. 120 milyon olunca koka kola ile banyo yaparlar herhalde.
Nufus guc iliskisini uzun yillar Suleyman Demirel de unutulmaz “Boyyuk Turkiye” lafi ile irdeledi. Demek o da yakalamis konuyu sacindan.
Bu gun Erdogan meydanlarda emir verir sekilde ayni nutku devam ettiriyor. “3 er cocuk yapin”.
“Oldu basbakanim hemen! Hanim suyu ocaga koy!”

 
 

Serdar Kaya says:

April 10, 2008 at 3:52 pm

Levent Bey,
Siyasal Bilimler jargonunda ‘level of analysis’ denilen bir kavram vardır. Yukarıdaki yazının ‘Uluslararası Seviyede…’ ifadesiyle başlaması bu noktaya referans veriyor. Dahası, yazının uluslararası seviyede odaklandığı konu ise nüfusun ‘güç ilişkisi’. Yani baştan geniş bir konunun dar bir noktasına odaklandığını ilan eden bir yazıyı tek bir noktaya odaklandığı için eleştiriyorsunuz. (Bakınız: İlk cümleniz ve diğerleri.)
Halbuki uluslararası seviyede bir analizde bulunmak istiyorsanız gidebileceğiniz başka bir yol yok gibidir. Kaldı ki, uluslararası ilişkiler disiplini genel anlamda dahi ele alındığında, güç ilişkileri (power politics), belki de bu alandaki en merkezi ilgi alanını oluşturur. Bu nedenle bu sahada yazılan yazılar da, gerek mutlak (absolute/liberal) gerekse göreceli (relative/realist) güç arayışı çerçevesinde (doğal olarak) o doğrultuda bir analize odaklanmak durumundadırlar.
Bütün bunlar bir yana, diğer sözleriniz de (tıpkı üç çocuk söylemi gibi) eleştirilemeyecek şeyler değil. Yani sözleriniz sanki bu konuda genel geçer doğrularmış gibi bir tonda konuşmanız pek de makul sayılmaz. Bu alanda, sizinkine benzer ve karşıt görüşler halen tartışılıyor ve tartışılacak. Ama şayet, “Diyelim ki bu neo-super guc algisini butun uluslar benimsedi ve dunyayi 15 milyar yaptik.” derseniz, haksızlık etmiş olursunuz. Çünkü yazıda “Böyle olsun” denmiyor. Aksine, “bir parti lideri daha düşük ya da yüksek bir nüfusun Türkiye için daha iyi sonuçlar doğuracağını iddia ettiğinde normal şartlar altında bu konunun söz konusu partinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik politikalarla ya da Türkiye adına nasıl bir gelecek ve tehdit algısına sahip olduğuyla ilişkilendirilmesi gerekir” denerek, konunun ilericilik-gericilik düzleminden çıkarılarak, tam da sizin sözünü ettiğiniz ‘algı’lar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği söyleniyor.
Yani her partinin, çok partili hayatın doğası gereği ayrı bir algıya sahip olması beklendiğinden, bu algıları konuşmak gerekir denmek isteniyor. ‘Tehdit altında bir Türkiye’ algısı gibi. Ama siz, ilericilik-gericilik düzleminden uzaklaştırılması gerekir denilen konuyu alıp yeniden gerisin geri ‘Ocağa su koy’ çerçevesine oturtuyorsunuz.

 
 

Levent Cetin says:

