• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Yakın Tarih (12): Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

2 Apr2007
 

23 Nisan 1920 tarihinde açılan meclis, Cumhuriyetin İlanı’na kadar, kendi kararlarını alabiliyor, başbakanı ve bakanları kendisi seçebiliyordu. Bir meclis için böyle bir çalışma şekli son derece doğal olsa da, Mustafa Kemal, kendisinin istemediği yönde kararların da çıkabildiği bu meclis yapısını değiştirmek istedi. Zira meclis, Cumhuriyetin İlanı’ndan kısa bir süre önce Rauf (Orbay)’ı meclis başkan vekilliğine seçmişti. Bundan rahatsız olan Mustafa Kemal, bu seçimin hükümet adına güvensizlik oyu anlamına geldiğini ve bu nedenle de hükümetin istifa etmesi gerektiğini iddia etti.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

Hükümet, Mustafa Kemal’in bu çağrısına uyarak istifa etti. Bunun ardından, Mustafa Kemal, planın bir sonraki safhasına geçti: Kendisine yakın olan milletvekillerine, kurulacak yeni hükümette görev almamalarını tembihledi. Amacı, meclisi hükümet çıkartamaz hale getirmekti ve bunda başarılı da oldu. Bu şekilde, Meclis, yeni bir çıkmaza girdi.

Kendi çıkardığı krizden istifade eden Mustafa Kemal, 29 Ekim günü muhaliflerinin mecliste bulunmadığı bir anda gerçekleştirdiği bir oturumda azınlık oyuyla cumhuriyeti “ilan” etti ve kendi çıkardığı bu suni krizi sona erdirerek istediği neticeyi elde etti.1 Zira yeni sisteme göre, kendisi Cumhurbaşkanı olarak Başbakanı bizzat atayacak, bakanları da, kendisinin atadığı başbakan seçecek ve böylelikle meclis iradesi saf dışı bırakılacaktı. İlan edilen cumhuriyet, böyle bir sistemi öngörüyordu. Geriye kalan tek sorun, gıyablarında cumhuriyet ilan edilen vekillerdi.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın Doğuşu
Kurtuluş Savaşı’nın 5 mimarı vardı: Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Mustafa Kemal Atatürk, Rauf Orbay, Refet Bele.2 Silah arkadaşı olarak mücadele eden bu isimler, savaşın ardından siyasi rakiplerine dönüştüler. Cumhuriyetin ilan ediliş şekli, bu durumu belirginleştiren olaylardan biriydi. 29 Ekim sonrasında yaşanan şaşkınlığı, Rauf (Orbay), Ali Fuat (Cebesoy) ve Kazım (Karabekir) gibi muhalefetin önde gelen isimlerinin gazetelerde yayınlanan röportajları izledi. Bu röportajların ortak noktası, muhaliflerin, cumhuriyet rejimiyle sorunları olmadığını, önemli olanın hakimiyet-i milliye olduğunu belirtiyor ve sadece diktatörlüğe gidişten endişe duyduklarının altını çiziyor olmalarıydı.

Basında birbiri ardından sert demeçlerin yayınlandığı bu çalkantılı günlerde, Cumhuriyetin İlanı’nın üzerinden henüz iki hafta dahi geçmemişken, Mustafa Kemal hayatının ilk kalp krizini geçirdi.3 Huzursuz geçen günler ve aylardan sonra 1 Mart 1924 tarihinde meclis yeni yasama yılına başladı. Gerek hilafetin kaldırılması, gerekse diğer konularda yaşanılan ihtilafların ardından, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 17 Kasım 1924 tarihinde kuruldu. Partinin genel başkanı Kazım (Karabekir), ikinci başkanları (reis-i sani) Rauf (Orbay) ve Adnan (Adıvar), genel sekreteri (umumi katibi) ise Ali Fuat (Cebesoy)’du.

