• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Utanmayı Başarabilmek ve Zihniyet Değişimi

10 Kas2008
 

Gerek dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanmakta olan acılara karşı duyarlı olması, gerek bu konularda bir şeyler yapabilme adına samimi bir çaba göstermesi nedeniyle kendisine çok değer verdiğim bir Alman arkadaşım var. Ancak hemen her arkadaşımı firsat doğdukça bir sosyal bilimler deneki olarak kullanmaktan da çekinmediğim için, ona zaman zaman “Sieg Heil!” diye selam veriyor, etrafta fazla kimse yokken “Deutschland über Alles!”, “Ein Volk, Ein Reich, Ein Führer!” gibi sözler sarf ediyorum. Böyle şeyler yaptığım zaman, sevgili arkadaşım genelde utançla başını öne eğiyor ve “Lütfen yapma…” gibi şeyler söylüyor.


Amacım onu kırmak değil elbette. Ancak aynı ifadelerin iki farklı kültürde birbirine tamamen zıt çağrışımlar yapıyor ve dolayısıyla da birbirine tamamen zıt davranış biçimleri doğuruyor olması da fazlasıyla ilginç ve dikkate değer.

“Tek Vatan, Tek Dil, Tek Lider, …” türünden konseptleri ve her türlü milliyetçi ifadeyi rahatsız edici bulan ve insanları pasaportlarına göre sınıflandırmayı reddeden bir anlayış ile, aynı çerçevedeki sloganları övünülecek birer değer olarak benimseyip dağa taşa yazan zihniyet arasında çok büyük bir uçurum olsa gerek. Dahası, aradaki bu uçurumun kolay kapanacağını iddia edebilmek de zor. Ancak söz konusu uçurumun büyüklüğü, bir zihniyeti nelerin inşa ettiği, hangi arka planların ne gibi zihniyetleri doğurduğu gibi soruları da aynı derecede önemli kılıyor.

Dünyanın farklı yerlerinde yaşanan gelişmelere, başarılara ve acılara önemli ölçüde kayıtsız kalarak kendi kapalı kutularında yaşayan ve pek çok kimsenin varlığından ve niteliğinden haberdar bile olmadığı devletlerini herkesin yıkmaya çalıştığını zanneden insanların, korku ve endişeyi milli kimliklerinin bir parçası haline getirmiş olmaları çok da şaşırtıcı değil. Bu noktada, söz konusu korku ve endişenin oluşturduğu paranoyanın etkisiyle milli sembollere daha da sıkıca sarılmanın ve bu çerçevede oluşturulmuş olan kurguların daha da fazla ululanmasının bir kısır döngü oluşturarak toplumsal bir psikoza yol açtığı da söylenebilir. Ancak böyle bir süreç, sürdürülebilir bir niteliğe sahip olmaması bir yana, kendi kendini yiyip bitiren bir yapıya da sahip.

Bütün bunlar, ulus-devlet anlayışının dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi Türkiye’de de evrim geçireceğini ve zamanla daha teritoryal bir anlayışın hakim olmaya başlayacağını ima ediyor. Bir başka deyişle, bir gün gelecek, Türkiye’de de insanlar utanılacak değerlere yaşlı gözlerle tapınmaya bir son verecekler.

Bu şu anlama geliyor: Bir zaman gelip de bu toprakların yeni insanlarına bugün yaşanmakta olan tuhaflıklar hatırlatıldığında, başlarını öne eğerek utanabilmeyi onlar da başarabilecekler. Çünkü zihniyetlerin değişmesine rağmen tavırların aynı kalabilmesi mümkün değildir. Dahası, tıpkı değer yargıları gibi, utanmak da bir süreç dahilinde edinilebilen bir özelliktir.

Paylaş:
« Önceki Yazı: Yeni Asker Selamı [Atay]
Sonraki Yazı: Rauf Orbay [Atay] »
4

Okuyucu Yorumları

 

bercem evin says:

11 Kasım 2008 at 11:25 PM

Turklerin gecmisinde utanilacak seyler olmasindan yola cikip da buradan ulus-devleti yerin dibine batirmak, bu cografyada Turkiye’nin tek bir ulke olmasini sindiremeyenlerin olduguna gozlerini kapamaya ben anca siglik ve demagoji yapmak diyorum. Turkiye’de ulusalcilarin paronoyalari olabilir, bunlara gore davranmak zorunda degiliz ama buradan yola cikarak “pek çok kimsenin varlığından ve niteliğinden apacik haberdar oldugu” lobilerin bol ve yonetcilik oynamadiklarini gormemek de ancak ideolojik bir korlukle acilanabilir olsa gerek. Tamamen Turk entellektuellerinin bir kismina ozgu bir hastalik derecesinde bir takinti bu. Acaba Obama’ya da her iki lafindan birinde “One nation under God” dedigi icin kizmali miyiz?

 
 

Mister No says:

12 Kasım 2008 at 12:30 AM

Bence bir çok Türk tarihimizdeki bazı gerçeklerle karşılaştığında utanıyor ama bunu dışarı yansıt(a)mıyor.

 
 

makif says:

12 Kasım 2008 at 12:57 AM

“Tek Vatan, Tek Dil, Tek Lider, …” kelimeleri bildiğiniz üzere başbakan tarafından da dillendiriliyor. Erdoğan hakikaten tek millet derken Türk ulusundan mı bahsediyor, İslam milletinden mi, yoksa bir üst kimlikten mi?
Şu an durumumuz bu kadar kötü mü? Geçmişte yaşanan utançlara bugün daha fazlasının ekleneceğini düşünüyor musunuz?
Bence biz eğer kimse hiçbir şey konuşmazsa bilinen gerçeklerin gizli kalacağını düşünüyoruz.
Bundan dolayı konuşmuyoruz, konuşanın da sesini kısmaya çalışıyoruz.

 
 

bilgehan berberoğlu says:

12 Kasım 2008 at 5:33 PM

Türkler istisnalıklarını diğer milletlerin istisna olmaktan imtina edeceği alanlarda başarırlar hep… O yüzden, emin olun, seneler asırlar sonra bile “Tek Vatan, Tek Dil, Tek Lider” diyen, Atatürk’ü söylemlerinin yegane referansı kabul eden daha milyonlarca Türk baki kalacaktır yeryüzünde.
Öyle bir kültür ki bizimkisi, hayatın doğal dinamiği olan “değişim” kelimesine kafileler halinde kötü manada eşanlamlı sözcük türetmiş – “değişim”i adeta sözcüklerle ayıp bir aksiyon haline sokmuş…ama aynı kalmayı, değişmemeyi bir övünç kaynağı yapmış.
O yüzden, seneleeer seneler sonra da gidildiğinde memlekete, insanlar hala aynıdırlar. Değişmek bizde araba modeli, cep telefonu markası, işte kız arkadaş falan-filan gibi anekdotlarda ifade bulmuştur. Hep de böyle olacaktır.
Türkler değişmezler, ayıp şeylerle işleri yoktur onların!

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.