• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

“Yaşasın cumhuriyet” [Aydemir]

15 Feb2010
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

İstanbul basınında bir takım iğneleyici beyanlar çıkıyordu. “Yaşasın cumhuriyet” başlığı ile çıkan bazı yazılarda bile, şu tür cümleler vardı:

“Cumhuriyetin ilan tarzının garip olduğu, işin sıkboğaza getirildiği,

“Birkaç saat içinde Kanunu Esasi değiştirilmesinin, en yumuşak tabirle gayri tabii olduğu ve bu hareketin, medeniyet dünyasını anlamış, okumuş, incelemiş, devlet dairesine ehil dimağlardan çıkacak bir muhakeme eseri olmadığı,

“Cumhuriyetin alkışla, şenlikle yaşayamayacağı, cumhuriyetin bir tılsım olmadığı, afsunla da, tılsımla da yaşayamayacağı, fakat Mecliste bir afsun yapıldığı…”

Hatta iş karikatürlere bile dökülmüştü. Bizzat Gazi’ye yönelen bazı tarizler de vardı:

En büyük ruhlu adamlar bile, şahsi kuvvet sahibi olmanın cazibesine mukavemet edememişlerdir.

Resmi tarih içinde dahi yer aldığı halde sonradan şaşırtıcı halen gelen gerçeklere bir diğer örnek… Konu, Cumhuriyetin İlanının, bir toplumun hep birlikte tecrübe edip kutladığı bir olay değil, meclisteki milletvekillerinden dahi gizlenerek apar topar gerçekleştirilen bir hadise olması.

Bu değişikliğin ilanı, gerçekleştikten sonra yapılmış. Yani halkın “coşkuyla karşılamak” bir yana, haberdar dahi olmadığı, Kazım Karabekir dahil birçok milletvekilinden bile gizlenen bir “anayasa maddesi değişikliği”ne sonradan “Cumhuriyetin İlanı” denmiş. Yoksa apar topar yapılan bu değişikliğin Cumhuriyet kavramının ifade ettiği manaya karşılık gelmiyor olması bir yana, ortada zaten ilan edilmiş olan herhangi bir şey yok.

Konunun detayları incelenerek Cumhuriyetin İlanı yeniden değerlendirilecek olursa, İstanbul basınında yer alan, “sıkboğaza getirmek”, “Mecliste afsun yapmak”, “devlet dairesine ehil [olmayan] dimağ”, “Cumhuriyeti alkışla şenlikle yaşatmak”, “şahsi kuvvet sahibi olmanın cazibesi” gibi ifadelerin rastgele söylenmemiş olduğunu takdir etmek mümkün olabilir. Bu gibi eleştirilerin yayınlanmasından kısa bir süre sonra ilan edilen Takrir-i Sükun Kanunu ile hem meclisteki muhalefetin hem de eleştirel yayın yapan basın kuruluşlarının susturulduğunu, 1925 yılından sonra Türkiye “Cumhuriyeti”nin tam anlamıyla bir diktatörlük atmosferine gömüldüğünü ve hakkın hukukun söz konusu olmadığı bu dönemin 1945 yılına kadar sürdüğünü hatırlamak gerekli. Tabii burada 1945 tarihi de ayrıca önemli. Çünkü söz konusu yıl, II. Dünya Savaşı’nın bittiği yıldı. Yani, seçimler, Tek Parti Dönemi’nin muktedirleri, “20 yıldır bu halka yaptıklarımız yeter” diyerek hatalarını anlayıp geri adım atmaları sonucunda gelmedi.

Yaşanan, özetle şuydu: Savaş sonrasında değişen dünya konjonktürü gereği, Türkiye ABD’nin yanında yer aldı. Türkiye aynı yıl (1945) çok partili hayata geçti ve Birleşmiş Milletler’e üye oldu. Ardından da NATO üyeliği geldi.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 156-157.
« Önceki Yazı: Ana, Dolu
Sonraki Yazı: Zihniyet (1): Giriş »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.