Mustafa Kemal’in Çok Partili Düzene Tavrı
Cumhuriyetin ilan edilmesinin ardından Mustafa Kemal, aynı anda hem cumhurbaşkanı hem de parti genel başkanı sıfatına sahip olması nedeniyle muhaliflerince sürekli eleştiriliyordu. Mustafa Kemal bu eleştirileri Halk Fırkası’nın bütün Türkiye’nin partisi olduğu yönündeki bir karşı argümanla bertaraf etmeye çalışıyordu. Halkın birlik olması gerektiği, Halk Partisi’nin de zaten herkesi kucakladığı, bu nedenle de bölücülük (tefrikacılık) anlamına gelecek olan particiliğin ülkemiz için yanlış olduğu şeklindeki bu argüman, tek parti döneminin sonraki yıllarında giderek güçlenecek ve bu anlayış her kafadan bir sesin çıkmadığı, gerçek demokrasi olarak sunulacaktı. Örneğin, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulmadan iki ay önce, Mustafa Kemal, Halk Fırkası mensuplarına Trabzon’da şöyle hitap ediyordu:

Arkadaşlar; bu münasebetle bir Reisicumhurun fırka reisliğiyle ciheti alakasını ikide bir tekrar edenler ve bütün cihan bilsin ki, benim için bir taraflılık vardır:

Cumhuriyet taraftarlığı, fikri ve içtimai inkılap taraftarlığı, Halk Fırkası’nın mefkuresi, esas umdesi olan bu noktada, yeni Türkiye camiasında bir ferdi, hariç tasavvur etmek istemiyorum. Onun için Riyaseticumhurda bulunduğum halde fırkamızın riyaseti umumiyesini de fahrile muhafaza ediyorum.4

Mustafa Kemal, bu konuşmasından 4 gün sonra, Samsun’da da şunları söyleyecekti:

Tefrika fikri alelade fırkacılıktır ki, memleket ve milletin huzur ve emniyet şeraiti henüz böyle bir tefrikaya yol açmaya müsait değildir, efendiler…5

Halk Fırkası’na muhalif bir partinin kurulması konusundaki yaklaşımını bu şekilde ortaya koyan Mustafa Kemal, TCF’nin kurulmasının üzerinden bir ay bile geçmeden, kendisiyle röportaj yapan Londra merkezli The Times gazetesinin İstanbul muhabiri Maxwell Macartney’e tamamen farklı şeyler söyleyecekti. İngiliz gazeteciye, halk egemenliği prensibini benimsemiş olan ve cumhuriyet yönetimine sahip olan ülkelerde siyasi partilerin bulunmasının son derece doğal olduğunu, birbirleriyle rekabet eden partilerin şüphesiz kurulacağını ifade eden6 Mustafa Kemal’in bu denli kısa bir zaman zarfında düşüncelerinin tamamen tersine dönmüş olduğunu düşünmek elbette epey zor. Zaten Mustafa Kemal’e ait olan Hakimiyet-i Milliye gazetesinde 11 Aralık 1924 tarihinde yayınlanan bu ifadelerin röportajın gerçek ruhunu yansıtmayıp, sadece yurt içine farklı bir yüz gösterme amaçlı olduğunu, Macartney ile görüşen İngiliz Büyükelçisinin röportajla ilgili sözlerinden anlıyoruz:

Gazi tam anlamıyla bir cinnet geçirdi; muhalefetin herbir üyesini tek tek sayıp, kendisine borçlu olduklarını, nankörlük ettiklerini ve vatanlarına ihanet ettiklerini söylerken yüzü kırmızıya döndü. Kendisini takdim eden ve kısmen tercümanlığını da yapan yardımcısı, ‘Sakin olun Gazi Paşa, bu kadar sert konuşmayın.’ diyordu. Fakat hiçbir şey bu öfke selini kontrol altına alamazdı.7

