• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Yezid dönemi (680-683)

21 Apr2014
 

[21 Nisan 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Hüseyin’in Kerbela’daki ölümünün ardından, Abdullah bin Zübeyr muhalefetin yeni lideri olarak öne çıkar ve gizlice Mekkelilerden biat almaya başlar. Bu durumu haber alan Yezid, bu iki başlılığı sona erdirme adına Mekke üzerine bir ordu göndermeye karar verir ve 680 yazından beri Haremeyn valiliği görevinde bulunan Amr bin Said’i bu işle görevlendirir.

Vali Amr bin Said, konuyu Haremeyn eyaleti komutanı Amr bin Zübeyr’e açar ve ona ordunun başına kimi geçirmenin doğru olacağını sorar.[1] Amr bin Zübeyr, bu soruya cevaben, valiye, Abdullah bin Zübeyr’den kendisi kadar nefret eden bir başkasını bulamayacağını söyler. Burada ilginç olan nokta, Amr ile Abdullah’ın (baba bir, anne ayrı) kardeş olmalarıdır. Amr, kardeşi Abdullah’a hep kin duyagelmiştir. Dahası, (annesi Eme bint Halid üzerinden) Amr’ın Emevi aidiyeti de vardır. Bu aidiyetin de etkisiyle, ilgili ihtilaflarda hep Emevilerle birlikte hareket etmiş, hatta kardeşi Abdullah bin Zübeyr’den yana tavır alan bazı Medinelileri fena halde kırbaçlatmıştır.[2]

Neticede, Amr bin Zübeyr, Mekke’deki kardeşi Abdullah bin Zübeyr üzerine gönderilen ordunun başına geçer. Ancak, ordu Mekke’de büyük bir bozguna uğrar. Amr’ın beraberindekiler ya ölür ya da etrafa dağılırlar. Amr, yapayalnız kalır. Yakalanmasının ardından, tıpkı Medine’de başkalarına reva gördüğü şekilde kırbaçlanır. Abdullah bin Zübeyr, kendisine ve yakınlarına acımayan kardeşine acımamıştır. Amr bin Zübeyr, bu ağır işkence sonrasında atıldığı zindanda ölür. Cesedi, teşhir edilir.

Medine muhalefeti

Yezid’e yönelik bir diğer ciddi muhalefet ise, Medine’dedir. Mekke ile doğrudan bağlantılı olmayan bu muhalefet, Yezid’in 681 yılının sonlarına doğru Haremeyn valiliğine kuzeni Osman bin Muhammed’i atamasıyla yeni bir boyut kazanır.[3] Şöyle ki, Medine’nin ileri gelenleri, yeni vali Osman’ı genç ve tecrübesiz bulurlar ve bu doğrultudaki şikayetlerini Yezid’e iletirler. Bunun üzerine, Yezid, onları Şam’a davet eder. Bu şekilde, misafirleri ile uzlaşı yolları arar. Ayrıca, çeşitli hediyelerle onların gönüllerini yumuşatmaya çalışır. Ancak, Şam’a giden heyette yer alanlar, orada şahit olduklarının ardından, Yezid’e karşı daha da tepkili hale gelirler.[4] Zira, Yezid, sarayında, onların tahmin ettiklerinden çok farklı bir hayat sürmektedir. Örneğin, namaz konusunda gevşek davranmakta, içki içmekte, kadınların şarkı söylediği eğlence meclisleri teşkil etmekte ve zaman zaman da köpekleriyle ve evcil maymunuyla oynamaktadır. Yezid’in bu hallerine şahit olan Medineliler, onun halife vasfı taşıyabilmekten çok uzak olduğuna kanaat getirirler.[5] Heyet mensuplarının Medine’ye geri dönünce bu kanaatlerini başkalarıyla da paylaşmaları, muhalefeti körükler. Yezid’in, ilgili kalkışmayı teskin ya da sindirme adına Medineliler ile yeniden kurduğu bir dizi irtibat da sonuç vermez. Neticede, Medineliler, Yezid’in valisi Osman bin Muhammed’i azledip, yerine Abdullah bin Hanzala’yı getirerek ona biat ederler. Attıkları bu adım, aynı zamanda, Şam’ın otoritesini artık tanımadıklarının açık bir ilanıdır.

