• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Zihniyet (4): Sonuç

25 Feb2010
 

Örneklerin çeşitliliğine rağmen, zihniyet-eksenli farklılıkların yol açtığı sorunların neredeyse tamamını birkaç başlık altında kategorize etmek mümkün. Kategori başlıkları altında en fazla üzerinde durulması gerekeni de, muhtemelen, “anlamlandıramama sorunu”. Zira yukarıdaki örneklerden, erkeklerin kadınları, insan-merkezli düşünenlerin dünya-merkezli düşünenleri, liberallerin demokratları anlamakta zorlandıkları görülüyor. Kimi aşırı örneklerde de, “anlamak” gibi bir kaygıyı zaten baştan gütmeyen aktörlere rastlanıyor. Avatar‘daki Albay Quaritch’in Pandoralıların, ya da Türk milliyetçilerinin Kürtlerin, hassasiyetlerini (ve hatta varlıklarını) umursamaması gibi.

İnsanın farkında olarak ya da olmayarak kendisini ve algılarını merkeze alması sonucunda ortaya çıkan bu küçümseyici tavır, basit ayrımcılıklardan dehümanizasyona, oradan da soykırımlara kadar geniş bir yelpazeye yansıyan her türlü haksızlığın gerekçelendirilmesini de kolaylaştırıyor. Zira Avatar’daki kimi Batılıların (1) Pandoralılara “mavi maymunlar” diye referansta bulunması, (2) kutsiyet atfettikleri ağacı (bu kudsiyetin bir hakikati olabileceğine ihtimal vermek ya da en azından ağacın onlar için ifade ettiği manayı anlamaya çalışmak bir yana) hiç umursamadan parçalamayı düşünmeleri ve (3) maddi bir kazanım uğruna onları öldürmekten ve yaşadıkları yeri bir savaş alanına döndürmekten çekinmemeleri gibi tavırlarına elbette sadece filmlerde rastlanmıyor.

Hayata belli bir zihniyetin içerisinden bakmanın ve bu zihniyetin önkabullerini sorgulamadan çeşitli konularda tavırlar almayı alışkanlık haline getirmenin bir diğer sonucu da, insanın bir süre sonra bu tavırları otomatikleştirerek refleks haline dönüştürmesi. Zira tavır ve davranışlara temel teşkil eden gerekçeleri ve çıkış noktalarını göz ardı etmek, söz konusu davranışları bağlamlarından kopardığı gibi, insanları da mekanikleştiriyor.

Bu durumu, dünya-merkezli çevre etiği ve Avatar eksenindeki bir başka örnekte incelemek mümkün. Ekolojik sistemi bir bütün olarak merkeze alan ve sistemin parçaları arasında sınırlar değil ara-ilişkiler olduğunu ifade eden dünya-merkezli perspektif, bir yandan her canlının hayatına büyük bir önem atfederken, diğer yandan da karşılıklı avlanmayı “biyolojik bir gerçeklik” olarak kabul etmek gerektiğini belirtiyor. Avatar’ın ilk sahnelerinden birinde ise, Onbaşı Sully’nin kendisini korumak için çevresindeki hayvanları öldürmesi üzerine Pandora Prensesi’nin onu sertçe azarladığını ve ona bunca hayvanın ölmesinin gerekmediğini söylediğine şahit oluyoruz. Daha sonraki sahnelerden birinde ise Pandora Prensesi’ni avlanmaktayken görüyoruz. Ancak Prenses, yakaladığını avını bıçağıyla öldürmeden önce üzüntülü olduğunu belli eden bir sesle şöyle bir dua ediyor: “Seni görüyorum kardeşim, ve teşekkür ederim. Ruhun Eywa’ya gidiyor, bedenin ise burada kalarak İnsanlar’ın bir parçası oluyor.”

Avatar’da aktarılan ve çevreye yönelik farklı bir algıyı yansıtan bu tavır, dünya-merkezli etik ile bire bir uyum içerisinde. (Pandoralıların gezegenlerindeki diğer canlılarla – ve hatta bitkilerle – fiziksel olarak da birleşebilmelerine olanak tanıyan bir biyolojik yapıya sahip olmaları da aynı çerçevede değerlendirilebilir.) Bir adım daha ileriye giderek, İslam dinindeki “helal kesim” şartının da buna benzer bir anlayışı akla getirdiğini söylemek de mümkün. Ancak helal kesime dikkat eden dindarların doğadaki diğer canlılar ile bu türden bir ilişki içerisinde olmak bir yana, önlerine kebap olarak gelen hayvanların nasıl yaşayıp nasıl öldürüldüklerini umursadıklarını ya da gerçekten bu kadar çok et yemeye ihtiyaçları olup olmadığını sorguladıklarını iddia edebilmek gayet zor. Davranışların (ya da ritüellerin) bağlamlarından soyutlanarak mekanikleşmesi de zaten tam da böyle bir şey.