April 10, 2008 at 7:05 pm

Serdar Bey,
Basbakan’in konusma tarzinin sizinki ile fazla alakasi olmadigini vurgulamak isterim. Kucuk bir alinti koyayim:
“Bunlar ne yapmak istiyor? Bunlar Türk milletinin kökünü kazımak istiyorlar, yaptıkları şey bu. Eğer nüfusunuzun azalmasını istemiyorsanız, bir ailenin 3 tane çocuğu olmalı. Takdir sizindir, o ayrı bir mesele.”
Ozneye dikkat edin. “Bunlar”. Ve “bunlar” Turk milletinin kokunu kaziyacaklar. Ben bu konusma tarziyla alakali bir “ocaga su koy” gondermesinde bulundum. Turkiye’de basbakani elestiren politikacilarin yani sira basbakanin da ustel bir algi tasidigindan emin degilim.
Siyaset bilimi arac gereclerinin varolan dunyayi tanimlama, verilerden bilgi olusturarak gelecekle ilgili saptamalar yapmasi bilim mekanizmasi icinde gayet olagan. Ama gelecekle ilgili karar verecek bir insanin analiz duzeyini daha cok yonlu tutmasi gerekli. Basbakan (ve gecmisteki ornekleri) de bu analizden ziyade, buyuk nufus buyuk guc getirir ezberinde degiller mi? Matematiksel olarak (en az) 3 cocuk surekli artisa delalet eder sanirim. Yoksa her durusunuzda daha fazla yasli nufusunuz olur. Her neyse ben boyle birsey icin basbakan telkinini yanlis buluyorum.
Her sozumu de size gonderme olarak yaptigimi dusunmeyin. Sizi basbakandan farkli goruyorum.

 
 

Levent Cetin says:

April 10, 2008 at 7:26 pm

Diyorsunuz ki: “Az çocuklu ailelerin eğitimli, çok çocuklu ailelerin ise cahil oldukları yönündeki bir ezber, çoğu zaman bu konuda yapılması ve tartışılması gereken daha derin analizlerin yerini alıyor.”
Hakli bir vurgulama. Ezber olunca dogrulugunun-yanlisliginin da onemi kalmiyor. Derin analizin yapilmasi gerekli. Belki farkli seviyede analizler yaparak derinlestirmek gerekiyor.
Diger taraftan siyaset bilimi ogrencileri universitelerde makale yazarken neden politikacilar hukukcu, muhendis, veya emekli askerlerden cikiyor?

 
 

Tamer Uz says:

April 10, 2008 at 7:59 pm

Serdar Bey,
Bu yazinizda olaya gayet teknik yaklasmissiniz ve olayin populist duzlemde kalmamasini, teknik olarak da bakabilmemizi onermissiniz.
Ama bir yandan da yaziniz Erdogan’in son derece populist soylemine kilif geciriyor. Erdogan “Avrupalilar az cocuk telkinleriyle soyumuzu azaltmaya calisiyorlar” demis bir adam. Digerlerinin ezber siyaseti, slogan siyaseti yaptigini soylerken Erdogan’in da ayni seyi yaptigini soylemenizi beklerim.
Kisacasi herkesi ezber siyaseti, paranoya siyaseti, populist siyaset yapmakla itham ediyoruz. Gayet guzel. Ama Erdogan da sutten cikmis ak kasik degil. Onunda en az uc cocuk yapin soyleminin yukarida belirttigim gerekcesinin gayet komik oldugunu dusunuyorum, ve bu soylemin uzerine de “aslinda teknik bakildiginda mantikli da olabilir” yaklasimini su asamada yersiz buluyorum.

 
 

Serdar Kaya says:

April 10, 2008 at 8:29 pm

Tamer Bey,
Yorumunuzu okuyunca yazının Türkiye ile ilgili son kısmını tekrar okudum ve bırakın Erdoğan’ın söylemini destekleyici mahiyette bir yorumu, aynı fikirde olduğumu ima eden bir cümle dahi görmedim. Hatta son cümledeki ‘sosyoekonomik şartlar’ ifadesi doğrudan Erdoğan’a yönelik bir eleştiri iken nasıl böyle bir çıkarsamada bulundunuz anlayamadım.
Bana öyle geliyor ki, herhangi bir konuda yazılmış bir yazıyı kendi dinamikleriyle değerlendirmek yerine, eğer siyasi aktörlerden birinin politikalarıyla uyumlu bir sonuca varıyor ise baştan o kılıfa sokma eğiliminin bir göstergesi bu. Bilirsiniz, “Büyük insanlar düşüncelerden, orta insanlar olaylardan, küçük insanlar da başka insanlardan söz ederler” diye bir söz vardır. Bu yazıda, işte sırf bu şekilde günlük siyasete indirgenip şahıslar bazında ele alınmasın diye, başbakanın ya da diğer siyasetçilerin adını dahi anmamaya özellikle dikkat ettim ve ‘daha düşük ya da yüksek nüfus’ gibi iki yönlü ifadeler kullanarak objektif bir tavır sergilemeye azami gayret gösterdim. Ama görüyorum ki yorumlar yine düşüncelerden değil insanlardan bahsediyor. (İkinci bir yanlış anlamaya neden olmamak için belirteyim: Burada elbette “Ben büyüğüm, siz küçüksünüz” demek istemiyorum. Demek istediğim şey, “Ben mümkün olduğunca konuyu insanlar seviyesine indirgememeye çalışıyorum, lütfen siz de öyle yapın” gibi bir şey. Çünkü böyle bir yazının üzerine “Erdogan da sutten cikmis ak kasik degil” gibi bir yorumla karşılaşınca içimde bu dilde yazı yazma isteği bile kalmıyor.)
“Aslında teknik olarak bakıldığında mantıklı olabilir” gibi sağlıklı bir yaklaşımın eleştiriliyor olması da bence aynı bakış açısının bir sonucu. Siyasetçiler, demokrasinin malum niteliği gereği maalesef popülist tavırlara sahipler. Ama ben kendi işimi kendi doğru bildiğim şekilde “teknik bir anlayışla” yapmaya çalışıyorum. Sırf bir politikacı aynı sonuca farklı gerekçelerle varıyor (ya da işine öyle geliyor diye anlamsız gerekçeler uyduruyor) diye neden ezberci bir anlayışın hatalı olabilecek yönlerini dile getirmeyeyim ki?
Gerekli dikkat sarf edilerek okunduğunda, bu yazıda düşük ya da yüksek nüfus lehine herhangi bir sonuca varılmadığı, aksine, bu konuda farklı analiz seviyeleri için farklı doğrular bulunabileceğinin söylendiği rahatlıkla görülebilir. Zaten son kısımda çok partili siyaset vurgusu yapılmış olmasının nedeni de bu. Farklı dünya görüşleri doğrultusunda kimilerinin refaha öncelik verirken, kimi diğerlerinin güvenlik eksenli bir politikayı destekleyecek olmaları gibi.

 
 

Serdar Kaya says:

April 10, 2008 at 8:40 pm

Eğer ilgilenen varsa, Üçüncü Dalga Geliyor’da Murat Karun da teknik bir analiz yapmış:
http://ucuncudalgageliyor.blogspot.com/2008/04/ydb-64_06.html
http://ucuncudalgageliyor.blogspot.com/2008/04/kayip-nufus.html

 
 

Tamer Uz says:

April 10, 2008 at 8:57 pm

Serdar Bey,
Cok nufusun guvenlik icin, az nufusun da refah icin avantajli oldugu kolay anlasilabilir argumanlar. Sizin yazinizin havasi insani daha cok “Buyuk nufus, guclu enternasyonel ekonomi ve guclu askeriye” fikrine meylettiren bir yazi.
Ortada bir kontekst var. Erdogan bir soz soylemis ve bir tartisma acmis.
Boyle bir kontekst icerisinde konunun refah yonunu degil de uluslar arasi guc yonunu irdelemek, ya da her ikisini esit sekilde irdelememek Erdogan’in ill-conditioned argumanlarini back-up etmek gibi oluyor. Oysa benzer bir paranoya soylemini Baykal yapmis olsaydi, Baykal’in sacmalamasini daha prosecutive bir yaklasimla ele alirdik burda.

 
 

Serdar Kaya says:

April 10, 2008 at 9:07 pm

Tamer Bey,
Aynı şekilde bakmaya devam ettiğiniz için hala yanılıyorsunuz. Az nüfusun refah için daha avantajlı olduğu genelgeçer bir doğru değildir. Yazıda da Az Nüfus-Refah ve Çok Nüfus-Güvenlik gibi sıfır toplamlı (zero-sum) bir ilişkiden ya da korelasyondan da söz edilmiyor zaten. ABD ya da Çin düşük nüfuslu olsaydı şimdiki refah seviyesine (ya da trendine) sahip olur muydu gibi bir soru, cevabı pek de net olmayan fazlasıyla önemli bir sorudur. Bu sorunun yanıtına da analizle ulaşılır. Ama siz hala Erdoğan’dan ve Baykal’dan bahsetmeye devam ettiğiniz için ben en azından şu an için daha fazla bir şey söylemek istemiyorum.