Harre Savaşı (Ağustos 683)

Medine’yi kontrolü altına alan muhalefet, Emevi ailesine mensup 1000 civarındaki kişiyi, Mervan bin Hakem’in evine toplar ve evi kuşatma altına alır. Zor durumda kalan Emevi ailesi mensupları, Şam’dan yardım isterler. Bunun üzerine, Şam yönetimi, kontrolünden çıkan Medine ve Mekke’ye göndermek üzere yeni bir ordu hazırlamaya başlar. Sefere katılacak her askere düzenli maaşın yanı sıra 100 dinar peşin ödeme yapılacağı duyurulunca, binlerce kişi gönüllü olur. Ordunun başına, Müslim bin Ukbe geçer.[6]

Saldırı haberini alan Medineliler ise, şehirlerini savunma amacıyla, 56 sene evvel Hendek Savaşı öncesinde şehrin korunmasız cephelerine kazılan (ve aradan geçen yıllar boyunca muhtemelen özelliklerini kısmen kaybeden) hendekleri derinleştirirler. Hendekler, okçularla korunma altına alınır. Medineliler, ayrıca, kuşatma altında tuttukları Emevi ailesi mensuplarını (muhtemelen savaş esnasında içeriden bir saldırıya maruz kalmamak için) serbest bırakarak şehrin dışına çıkarırlar. Bunu yaparken onlardan iki konuda yemin alırlar: Emeviler, yolda Şam ordusu ile karşılacak olurlarsa, onlara şehrin savunmasına dair herhangi bir bilgi vermeyecekler ve onlara katılarak Medine muhalefetine karşı savaşmayacaklardır.

Bu şekilde salınan Emevilerin önemli bir kısmı, (kendi ailelerinin kontrolündeki) Şam’a gider. Ancak, Mervan bin Hakem öncülüğündeki çoğunluk, Vadilkura adlı yerde Şam ordusu ile karşılaşınca, verdiği sözü tutmayarak onlara katılır.[7]

Şam ordusu Medine’ye vardığında, şehrin kuzeydoğusundaki Harretü’l-Vakim adlı yerde mevzilenir.[8] Müslim bin Ukbe, (Yezid’den aldığı talimatlar doğrultusunda) Medinelilere teslim olmaları için üç gün mühlet verir. Bu süre zarfında, onlara kimi cazip ekonomik taviz ve tekliflerde de bulunur. Ancak, Medineliler anlaşmaya ya da teslim olmaya yanaşmazlar. Bu nedenle de, bu üç günlük mühlet sona erdiğinde, savaş başlar.

Derin hendekler etrafında gerçekleşen çatışmalarda (hendek savaşının niteliği nedeniyle) ölenlerden de çok sayıda yaralananlar olur. Bu çatışmalarda, Şam ordusu hendekleri aşmayı başaramaz. Ancak, bir noktada, Mervan bin Hakem, Medineli Hariseoğulları ile gerçekleştirdiği bir dizi gizli görüşme sonrasında, onlarla anlaşmayı başarır. Hariseoğulları, Emevileri gizlice şehre alır. Onların şehre girmeleriyle birlikte, Hendeklerde savaşan Medineliler önlü arkalı kuşatılmış olurlar. Bu olay, 27 Ağustos 683 günü yaşanır ve Şam ordusu bu şekilde Medine’yi ele geçirir.

Zaferin ardından, Şam ordusu (yine Yezid’in baştan verdiği talimatlar doğrultusunda) üç gün boyunca şehri yağmalar. Askerler, Medinelileri öldürür ve mallarını ganimet edinirler. (Medinelilerin biat ettikleri liderleri Abdullah bin Hanzala, sekiz oğlu ile birlikte öldürülür.) Bu süreçte kimi tecavüzler de yaşansa da, bunların (gayrimüslimlere karşı verilen savaşlarda gerçekleşen türden) sistematik ve meşruiyet addedilen tecavüzler olduğunu söylemek zordur. Zira, Yezid’in ya da Müslim bin Ukbe’nin katliam ve yağmanın yanı sıra tecavüzlere de izin verdiğine dair ortada ciddi bir delil yoktur.