Mustafa Kemal, TCF’nin kurulmasıyle birlikte, Halk Fırkası bünyesinde de çeşitli önlemler aldı. TCF’nin resmi anlamda kuruluşu tamamlanmadan önce Halk Fırkası’nın adını Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirmek suretiyle, TCF’nin Cumhuriyet ismini tek başına sahiplenmesinin önüne geçti. Parti içi muhalefetin sesinin parti dışı muhalefetçe duyulmaması için de, oturumların gizliliğine dair yeni kurallar getirdi.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın Parti Programı
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, daha çok ekonomi ve finans ağırlıklı olan, son derece kapsamlı ve profesyonel bir programla ortaya çıktı. Program, cumhuriyet rejimine bağlılığını ilk maddesinde hakimiyet-i milliye vurgusuyla birlikte ifade etmekle kalmıyor, demokrasi ve hatta bireysel haklara ilişkin kavramlarına da sahip çıkıyor, yasama ve yürütmenin iç içe geçmediği kuvvetler ayrılığı prensibine, hakimiyet-i milliyenin tecellisi adına çok partili hayatın ve genel seçimlerin önemini vurguluyordu.

Halk egemenliğinin tam anlamıyla temin edilmesi adına valilerin ve diğer yerel yöneticilerin de halk tarafından seçilmesini öngören adem-i merkeziyetçi TCF programı, halka programlarında “yığın” olarak referansta bulunan ve daha sonraki yıllarda genel seçimlerin olmadığı bir “sistemin hakiki demokrasiye daha uygun” olduğunu dahi iddia edecek olan Halk Partisi rejimine göre çok daha cumhuriyetçi ve demokratik bir çerçeve çiziyordu. Ekonomik anlamda da Halk Fırkası’ndan farklı olarak liberal bir anlayışa sahip olan TCF programı, özel teşebbüsü savunup devlet tekeline karşı çıkan, ticaret ve kredi kurumları ile üretim kooperatifleri kurulmasını öngören, ciddi ve detaylı bir kalkınma planı ortaya koyuyordu.

Son dönem Osmanlı İmparatorluğu ve ilk dönem Türkiye Cumhuriyeti uzmanı olan Profesör Erik-Jan Zürcher’in ifadesiyle, uzun ve detaylı TCF programı, Halk Fırkası’nın o güne kadar yayınladığı herşeyden çok daha sofistike bir dökümandı.8 Yine Zürcher’e göre, İttihat ve Terakki’nin finans bakanı Cavit Bey’i de bünyesinde bulunduran Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın ekonomik programının uygulanması durumunda, Türkiye’nin çok daha hızlı bir şekilde gelişmesi mümkün olabilirdi.9

Atatürk’ün, nutkunda gizli eller tarafından çizildiğini söylediği TCF programı, işte böyle bir programdı. Daha sonra İtalya’dan Mussolini korporatizmini ithal edecek olan Mustafa Kemal’in ise, o gün itibariyle elinde bir ekonomik programı dahi yoktu. Yapılanları mazur ve meşru gösterme adına Halk Fırkalıların reaksiyoner bir güruh, şeriatçı bir oluşum olarak nitelendirecekleri Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ise, tutarlı, kapsamlı ve belli bir politik ve ekonomik düşünce geleneğinden beslenen bütünsel bir programa sahip olan, Kazım Karabekir ya da (daha önce başbakanlık da yapmış olan) Rauf Orbay gibi vatanperver ve akl-ı selim sahibi insanların yer aldığı gerçek bir partiydi.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın Kısa Siyasi Hayatı
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulduğu dönemde halk oylaması söz konusu değildi. Bu nedenle Halk Fırkası’ndan koparak doğmuş olan partinin meclisteki sayısını artırabilmesi, yine Halk Fırkası’ndan yeni katılımlar ile mümkün olabilirdi. Sonuç itibariyle, TCF mecliste sayısı 30’u bile bulmayan küçük bir grup olarak kaldı.

Reaksiyoner bir güruh olduğu ısrarla belirtilen TCF’nin meclis çalışmalarındaki tavrı, bu iftirayı tamamen geçersiz kılacak mahiyetteydi. Zira TCF’li vekiller pek çok konuda Halk Fırkası’na muhalif oy kullanmış olsalar da, Halk Fırkası’yla aynı şekilde oy kullandıkları oturumlar da hiç az değildi. Dahası, pek çok oylamada TCF vekilleri blok olarak dahi oy vermemişti.