 
 

Levent Cetin says:

April 10, 2008 at 11:31 pm

Murat Karun’un matematik analizini okudum. Hesaplarin sonunda diyor ki 2037 yilinda basbakan’in dedigi gibi yasli nufus artacak. Bunun icin matematik analizi yapmaya bile gerek yok, ornekleri ortada. Sonunda da basbakan’i hakli buluyor. Basbakan analiz yapmiyor ki, basbakan bir karar veriyor ve uygulanmasi icin telkinde bulunuyor.

Burada baska faktorleri degerlendirmeye almadigi icin basbakani ve Karun’u elestirmek durumundayim.

 
 

Levent Cetin says:

April 10, 2008 at 11:13 pm

Bir cumlenizi tekrarlamak istiyorum:
“Sözgelimi, bir parti lideri daha düşük ya da yüksek bir nüfusun Türkiye için daha iyi sonuçlar doğuracağını iddia ettiğinde normal şartlar altında bu konunun söz konusu partinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik politikalarla ya da Türkiye adına nasıl bir gelecek ve tehdit algısına sahip olduğuyla ilişkilendirilmesi gerekirken, Türkiye’deki tartışmalar ne yazık ki bilindik ilericilik-gericilik boyutuna kilitleniyor.”
Bu cumleyi eger uc cocuk soyleminden once ortaya koysaydiniz farkli okunabilirdi. Ama sonra koydugunuz icin algimiz dogal olarak etkilendi. Bu konu ile ilgili Taha Akyol’un yazisinda da fikir belirtildi.
Bir cumleye “sozgelimi” diye basladiginizda ve isim vermediginizde bu sizin kisileri irdelemediginiz anlamina gelmez. Bu yazidaki parti lideri Erdogan degilse, gericilik-ilericilik tartismasina ceken ezberciler de Kemalist degil de nedir? Dusuncelerden-olaylardan bahsederken gizli oznelerimiz olunca kisilerden bahsetmemis mi oluyoruz? Yoksa bu sadece tesaduf mu?
Egitim ve fertilite uzerine negatif lineer korelasyon aciklayan bircok makale Google uzerinde var. Bilimsellikleri tartisilabilr belki. Ama ezber olduklarini soylemek guc. Bazilari diyor ki egitim seviyesi cok yukselen deneklerde dogurganlik yasi gectigi icin sonuclari anlamsizlastiriyor. Dogrudur. Bunun icin de farkli metodlar kullaniyorlar, bir cok makalede yine egitimle dogurganligin ters orantili oldugunu soyluyorlar. Ezberler de zaman zaman dogru bilgi icermiyor mu? Ya bir ezberden kacarken baska ezberin icine dusersek?

 
 

Serdar Kaya says:

April 10, 2008 at 11:30 pm

Levent Bey, sizi de yanıtlamış olayım:
“Dusuncelerden-olaylardan bahsederken gizli oznelerimiz olunca kisilerden bahsetmemis mi oluyoruz?”
Elbette olmuyoruz. Ama ‘kişileri ve saflaşmaları mümkün olduğunca konunun dışında tutarak gündemdeki konuların özüne eğilmek’ ile ‘herşeyi şahıslar düzeyine indirgeme eğiliminde olmak’ arasında da bir fark olsa gerek. Yoksa gündemle ilgili konuşurken siyasi aktörleri sıfırlayabilmek gizli özne kullanmasak da zaten mümkün olmaz.
“Egitim ve fertilite uzerine negatif lineer korelasyon aciklayan bircok makale Google uzerinde var.”
Olabilir. Ama dikkat ederseniz, bunun yazının yukarıdaki yorumda belirttiğim ana fikriyle hiçbir ilgisi yok.
“Ezberler de zaman zaman dogru bilgi icermiyor mu? Ya bir ezberden kacarken baska ezberin icine dusersek?”
Ezberler zaman zaman doğru bilgi içerebilirler. Ancak burada ezberlerin doğru ya da yanlışlığından değil, bir sonuca varırken ezberlerle hareket etmemekten söz ediyoruz. Böylelikle de, vardığımız yeni sonuçların yanlış dahi olsalar ezbere dönüşme ihtimallerinin çok daha düşük olmalarını temin etmeye çalışıyoruz.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.