Üç günlük yağma ve katliam sürecinin ardından, sağ kalanlara Yezid’e biat etmeleri teklif edilir. Ancak, talep edilen biat, o güne dek alışılagelenden farklı olarak, biat edeni Yezid’e adeta köle kılan bir içeriğe sahiptir. Bu biat talebini reddedenler de öldürülür. Dahası, istenilen şekilde biat etmek yerine, halifenin Allah’ın kitabı ve Peygamber’in sünneti üzere olması şartını içeren alışıldık biatı verebileceklerini söyleyen kimseler de öldürülürler. Üç günlük yağma ve sonrasındaki süreci bir şekilde atlatarak kaçabilenler, Yezid’e biat etmeyen bir diğer muhalif şehir olan Mekke’ye sığınırlar.[9]

Mekke Kuşatması (Eylül-Kasım 683)

Medine’de kazanılan zaferin ardından, ordu, Mekke’ye doğru yoluna devam eder. Amaç, Abdullah bin Zübeyr’in kontrolündeki Mekke’yi de ele geçirmek ve bu şekilde Yezid’e yönelik muhalefetin gücünü tamamen kırmaktır.

Medine’den Mekke’ye yolculuk esnasında, yaşlı bir adam olan ordu komutanı Müslim bin Ukbe ölür. Yol üzerinde, Müslim’in yerine, Husayn bin Nümeyr geçer. Ordu, 23 Eylül’de Mekke’ye varır ve şehri kuşatma altına alır. Ancak, Mekkelilerin yaptıkları başarılı savunma nedeniyle Şam ordusunun şehri teslim alması mümkün olmaz. Kuşatma ve saldırılar haftalarca sürer. Çatışmalar esnasında, 31 Ekim’de Kabe’nin güney duvarı hasar görür, ipek örtüsü ve ahşap tavanı yanar. İlgili hasara, Şam ordusunun kullandığı mancınıklarla atılan taşların neden olduğu iddia edilmiş olsa da, Mekkelilerin tarafında kaza eseri bir yangının çıktığı yönünde muteber rivayetler de mevcuttur. Abdullah bin Zübeyr’in Kabe’nin bu hasar sonrasında Kabe’yi yıkıp yeniden inşa ettiği düşünülecek olursa, Mekkeliler tarafında bir yangın çıkmış olsa bile, asıl tahribata mancınıklarla atılan taşların neden olmuş olması daha makul gibidir.

Kabe’nin hasar görmesinden 11 gün sonra, 11 Kasım’da Yezid ölür. Ölüm haberinin Mekke’ye ulaşmasından kısa bir süre sonra, 26 Kasım 683 tarihinde Şam ordusu kuşatmayı sona erdirerek geri döner. Bu noktadan sonra, Abdullah bin Zübeyr’in Mekke ve Kufe merkezli hakimiyeti genişleyerek bir süre daha devam edecektir.

Notlar:
[1] Eyalet komutanlığından kasıt, o dönemde her eyaletin sahip olduğu, şurta adı verilen güvenlik güçlerinin başında olmaktır.

[2] Amr bin Zübeyr’in kırbaçlattığı bu kişiler arasında, Abdullah bin Zübeyr’in akrabaları da vardır.

[3] Mekke ve Medine’yi içine alan Haremeyn valiliği, Amr bin Said ile Velid bin Utbe arasında birkaç kez el değiştirir. İlk olarak, Muaviye (muhtemelen 676 yılında) Mervan bin Hakem yerine, Velid bin Utbe’yi Haremeyn valiliğine atar. (Velid bin Utbe, Muaviye’nin yeğeni, Mervan bin Hakem ise daha uzak akrabasıdır.) Ardından, 680 yılının ortalarında, Velid, Hüseyin’den yeni halife Yezid için biat alma konusunda yeterince sert bir tavır sergilemeyince, Yezid onu görevden alarak, yerine Amr bin Said’i vali atar. Yezid, 681 yılının Ağustos ayında Amr bin Said’i yeniden görevden alır ve yerine yeniden Velid bin Utbe’yi atar. Bundan birkaç ay sonra ise, yine bir değişikliğe gider ve bu sefer de bir diğer kuzeni Osman bin Muhammed vali olur. (Amr 681 yılında yeniden görevden alındıktan sonra yeniden vali olan Velid’in onun 300′e yakın adamını hapsetmesi, Amr’ın dikkatli bir planla adamlarının hapisten kaçmalarını temin etmesi ve sonrasında da 680′den bu yana yaşananların kendi açısından ve birinci elden izahını yapma adına Şam’a giderek Yezid ile görüşmesi gibi konuların detayları, bu çerçevede ayrıca önemlidir.)