Parti’nin halktan belli bir taban bulduğu doğruydu. Ancak bu desteğin realize edilebilmesi mümkün olmadı. Zira Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, yedi aydan kısa süren bir siyaset hayatından sonra kapatıldı.

Partinin kapatılması, tıpkı geçmiş tecrübelerde olduğu gibi, yine bir krize tesadüf ettirilerek ve siyasi bir oyun oynanarak gerçekleştirildi. 1925 yılında yaşanan Şeyh Sait İsyanı’nın ardından toplanan meclis, Vatana İhanet Kanunu’nda belli değişiklikler yaparak, “dini veya mukaddesat-ı diniyeyi” siyasi amaçlarla kullanmayı da vatana ihanet olarak tanımladı. Buradaki amaç, kanunu, TCF parti programında yer alan “Fırka efkar ve itikadatı diniyyeye hürmetkardır” (Parti, dini fikir ve inançlara saygılıdır) şeklindeki altıncı maddeyi suç kapsamına alacak şekilde değiştirmekten ibaretti. TCF’li vekil Vehbi Bey, mecliste söz alarak söz konusu maddede kast edilen ifadelerin tanımlanmasını istediyse de, bu talebine makul bir yanıt alamadı. Yine o günlerde Halk Partili Fethi Bey’in Kazım (Karabekir) ve Adnan (Adıvar)’a TCF’yi gönüllü olarak, kendi elleriyle kapatmaları yönünde bir talep iletmiş olmasının ardından10 TCF’li vekillerin Mustafa Kemal’in asıl amacından emin oldukları söylenebilir.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın Kapanması
6 Mart 1925 tarihinde Takrir-i Sükun Kanunu’nun yürürlüğe konması ve İstiklal Mahkemeleri’nin kurulmasıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti karanlık bir döneme girdi. Halk Fırkası aleyhinde yayın yapan bütün gazeteler11 kapatıldı ve geriye sadece Cumhuriyet, Hakimiyet-i Milliye ve Tanin gazeteleri kaldı. İstiklal Mahkemelerinde (genç şair Nazım Hikmet de dahil olmak üzere) çok sayıda sol görüşlü yazar ağır cezalara çarptırıldı. Kürt dili ve kültürüne ait her türlü simge yasaklandı. TCF hakkında henüz bir işlem yapılmamış olmasına rağmen, polisler Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki parti üyelerini tutuklamaya, parti merkezlerini basmaya başladı. Kapatılmayan üç gazeteden biri olan Tanin‘in yöneticisi Hüseyin Cahit (Yalçın), gelişmeler üzerine, artık siyasi makaleler yazmayacağını açıklamış, Malta’daki sürgün yıllarını konu alan bir yazı dizisi yayınlamaya başlamıştı – ki halkın, bu yazı dizisi de II. Abdülhamid iktidarında sansürlerin yaşandığı döneme yapılan bir atıf olarak yorumlanmıştı.12 Ancak Hüseyin Cahit İstanbul’daki TCF bürolarına yapılan polis “teftiş”lerine “baskın” kelimesiyle atıfta bulununca tutuklandı ve Ankara İstiklal Mahkemesi’nce Çorum’da ömür boyu sürgüne mahkum edildi.13

Mayıs ayında, Mustafa Kemal’in yakınlarının hakimlik yaptığı Ankara İstiklal Mahkemesi, hükümete TCF’yi kapatma teklifi götürdü ve 5 Haziran 1925 tarihinde partinin kendisi olmasa da bütün büroları kapatıldı. Partinin ardından vekillerin cezalandırılması için ise, bir sonraki kriz bahane edildi.