Bu türden mekanikleşmelerin ima ettiği etik-eylem kopukluğunun bir diğer şekli de, patika bağımlılığı (path dependence) olabilir. Şöyle ki, insanlar, üzerinde düşündükleri konuları belli bir bağlamda ele almaya ve o konu hakkındaki düşüncelerini söz konusu bağlam çerçevesinde ifade etmeye zaman içerisinde alışıyorlar. Bu nedenle de, daha sonra denkleme yeni boyutlar kazandıran kimi perspektifler ortaya çıktığında, bu yeni perspektiflerin beraberlerinde getirdikleri kavramları anlamak ve artık onlarla (ve onların ima ettiği yeni yaklaşım ve ara-ilişkilerle) düşünmek epey zor oluyor. Bu düşünsel zorluğu göğüslemeyi başaramayan insanlar da, onları değerlendirme dışı bırakarak konuyu alışılageldikleri ve dolayısıyla kendilerini rahat hissettikleri düzlemlerde ele almaya devam ediyorlar. Önceden öğrenilen şeylerin sonradan öğrenmeyi zorlaştırmasına bir örnek olarak da düşünülebilecek bu durum, alışılagelen patikaya olan bağımlılığın ortadan kalkmasının zaman alacağı anlamına geliyor.

Bugünlerde Türkiye özelinde yaşanmakta olan şey de bundan çok farklı değil. Yaşanmakta olan hızlı değişim süreci tartışılmazları tartışmaya açarken, yeni kavramlarla düşünmeyi reddedenler de alışkın oldukları eski düzlemdeki düşünceleri (ve de tabii zihniyetleri) adına benzeri tarihte çok görülmüş bir hayatta kalma mücadelesi veriyorlar.

[BİTTİ]

.pdf

Zihniyet başlıklı yazı dizisinin tamamını buradan .pdf formatında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

2

Okuyucu Yorumları

 

rüştü hacıoğlu says:

February 26, 2010 at 12:46 am

“…Bugünlerde Türkiye özelinde yaşanmakta olan şey de bundan çok farklı değil. Yaşanmakta olan hızlı değişim süreci tartışılmazları tartışmaya açarken, yeni kavramlarla düşünmeyi reddedenler de alışkın oldukları eski düzlemdeki düşünceleri (ve de tabii zihniyetleri) adına benzeri tarihte çok görülmüş bir hayatta kalma mücadelesi veriyorlar…” S. Kaya

Dedikten sonra, “peki bu nasıl bir sonuç doğurabilir?” diye düşünebilecek olanlara bir analiz imkanı vermesi bakımından şunu ilave etmek isterim:

“…gerçekte her ideoloji kendi dayandığı zihniyeti vazeder ve giderek onun zaaflarının taşıyıcılığına soyunur. çünkü değişim nihayette zihniyetleri de değiştirecektir ve sözkonusu zihniyet anlamını yitirdikçe, onun “çocuğu” olan ideolojiler de anlamsızlaşır…” s.164

“…düzene ruhunu veren, ona rasyonalite sağlayan zihniyetin bugünü temsil etmemesi halinde, düzenin kendisi de anakronik nitelikleriyle algılanmaya başlanacaktır. dolayısıyla düzenin devamı açısından en kritik faktör, o düzeni anlamlı kılan zihniyetin genel değişime adapte olma yeteneğidir…

***
…değişim karşısında yaşanan içgüdüsel muhafazakarlık, şimdi sistemsel hale gelir. sistem bir bütün olarak kendini “korumaya” yeltenir ve dengeleri yeniden kurmak üzere tedbir almaya çalışır. oysa zihni anlam dünyası değişmektedir ve dengeleri eski zihniyete uygun olarak yeniden kurmak üzere atılmış her adım düzeni daha da anakronik kılar. böylece denge kurma arayışı gerçekte dengesizlik üretirken, zihniyet değişimi de bir ihtiyaç haline gelir…” s. 203 Etyen Mahçupyan / Batıyı Anlamak : zihniyet, değişim ve kriz 2008 iletişim

 
 

umur Gürsoy says:

September 13, 2010 at 2:03 pm

Bu yıl aramızdan ayrılan ve öğrencisi olduğum halk sağlığı hocası Prof. Dr. Rahmi Dirican anısına 18 Eylül 2010’da Bursa Tabip Odasınca yapılacak olan Sempozyumda yapacağım konuşmam için çok yararlandığım bilgi dolu yazı diziniz için içten teşekkürlerimle.
Uz. Dr. Umur Gürsoy

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.