[4] Ziyaretin ardından, özellikle Abdullah bin Hanzala ve Münzir bin Zübeyr tepkilerini ifade ederler. Abdullah bin Hanzala, Uhud’da hayatını kaybeden ve Hz. Muhammed’in cenazesini meleklerin yıkadığını söylediği Hanzala bin Ebi Amir’in oğludur. Münzir bin Zübeyr ise, Abdullah bin Zübeyr’in (anne baba bir) kardeşidir.

[5] Yezid’in kısa hayatı (gayet kabaca) şöyle özetlenebilir: Muaviye’nin babası ilk Emevi halifesi Muaviye, annesi ise, Kelb kabilesinden Meysun bint Bahdel’dir. Yemen kökenli olan Kelb kabilesi, İslam’dan önce Suriye’ye taşınmıştır ve o dönemde bölgenin en büyük kabilesidir. Bu nedenle, ilgili evlilik, Meysun ile evlenmesi, Muaviye’nin bölgedeki siyasi gücünü artırır. Yezid, bu evliliğin ardından, üçüncü halife Hz. Osman döneminde, 647 ya da 648 yılında doğar. Ancak, Şam’da değil, Şam’ın takriben 200 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Tedmur adlı yerleşim biriminde büyür. Kelb kabilesi mensuplarının yaşadığı bu çöl ortamında, avcılığa, içkiye ve eğlenceye merak sarar. 22 yaşına geldiğinde, babası Muaviye onu İstanbul seferine çıkan ordunun komutanlığı ile görevlendirir. 676 yılında, Muaviye, kendisinden sonraki halife olarak Yezid’i gösterir. Böyle bir veliaht tayini, halifeliği saltanata dönüştürme adına bir ilktir. 680 yılında Muaviye ölünce, 33 yaşındaki Yezid, Şam’da yeni halife olarak biatları kabul etmeye başlar. Ancak, hiçbir zaman İslam devletinin tamamında muktedir olamaz. Takriben üç sene sekiz ay süren bu kısmi halifeliğinin ardından, 11 Kasım 683 tarihinde, 36 yaşında ölür.

[6] Ordu komutanlığı konusunda başka isimler de değerlendirilir. Ancak, Ubeydullah bin Ziyad, takriben üç sene önceki Kerbela katliamının ardından yeniden müslümanlar arasındaki bir çatışmada başrol oynamak istemez. Amr bin Said de benzeri çekincelerle böyle bir görevden kaçınır.

[7] Üçüncü halife Hz. Osman’ın kuzeni olan Mervan, Muaviye döneminde Haremeyn (Mekke ve Medine) valiliği yapar. Yezid ve II. Muaviye’nin ardından 684-685 yıllarında halife olacaktır. (Mervan, Ebu Süfyan’ın ailesinden sonra iktidara gelecek olan ilk Emevi halifedir.) Kendisinden sonra yerine geçecek olan ve yirmi sene iktidarda kalacak olan oğlu Abdülmelik bin Mervan, Yezid’den bir yaş büyüktür ve Harre Savaşı’nın yaşandığı gün 37 yaşındadır. Abdülmelik, saldırı öncesinde, Şam ordusunun komutanı Müslim bin Ukbe’ye bir dizi tavsiyede bulunur. Muslim bin Ukbe, bu tavsiyeleri son derece zekice bulur ve daha sonra babası Mervan’a oğlundan övgüyle söz eder.

[8] Arabistan yarımadasının kimi bölgelerinde, civardaki yanardağların soğumuş lavlarından oluşmuş olan ve yanmış gibi görünen siyah taşlar bulunur. Çöl üzerinde, siyah taşlardan oluşan bu zeminlere (sıcak anlamına gelen) harre adı verilir. Şam ordusunun Medine’nin kuzeydoğusunda mevzilendiği yer olan Harretü’l-Vakim de, böyle bir yerdir ve adını bu coğrafi oluşumdan alır.

[9] Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin, olaylar boyunca çekimser kalır. Müslim bin Ukbe, (Yezid’in sefer öncesinde verdiği özel emir gereği) Zeynel Abidin’e dokunmaz. (Bu çerçevede, Mervan ile Zeynel Abidin’in arkadaşlığına ve bu kriz süresince birbirlerine yardım etmelerine dair detaylar da ayrıca ilginçtir.)

Paylaş:
« Önceki Yazı: At Avrat Silah (1966)
Sonraki Yazı: 23 Nisan, 24 Nisan »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.