1926 yılında Mustafa Kemal’e İzmir’de düzenlenen (ve gerçekliği konusunda ciddi şaibeler bulunan) suikast, Kurtuluş Savaşı’nın Mustafa Kemal dışındaki mimarlarının sonunu getirdi. Suikastın ardından, dokunulmazlık hakları hiçe sayılan 21 TCF milletvekili tutuklandı. Mahkemenin elinde, söz konusu milletvekillerinin suikastten haberleri olduğuna dair olsun en ufak bir delil mevcut değildi. Adil olduğu fazlasıyla şüpheli olan yargılama süreci sonucunda altı milletvekili İzmir’de asılarak idam edildi. Asılan altı kişi arasında, Mustafa Kemal’in uzun yıllar arkadaşlık etmiş olduğu yaveri Arif Bey de vardı. Ancak Halide Edip Adıvar’ın anılarında belirttiği gibi, Mustafa Kemal, merhamet göstermeyi bir zayıflık belirtisi olarak gören bir insandı.14

Suikastin planlayıcısı olduğu iddia edilen Rauf (Orbay), 10 yıl hapse mahkum edildi. Ancak yargılamanın asıl amacının ne olduğunu önceden anlayan Rauf (Orbay), (Adnan ve Halide Edip (Adıvar) ve diğerleri gibi) yargılama başlamadan önce yurt dışına çıkmıştı. Diğer TCF kurucularıyla benzeri bir muameleye maruz kalan Kazım Karabekir ise, müteakip on sene boyunca sürekli takip ve gözaltında tutuldu. Halkın nazarında ciddi bir itibara sahip olan Kazım Karabekir gibi paşaların, asılmamış olmalarını muhtemel bir halk tepkisine borçlu oldukları söylenebilir.

Dünya Basınında TCF
Bu gelişmelerin hemen ardından, 22 Haziran 1926 tarihinde, Mustafa Kemal’in, İsviçreli sanatçı ve gazeteci Emile Hilderbrand’a verdiği mülakatla sarf ettiği sözlerin ABD’de yayınlanan Los Angeles Times gazetesine nasıl yansıdığına bakıldığında, Mustafa Kemal’in, içinde yaşadığı militarist dünyanın dışarıdan nasıl göründüğünün pek de farkında olmadığı ortaya çıkıyor. Temmuz ayında Los Angeles Times gazetesi sayfalarına yansıyan Türkiye haberi şöyle:

Mustafa Kemal, Türkiye’de Daha Bir Çok Siyasi Muhalifini Asmayı Vaad Ediyor

Türkiye Diktatörünün, 22 Haziran’da İsviçre’li sanatçı ve gazeteci Emile Hüderbrand’a verdiği mülakatla söyledikleri:

‘Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğine karşı gizlice tertibe girişenlerin hepsine korkunç bir ihtar olması için, rütbeleri ne denli yüksek olursa olsun, suçluların tümü asılmadan durmayacağız. … Ben Halife ve Sultanı yok ederek bu rezil ve melun hükümet teorisinin köklerine baltayı indirdim. Bu teorinin kendilerinde kişileştiği insanları sürgüne gönderdim. Bu siyaset okulunun çok sayıdaki taraftarları benim eylemimi Tanrıtanımazlık diye yorumlamaya kalkıştılar ve din kalkanı altında Cumhuriyet’in hayatına kasteden entrikalara başladılar. … Geçmişte, birçok durumlarda. Kürdistan’da ve Anadolu’nun diğer iç bölgelerinde, Cumhuriyet’in iradesine karşı çıkmak eğilimi gösterdikleri zaman, onları demirden bir elle ezdim: örneğin (bir keresinde) önderlerinin altmışını şafakla astırdım.

O unsur dersini almıştır ve bir daha benimle kılıç ölçüştürmeye kalkışmayacaktır.’15

Vatan Hainliği Kavramının Ucuzlatılması
Türkiye’nin 6 Mart 1925 tarihinde girdiği karanlık yolun ve sonrasında yapılan hataların neden olduğu sosyal, kültürel ve politik travmaların yüzyılın geri kalanı boyunca etkisini sürdürdüğü söylenebilir. Dahası, ülkenin tartışılmaz kılınan resmi ideolojisinin temel varsayımları hakkında sağlıklı bir şekilde değerlendirme yapmanın dahi mümkün olmaması nedeniyle, Türkiye yıllardır aynı fasit dairenin içine hapsoldu. 1925 yılında TCF’li vekilin mecliste söz alarak Vatana İhanet Kanunu’na eklenen maddelerde yer alan kavramların açıklanması yönündeki talebi karşılık bulamamıştı. Türkiye’de yıllarca (sözgelimi) irtica kavramının tanımlanmamasının da benzeri bir işlevi vardı.

