• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Zihniyet (1): Giriş

19 Feb2010
 

[Agos gazetesinin 19-25 Şubat tarihli sayısında yayınlandı.]

Avatar, sadece bir görsel şölen olarak değil, varlığı farklı şekillerde anlamlandıran insanların bu doğrultuda ne gibi tercihler yapmakta olduklarını gösteriyor olması itibariyle de önemli bir film. Filmde davranışları bu çerçevede değerlendirilmeye müsait çok sayıda karakter var.

Örneğin, saldırıya komuta eden Albay Quaritch, sorunları sadece güç kullanarak çözme eğiliminde olan biri. Kendisine hiçbir kötülüğü dokunmamış olan Pandoralıları, şartlar gereği, yok edilmesi gereken bir düşman olarak gördüğü için, onlara karşı hiçbir merhamet duygusu hissetmiyor. Dahası, Albay, kendi tarafındakilerin muhalefetine karşı da tahammülsüz. İlgili projeyi yürüten bilim kadınının ve ona itidal tavsiye eden diğerlerinin düşüncelerini (ve aynı zamanda şahıslarını) küçümsüyor. Albay’ın sevdiği şeyler arasında ise, vücut geliştirmek, güç gösterisi ve yok ederek galip gelmek var.

Albay kadar şiddet eğilimli olmasa da, yönettiği şirketin çıkarları öyle gerektirdiğinde şiddeti bir araç olarak kullanmakta pek sakınca görmeyen bir karakter daha var filmde. Wall Street’ten fırlamış gibi duran bu düzgün kılıklı kişi, belli yönleri itibariyle Albay’ı fazlasıyla andırıyor. Zira bu şirket yöneticisi de Pandoralıların yerel değerlerini hiçe sayan, şehirlerinde yer alan doğal kaynağı ortaya çıkarma (ve oradan alıp götürme) adına onları öldürmekte, yaşam alanlarını ve kutsallarını yok etmekte bir mahzur görmeyen bir tip.

Filmde başka ilginç karakterler de var. Ancak aralarında Onbaşı Sully özellikle önemli. Aynı zamanda filmin başkahramanı olan Onbaşı Sully, pek çok özelliği itibariyle tipik bir Amerikan askeri – yani genç, cahil ve savaşçı. Ancak Onbaşı Sully’yi başkahraman kılan şey, sonradan yaşadığı zihniyet değişimi. Şöyle ki, Onbaşı Sully, baştan bir casus olarak aralarına katıldığı Pandoralıları tanıdıktan, değer yargılarını ve hayat tarzlarını anlamaya başladıktan sonra, kendi (Batı) kültüründen yüz çevirip onlardan biri olmaya ve artık kötü, haksız ve işgalci olarak gördüğü kendi tarafına karşı onlarla birlikte savaşmaya karar veriyor.

Bu açıdan değerlendirildiğinde filmin en ilginç yönü de zaten bu. Şöyle ki, insanlar, ailelerinde, eğitim kurumlarında ve sonrasında toplumun içerisinde farkında olmadan belli kalıplara sokuluyorlar. Kişinin bu sürecin sonunda aldığı şekilde, doğuştan gelen kimi özellikler de (söz konusu kalıplaşmaya uyum sağlama, direnç gösterme, ya da muhteva sunma noktasında) önemli derecede belirleyici olabiliyor. Bu sosyalleştirme süreci, fiziksel olarak bir kez doğmuş bulunan insanı, bu kez de bilişsel (cognitive) anlamda yeniden doğuruyor. O noktadan itibaren de, bu sürece maruz kalmış bulunan kişi, dünyayı belli bir zihniyetin içerisinden anlamlandırmak durumunda kalıyor.

Bütün bunlardan, gerçekliği tek değil çok yönlü olarak görebilme çabasında olan her insanın, hangi doğrultuda sosyalleştirildiğini sorgulamak ve kendi yetersizliğinin farkına vararak, hayatın kendisininkilerden farklı algılarla ne şekillerde anlamlandırılabileceğini merak etmek durumunda olduğu sonucu çıkıyor. Böyle bir merak da, sadece belli bir ideoloji, kültür ya da inanç şeklinin değil, insan olmanın dahi ötesine geçme çabasını ima ediyor.

Böyle bir çabanın bir ifadesi olan bu çalışmanın ilk kısmı, kadınlar ve erkekler arasındaki algılayış farklılıkları ve bu farklılıkların dayandığı farklı kaygıları ve doğurduğu farklı davranış şekillerini inceliyor. Çalışmanın ikinci kısmı ise, çevre ile ilgili sorunların, insan, hayat ve dünya merkezli olmak üzere üç farklı zihniyet içerisinden ne şekillerde anlamlandırılıyor olduğu ve bu anlamlandırış şekillerinin ne gibi tavırlara karşılık geldiği üzerinde duruyor. Dördüncü ve son kısımda ise, çeşitli örnekler eşliğinde genel bir değerlendirme yer alıyor.

Özetle, bu çalışma Avatar filmi hakkında değil. Ama biraz dikkat edilecek olursa, aslında kadınlar, erkekler ya da çevre hakkında da değil. Zira zihniyet denilen şey, insan zihnindeki bütün algıları şekillendiren bir entelektüel özü ima ediyor. Bu durum da, zihniyeti herşeyle ilgili kılıyor.

3

Okuyucu Yorumları

 

nkale says:

February 24, 2010 at 11:37 am

Serdar Hocam dün akşam Avatar filmiyle ilgili yazınızı Agos’ta okudum ama okumaya doyamadım. Yıllardır okumadığım bir yerde rastlamadığım psikoloji ve cinsiyet kuramlarını öyle güzel harmanlamışsınız ki tekrar gözatmak için yazıyı sakladım..

Bir film eleştirisini psikoloji ve felsefe ziyafetine dönüştürdüğünüz için teşekkürler…….

 
 

rüştü hacıoğlu says:

February 24, 2010 at 8:39 pm

Sorma kardeş, kaç gündür bakınıyorum nasıl okuyacağız diye. Hafta sonu İstanbul’a Fatihe gidince bakacağım bakalım Agos bulabilecekmiyim. Bizim buralarda yoktur sanıyorum; hoş sormadık. Bakmışsın her yerde Agos okunuyor, bizim haberimiz yok; olur mu olur…

Bir dost tavsiyesi: YÖNETİLEMEZ olmak, enazından nasıl olabileceğini öğrenmek için Serdar Kaya oku!

 
 

Deniz says:

February 25, 2010 at 7:35 pm

Israrla Agos arayip bulamadiktan sonra nihayet bugun buldugum Agos da 26 subat tarihliymis, alirken dikkat etmedim. Yaziyi yine okuyamadim haliyle.

Siteye koymanizi bekliyoruz…

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.