İnsanların bugün dahi olur olmaz nedenlerden ötürü kolaylıkla vatan hainliğiyle suçlanabiliyor olması da, yine vatan hainliği gibi ağır ve üzerinde düşünülmesi gereken bir ifadeyi bu denli ucuzlatan bir geleneğin açtığı bir yara. Mustafa Kemal, meşhur nutkunda, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı, “en hain dimağların mahsülü” olarak tanımlıyor. Eğer Kurtuluş Savaşı mimarları dahi ülkenin en hain dimağları olabiliyorsa, böyle bir siyasi geleneğin içinde bir bahane bulunup hain ilan edilemeyecek pek kimse herhalde olmaz.

Bu noktada, Halk Partisi rejiminin hainlik kavramını nasıl ucuzlatarak yeni nesillere aktardığı konusu da atlanmamalı. Zira tek parti rejimi, (sözgelimi) 1932 yılında kaçakçılığın önlenmesi adına çıkarılan bir yasanın ardından konunun önemini ilkokul çocuklarına aktarmak istediğinde dahi, bunu hainlik ile ilişkilendirerek yapıyordu. Tarık Emin Rona’nın İlkokul 5. sınıflar için hazırlanan 1940 tarihli Yurtbilgisi Dersleri kitabındaki ifadeler şöyle:

Hırsız ve yankesiciler ne kadar iğrenç, ne kadar kötü insanlardır. Fakat yeryüzünde ve yurt içinde bunlardan daha iğrenç, daha zararlı adamlar da vardır. Bunlara kaçakçı derler.

Gümrük vergisi vermemek için yabancı memleket malını türlü düzenlerle gizlice yurda sokan adam, bir kaçakçıdır.

Vergi vermemek için mal ve kazancını saklıyan nankör hainlere de kaçakçı denir.

Türk çocuğu!

Yurdunu çiğneyen düşmanı ezmek için her zaman dinç olan kolun, kaçakçıları da en büyük yurt düşmanı sayarak gırtlağından kavramalıdır.16 (vurgu eklendi)

1 Zürcher, Erik Jan. 1991. Political Opposition in the Early Turkish Republic: The Progressive Republican Party 1924-1925. Leiden, Netherlands: E.J. Brill. 32-33.
2 Pope, Nicole; Pope, Hugh. [1997] 2004. Turkey Unveiled: A History of Modern Turkey. New York: The Overlook Press. 54.
3 Zürcher 35.
4 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II (1906-1938). 1959. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi. 189.
5 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II (1906-1938). 191.
6 Zürcher 60.
7 Zürcher 61.
8 Zürcher 114.
9 Zürcher 117.
10 Zürcher 82.
11 Kapatılan 7 gazetenin adları: Aydınlık, Sayha, İstikbal, İstiklal, Orak Çekiç, Sebilürreşat, Son Telgraf, Tevhidi Efkar.
12 Zürcher 86-87.
13 Zürcher 88.
14 Pope 72.
15 Tarih ve Toplum, Aylık Ansiklopedik Dergi, Mayıs 1988, Sayı:53, İletişim Yayınları. Los Angeles Times’tan çeviren: Mete Tunçay.
16 Rona, Tarık Emin. 1940. Yurtbilgisi Dersleri, 5. Sınıf. İstanbul: Maarif Matbaası. 35-36.
1

Okuyucu Yorumları

 

karsidevrim says:

October 27, 2010 at 1:00 pm

Güzel bir çalışma olmuş. Saltanattan diktatörlüğe nasıl geçildiğini daha iyi anlıyoruz.

Daha geniş ve kaynakçası daha çok olan paylaşımlar bekliyoruz.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.